ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

27 Mart 2026 Cuma

Dimyata pirince giderken!…

Dimyata pirince giderken!…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Trump’ ın savaşı ateşkeslerle zamana yayma girişimi: Taktik hamle mi, stratejik dönüş mü?

Trump’ ın İsrail ile el ele vererek İran’a karşı başlattığı bu sert süreçten aniden çark etmesine dair saatlerdir pek çok senaryo okuyorum; kabul etmek gerekir ki bunların önemli bir kısmı komplo kokan senaryolar..

Öncelikle şunu netleştirelim: Trump’ ın bu baş döndüren “U dönüşü” stratejik bir hamle değil, tamamen taktiksel bir geri çekilmedir. Bu bir sessizlik ilanı değil; aksine postu deldirmeden savaşı daha düşük dozda sürdürüp, pazarlığı zamana yayma ve elindeki kartları heba etmeme taktiğidir.

11 Eylül’den Bugüne Değişmeyen Rota…

ABD’nin 1990’lardan beri planledığı ve 2001’deki 11 Eylül saldırılarıyla düğmesine bastığı “yedi ülkede rejim değişikliği” stratejisi, başkanların kim olduğuna bakılmaksızın sürmektedir. O yedi ülkenin sonuncusu İran’dır ve İran’daki rejim ABD’ye bağımlı hale getirilmeden bu sürecin sona ermesi söz konusu değildir.

Bölgede Kartlar Yeniden Karılıyor…

Bu gerilim gölgesinde İsrail; Güney Suriye ve Güney Lübnan’da kontrolü sağladı. Gazze’de ise dünya maalesef trajedinin üzerine bir bardak su içti. İran’daki zorba molla rejimi ise dış tehdidi bahane ederek içerideki baskıları artıracak ve gücünü tahkim edecektir. İsrail, rejim değişikliği yerine “tırnakları sökülmüş” ülkelerde kaosu tercih eder ve bölgeyi istediği kıvama getirdi bile.

Trump’ ın asıl korkusu; Pompadaki Fiyatlar ve Seçim Matematiği arasındaki regülasyondur…

Peki, Trump neden frene bastı?

Cevap net: Kasım ayındaki ara seçimler…

ABD seçmeni ideolojiye değil, pompadaki benzin fiyatına bakar. Olası bir Hürmüz Boğazı krizinde petrolün 150 dolara fırlaması, Trump için siyasi intihar demektir. Temsilciler Meclisi’nde sadece 4 koltuğun el değiştirmesi bile (ki son güvenilir anketler kendi seçmeninin bile desteğini yitiren akıl sağlığı tartışmalı Trump’ ı ABD tarihinin bugüne kadar görmediği bir Amouk koşusuna kalkıştığını gösteriyor) kontrolün Demokratlara geçmesi ve Trump’ ın “topal ördek” olması demektir.

“Topal Ördek” i Bekleyen Yargı Kıskacı…

Kongrenin iki meclisinde de Cumhuriyetçilerin pamuk ipliğine bağlı çoğunluğu kaybetmesi parti açısından elbette bir siyasi felaket ama bu kez Trump açısından asıl büyük darbe, çoğunluğun kaybedilmesi, azil sürecinin ve yargı yolunun açılması anlamına da gelir…

Trump, Epstein dosyası gibi ağır ithamlar nedeniyle hapis riskiyle karşı karşıya kalabilir. 2028’e kadar vaziyeti toparlama şansı varken, neden kendi siyasi ikbalini bir “kör savaş” için feda etsin?

Sonuç olarak Trump gibi bir kişilikten bahsediyoruz…

Pragmatizmden eyyamcılığa savrulan tüm lümpenler gibi Trump da son tahlilde kendi kişisel ikbalini kurtarma derdine düşmüştür.

Bu tür insanlar değil İsrail’ i ‘satmak’, kendi öz çocuklarını bile boğarlar ayakta kalmak ve yakaladığı iktidarı kaybetmemek adına… (Mersin Times)

Devamını Oku

Savaşın uzaması ve petrolün 100 doların üstünde kalması Mersin’ i nasıl etkiler?

Savaşın uzaması ve petrolün 100 doların üstünde kalması Mersin’ i nasıl etkiler?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Brent petrolün 100 dolar üzerinde kalmasının Türkiye ve Mersin ekonomisine olası etkileri:

1-Türkiye’de akaryakıt fiyatları, Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatları ve dolar kuru baz alınarak hesaplanır.
Brent petrolün 100 dolar bandının üzerine yerleşmesi (an itibariyle 110 dolar), ham madde maliyetini artırdığı için benzinde ve özellikle motorinde yeni zam dalgalarını kaçınılmaz kılar.

WTI-Brent Makası: WTI petrolün 100 dolar, Brent’in ise 110 dolar civarında olması, aradaki farkın (spread) 12 dolara yaklaşması demektir.

Bu durum, küresel arz sıkıntısının ABD iç piyasasından ziyade bizim de dahil olduğumuz uluslararası piyasalarda çok daha derin hissedildiğini gösteriyor..

2. Dolar Kuru Çarpanı

Sadece petrol fiyatı değil, doların TL karşısındaki değeri de (Mart 2026 itibarıyla yaklaşık 44,32 TL) bu artışı katlar. Petrol 110 dolara çıkarken kurun da yüksek seyretmesi, ithal edilen her varilin maliyetini rekor seviyelere taşır.

18 Mart’ta benzine yapılan 2,17 TL’lik zammın bir kısmı devlet tarafından (Eşel Mobil sistemi) karşılandı, ancak Brent petrolün 108-110 dolar bandında kalıcı olması durumunda pompaya 2-3 TL daha artış olarak yansır.

**

Peki petrol fiyatlarının artışı özelde Mersin’ i nasıl etkileyecek?

Akaryakıt zamları lojistik maliyetlerini pek çok açıdan vurur:

-Limana gelen malların Anadolu’ya dağıtımı veya Anadolu’dan gelen ihraç mallarının limana ulaşması tamamen karayoluna (TIR taşımacılığı) bağlıdır. Motorindeki her 1 TL’lik artış, nakliye navlun fiyatlarına anında hem de çarpan olarak yansır.

-Boş Konteyner Maliyeti: Petrol fiyatlarındaki artış, küresel gemi hatlarının “yakıt ek ücreti” (BAF) uygulamasına neden olur. Bu da zaten düşük kur nedeniyle yeterince zorlanan ihracatçının dış pazarda rekabet gücünü daha da zayıflatır.

Tarımsal Üretim ve İhracat (Yaş Meyve Sebze)
Mersin’in ekonomik ve asıl yanıyla sosyal etkileri bakımından can damarı olan narenciye ve yaş sebze-meyve sektörü, petrol fiyatlarına pek çok nedenle tahminlerin de ötesinde duyarlıdır:

-Üretim Maliyeti: Çiftçinin traktöründe kullandığı mazotun litresi 70 TL bandını aşarsa, ürünün tarladaki maliyeti henüz toplanmadan artmış olur.

Soğuk Hava Zinciri: Mersin’den Avrupa’ya veya Rusya’ya giden tırların soğutma sistemleri (Frigo) ek yakıt tüketir.

110 dolarlık Brent petrol, “soğuk zincir” nakliyesini de lüks haline getirebilir.

Gübre ve İlaç: Petrol türevli olan gübre ve zirai ilaç fiyatları, ham petrol artışını 1-2 ay gecikmeyle takip eder. Bu da gelecek sezonun ekim maliyetlerini şimdiden ipotek altına alır.

Gübre konusunda asıl etki bölgenin en büyük tedarikçisi İran üretiminin savaşın ilk patladığı gün durmasıyla zaten ortaya çıkmış ve fiyatlar inanılmaz boyutlara sıçramıştı. Petrol fiyatlarının küresel arenada artması gübre üretimini etkilemesi yanında asıl darbeyi tarım üreticisine vuracaktır…

Kritik Eşik: Eğer petrol 110 doların üzerinde kalırsa, Mersinli ihracatçının lojistik maliyeti toplam maliyet içindeki payını %20’lerden %30’lara çıkarır.

Bu durum, özellikle düşük katma değerli ama hacimli ürünlerin (örneğin mermer, bakliyat, çimento, un, narenciye vb) dış pazarda fiyat tutturmasını zorlaştırır.

16 Mart 2026 itibarıyla küresel taşımacılık şirketleri, artan maliyetler nedeniyle konteyner başına 30- ile 90 dolar arasında “Acil Yakıt Ek Ücreti” (Surcharge) uygulamaya başladı.

Bu bile, Mersin’den yapılan her ihracat yüklemesinin maliyetini doğrudan etkileyecek bir faktör…

Peki, Mersin savaşla tetiklenen ve ne zaman, nasıl biteceği meçhul bir petrol şokuna karşı ne yapmalı?

Bunu da olası gelişmeler ışığında bir sonraki makalede ele alayım… (Mersin Times)

Devamını Oku

Küresel Enerji Krizi… Stratejik Satranç: Çin’in Enerji Kalkanı ve ABD’nin Rezerv Çıkmazı..

Küresel Enerji Krizi… Stratejik Satranç: Çin’in Enerji Kalkanı ve ABD’nin Rezerv Çıkmazı..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Ortadoğu’daki ABD-İsrail-İran çatışmasının küresel enerji piyasalarına etkisi, son bir haftada kontrolden çıkan fiyatlarla dramatik bir sürece girmiş bulunuyor..

Bölgedeki kritik altyapılara yönelik saldırılar sadece sıcak savaşa doğrudan giren ülkeleri değil tüm bölgeyi derinden sarstı.

 Özellikle de Hürmüz Boğazı’nın kapanması, petrol ve doğalgaz fiyatlarında tarihte eşi görülmemiş günlük dalgalanmalara yol açtı.

9 Mart 2026 itibarıyla bu makale kaleme alınırken Brent ham petrol fiyatı yaklaşık 103-108 USD/varil seviyelerine ulaşmış bulunuyor (sabahın ilk saatleri Uzakdoğu piyasalarında petrol varili 119 doları görürken, aynı günün gecesi 90 dolara gerileyecekti)

Sadece bir günde %30’ lara varan artışlar, ardından gelen iniş çıkışlar, içinden geçtiğimiz ‘belirsizlik çağına da uygun sonu meçhul gerilimlerin yansıması aslında…

Doğalgaz tarafında ise özellikle küresel LNG piyasalarında çatışmanın etkisiyle çok daha sert yükselişler gözlenirken LNG sevkiyatlarının durması küresel spot fiyatları gittikçe yukarı çekiyor.

Rusya Enerji Ajansı Avrupa doğalgaz stoklarının yüzde 30 gibi kritik seviyeye indiği görüşünde…

Son Bir Haftanın bölgesel tablosundaki gelişmelerin tümü kapıya dayanan küresel krizin habercisi aslında:

-Suudi Arabistan’da Aramco’ ya ait ülkenin en büyük rafinerinin vurulması ardından tesis tedbiren kapatıldı.

-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, güvenlik gerekçesiyle petrol üretimini geçici olarak durdurduğunu açıkladı…

-Kuveyt’ teki Ahmedi rafinerisi ağır hasar gördü ve işlevsiz hale geldi.

-Chevron, İsrail açıklarındaki Leviathan gaz sahasını kapattı.

-Küresel tedarik zinciri petrol yanında tüm sektörleri sarsıyor…

-Katar’da Ras Laffan LNG tesisine İHA saldırısı düzenlendi; Doha yönetimi “mücbir sebep” ilan ederek LNG üretimini ve sevkiyatlarını durdurdu, mevcut anlaşmaları askıya aldığını duyurdu…

Gelişmelerin zirvesine ise Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması geldi.

Boğaz, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sini ve LNG ticaretinin üçte birlik kısmına geçiş sağlıyor…

Geçişlerin durması, tanker trafiğini felç etti; sigorta primleri %50’ye varan oranlarda arttı ve birçok şirket alternatif rotalar aramaya başladı.

Sonuç olarak, petrol fiyatları bu sabah itibarıyla ve burada durursa yüzde 30 civarı sıçramayla 100 dolar/varil barajını aştı.

Ocak ayından bugüne Brent petrolde görülen yüzde 100’ lük artış, küresel piyasalardaki panik havasını yeterince anlatıyor…

Dünyayı ilgilendiren asıl soru şu:

Hürmüz Boğazı’nın gerçekten tam kapanması halinde küresel tablo nasıl şekillenir?

ABD petroldeki bağımlığı iç üretimle dengelediği günden beri dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumuna gelen Çin Rezervleri ne durumda ve Çin petrol arzındaki sorunlar karşısında ne kadar dayanır?

Bazı analistler, boğazın uzun süre kapalı kalması halinde küresel petrol krizinin kaçınılmaz olduğunu ve ülkelerin rezervlerinin en fazla 1 ay dayanabileceğini savunuyor. Gerekçe olarak dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin’in günlük 16 milyon varil civarındaki tüketimini sürdürmek için fiyatlara aldırmadan alım yapacağı görüşünde…

Ancak bu tez, Çin’in stok kapasitesine bakıldığında çok ta tutarlı görünmüyor…

Çin’in stratejik + ticari rezervleri, günlük tüketimi kısmadan bile ülkeyi 90-120 gün (3-4 ay) idare edecek boyutta.

Rusya’dan artması kaçınılmaz daha yüksek çaptaki sevkiyatlar, Çin’ e özgü disiplinli stok yönetimi ve olası farklı uygulamalar yanında alternatif rotalara dayalı yeni tedarik olanaklarıyla bu sürenin 6 aya kadar uzayabileceği öngörülüyor…

Çin, sanki bugünleri görmüş gibi 2025’in son aylarında petrol fiyatları 60 dolara gerilerken agresif stok stratejisiyle yaparak olağan ihtiyaç dışında günlük ilave 1 milyon varil ek alım yaptı ve toplam 1.5 milyar varil civarında bazısı gizli tutulan rezerve ulaştı.

Karşılaştırma için bilinmesinde yarar var: ABD’nin stratejik rezervi Şubat 2026 sonu itibarıyla 400 milyon varil seviyesinde idi ve ülke iç üretimi arttırmaz veya ithalat yapmazsa mevcut rezervlerle ancak 20-30 gün idare edebilir.

Çin rezervlerini arttırmakla kalmadı.. Suudi Arabistan ile yaptığı yeni anlaşmalar sayesinde Kızıldeniz üzerinden İran’ı bypass eden alternatif tedarik hatları oluşturdu. Bu tedarik zinciri de aslında İran’ ın tehdidi altında ama Hürmüz Boğazının kapanma riski kadar gündemde değil

Savaşın bir ayı aşması küresel krizi tetiklese de, en ağır fatura Çin’den ziyade ABD’ye ve Avrupa’ya çıkacak gibi görünüyor…

ABD’de pompa fiyatlarında 50 sentlik artış bile, seçimler öncesi Trump ve Cumhuriyetçi kadroyu zora sokabilir.

ABD, kaya gazı/çatlatma üretimine dönebilir ancak bu yöntem pahalı ve kalitesiz ürün gibi sorunları doğuruyor; daha da önemlisi rafineri kapasitesi baskı altında kalacak.

Bölgedeki hava sahalarının kapanmasıyla son yıllarda petrol dışı sektörlere özellikle de turizm ve bilişim alanına yönelen tüm körfez ülkeleri özellikle de BAE ve en fazla Dubai zor durumda…

Katar deseniz, hava sahası hâlâ kapalı; havayolları rotaları değiştirdi veya sefer iptal etti.

Gıda, ilaç ve yakıt kıtlığı endişesiyle tüm körfez ülkelerine gittikçe artan panik havası hâkim…

Irak’taki Rumaila sahası üretimi 700 bin varilden 460 bin varile düştü; Hürmüz çıkışı kesildiğinden çıkarılan petrol stoklarda tutulmaya çalışılıyor ancak orada da zaten kısıtlı olan depolama kapasiteleri dolmuş durumda…

Avrupa’da doğalgaz fiyatları yüzde 30 oranından fazla artarken Asya’da LNG arzı tıkandığı için Hindistan ve Endonezya gibi büyük montanlı ithalata bağımlı ülkeler alternatif pazarlardan tedarik arayışında…

Çin gibi büyük ithalatçılar stoklarını korurken, küresel enflasyon riski artıyor; altın fiyatları da %10 civarı yükseldi.

Enerji uzmanları, hasarın boyutuna göre Brent’in 100-120 dolar/varil bandını aşabileceğine dikkat çekerken savaşın uzaması, küresel ekonomiyi stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) gibi ciddi ve geniş toplum kesimlerini derinden etkileyecek krizle karşı karşıya bırakıyor.

Sonuç olarak, petrol ve doğalgaz fiyatları 9 Mart 2026 itibarıyla jeopolitik gerilimlerin gölgesinde rekor seviyelerde seyrediyor.

Fiyatlardaki bu volatilite, kısa vadede enflasyon ve büyüme baskısı yaratırken, uzun vadede tedarik zincirlerini yeniden şekillendirebilir…

Kara pazartesilerden birine daha uyandık…

Bakalım savaşlardan beslenen kabus senaryoları nereye evrilecek?.. (Mersin Times)

Devamını Oku

Önceki petrol krizleri ışığında bugün yaşananları anlamak….

Önceki petrol krizleri ışığında bugün yaşananları anlamak….
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Ne diyordu Mehmet Akif:

‘Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?

«Târîh»i «tekerrür» diye ta’rîf ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?’

28 Şubat 2026 cumartesi sabahı, ABD-İsrail ortaklığının İran’ a saldırısıyla başlayan, nasıl sonuçlanacağı da şimdilik meçhul yeni kaotik dönemin bugününü ve bundan sonra olacakları anlamak için filmi biraz geriye sarmak gerekiyor…

1979′ da Şah Pehlevi’ nin devrilmesi ve Ruhullah Humeyni’nin 14 yıllık sürgünün ardından 1 Şubat 1979’da İran’a dönüşüyle başlattığı ‘Devrim’ hareketiyle kontrolden çıkan petrol krizine odaklanmak iyi bir hareket noktası gibi görünüyor…

İran işçi sınıfı, Şah dönemi işkencelerde can veren sol yelpazedeki her türlü düşünceye sahip kesimler, Kürtlerin de yer aldığı tüm yapılar, bir başka ifadeyle Şah dönemi serpilip semirmiş bir avuç mutlu azınlık dışında halkın büyük kesimi yeni ve müreffeh bir İran beklentisiyle Humeyni’ ye destek verdi…

İran’da büyük protestolar, grevler ve işçi eylemleri başladı.

Kasım 1978’de İran’ın ulusal petrol rafinerilerinde 37 bin işçinin greviyle ülkenin üretimi günde 6 milyon varilden 1,5 milyon varile düştü.

Can güvenliği kaygısıyla yabancı uzman işçiler ülkeyi terk ederken üretim neredeyse durdu.

Ocak 1979’da İran petrol üretimi 4,8 milyon varil/gün azaldı (ki bu o günkü 60 milyon varil düzeyindeki günlük dünya üretiminin yüzde 8′ ine tekabül ediyordu)…

Kesinti küresel arzı yalnızca yüzde 4 azalttı ama piyasalarda paniğe yol açtı..

Panik Spekülatif stoklama ve borsalarda manipülatif oyunlarla körüklenince fiyatların akıl almaz hızda yükselmesi kaçınılmazdı..

Bunca olumsuzluk ta kesmedi, spekülatörleri…

Humeyni’ nin koltuğa yerleşmeye çalıştığı günlerde malum güçlerce sırtı sıvazlanan Irak lideri Saddam İran’ a saldırma kararını verdi…

Türkiye’ de 12 Eylül 80 darbesinden sadece 10 gün sonra (bu tuhaf ilişki hiç bir zaman ciddi anlamda irdelenmemiştir.) Irak, İran’ a 10 yıl sürecek ve iki ülkenin de tüm enerjisini, iliklerini kurutacak savaşı başlattı..

1973 kriziyle 3 dolarlardan 11-12 dolarlara çıkan petrol şoku henüz atlatılamamışken, dünya; ondan çok daha büyük hasarlara yol açacak ve başta enerji, ulaşım, otomotiv sektörleri olmak üzere tüm küresel denklemleri, dengeleri değiştirecek petrol kriziyle karşı karşıya kaldı…

1973’e kadar sudan ucuz fiyatıyla 3 dolar olan bir varil petrol 1973′ te 11-12 dolarlarla o güne kadar dünya otomotiv hâkimi ABD’ nin büyük hacimli motorlara sahip araba üretimine zaten çok ağır bir darbe indirmişti.

Ancak, 1979-80 krizi dünyanın önemli üreticileri olan İran yanında Irak’ ın da üretimini durma noktasına getirince, bu kez petrol 40 dolarlara fırladı ki bu Yüzde 400′ lere ulaşan artış demekti…

Kriz kendisini ABD’de benzin kıtlığı, akaryakıt istasyonlarında kilometrelere varan kuyruklarla gösterdi…

ABD’ de çoğu eyalet karneyle benzin uygulamasını getirdi. (plakanın son hanesindeki tek çift sayılarına göre alım dönemi).

Küresel olarak yakıt kıtlığı, özellikle dizel ve ısıtma yakıtlarında sorunlar yaşanmasına yol açtı, bu ise üretim ve dağıtımı doğrudan etkiledi.

Dünya genelinde enflasyon patlamasına eşlik eden büyük durgunluk (staflasyon) petrol bağımlısı tüm ülkeleri derinden sarstı…

ABD’de enflasyon %13’ü aşarken, işsizlik yükseldi.

Enflasyonu aşağı çekmek için FED faizleri Ekim 1980′ de %20’lere çıkardı..

Bu akıl almaz faizler durgunluğu had safhaya çıkarırken işsizlik yüzde 11 ile 1929 büyük buhranından sonraki en yüksek oranları gördü..

Sadece ABD değil, tüm OECD ülkelerinde büyüme yavaşladı, resesyon tetiklendi.

Enerji tasarrufu dünya gündemine oturdu ve alternatif kaynaklara yönelim hızlandı (nükleer enerji, kömür yanında yenilenebilir yatırımlar alanında büyük yenilikler, gelişmeler).

ABD Petrolün jeopolitik öneminden hareketle petrol zengini körfez ülkelerini güvenlik şemsiyesi altına aldı. 1979 petrol krizi Amerikan otomotiv endüstrisi bakımından 1973′ te yaşanan çöküşün devamı gibiydi ama daha şiddetli vurdu…

ABD’nin muhteşem büyük üçlüsü “Big Three” (General Motors, Ford, Chrysler) için felakete yol açtı.. oldu.

Zaten 1973’ ten itibaren sendeleyen ve yaralarını sarmaya çalışan 8 silindirli Chevrolet Impala, Ford, Cadillac gibi bir zamanların efsane otomobillerinin satışları yüzde 50 düştü.

Yakıt tüketimi yüksek araçları stoklarında tutan ve alacak müşteri bulamayan ABD’ nin büyük bayileri iflas etti.

İflasın eşiğine gelen Chrysler’ i 1980’de Reagan döneminde uygulamaya konan destek paketleri ipten aldı…

Küçük silindir, katı emisyon kuralları ve yakıt tasarrufu zorunluluğuyla arabaların öne çıkmasıyla küçük araba üretiminde uzmanlaşmış Japon üreticilere gün doğdu…

Toyota Corolla, Honda Civic, Datsun (Nissan) ve Alman VW Golf gibi küçük, ekonomik modeller rekor satışlar yaparken ABD’ nin otomotiv üretim merkezi Detroit işsizler ordusuyla ölüme yattı ve bir daha da uyanmadı…

Japonya ABD’ deki pazar payını patlatmakla kalmadı. 1980’lerde ABD’de kurmaya başladıkları fabrikalarla sektörde egemenliklerini ilan ettiler…

Avrupa’da zaten küçük araçlar yaygındı (Fiat, Renault, Peugeot) .Kriz ABD’ ye nispetle onları daha az etkiledi ama verimlilik trendi, daha az yakıtla daha çok yol katetme arayışları hızlandı.

Kısaca: 1979 krizi, 1973’ te petrolün ekonomik silah olarak kullanılma dönemini çok daha ileriye taşırken otomotiv dünyasını tümüyle değiştirdi.

Büyük arabalar çağı kapandı, Japon otomotivinin küresel hâkimiyetini hızlandırdı ve enerji verimliliğini endüstrinin ana gündemi yaptı.

Petrolün petrolden ibaret olmadığı, 1953’ te bölgenin en güçlü demokrasisine sahip İran’ ın seçilmiş lideri Musaddık’ ı Shell gibi petrol kartellerinin ABD-İngiliz istihbarat örgütleri CIA, M16 eliyle devirmesiyle sonuçlanan operasyonlardan biliyoruz…

Tıpkı başta Suudi Arabistan olmak üzere körfez ülkelerinin akıttığı petrodolarlarla İsviçre’ nin konumuna talip olan Lübnan’ ın çıkarılan iç savaşla yerle bir edilmesinde olduğu gibi…

ABD’ den Japonya’ya geçen otomotiv endüstrisi bu kez bayrağı elektrikli araba üretiminde tartışılmaz üstünlükleriyle Çin’ li şirketlere bırakmış bulunuyor…

Bölgesel finans merkezi arayışında ise dünün Lübnan’ ı yerine bugün Dubai talip….

Umalım, en azından bu alanda tarih tekerrür etmez ve Dubai Lübnan’ la benzer çöküşü yaşamaz… (Mersin Times)

Devamını Oku

ABD-İsrail’ in İran’ a Yönelik Saldırısı… Savaş, Bölgeyi ve Dünyayı Nasıl etkileyecek?

ABD-İsrail’ in İran’ a Yönelik Saldırısı… Savaş, Bölgeyi ve Dünyayı Nasıl etkileyecek?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ortak askeri operasyonlar, Şia Dünyasının ‘Rehberi’ olarak tanımlanan Hamaney’ in öldürülmesi ardından bölgesel sıcak savaşa dönüşürken, küresel enerji piyasaları ve ekonomi son yılların en ciddi sınavıyla karşı karşıya…

Özellikle İran’ ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla gerilim artık bölgeyi de aşıp tüm dünyanın petrol ve doğal gaz akışını dolayısıyla tüm ülkeleri etkileyecek boyuta ulaşma temayülü gösteriyor…

Küresel petrol tüketiminin yüzde 20’sinin ve sıvılaştırılmış doğalgaz ticaretinin üçte birinin geçtiği boğazın gemi trafiğine kapanmasıyla birlikte bugüne kadar telaffuz edilmekten kaçınılan tehlike artık soyut olmaktan çıkıp 48 saatte gerçek oldu…

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı İran’a yönelik saldırılarıyla Ruhani Lider Hamaney’ in öldürülmesi, önceki İsrail-ABD saldırılarına sembolik karşılıklar veren İran’ın bu kez sadece İsrail’ e değil, misilleme anlamında ABD üslerine ev sahipliği yapan tüm körfez ülkelerini vurmasıyla bölgeyi ateş sardı…

Dubai, Kuveyt, Katar, Umman, Suudi Arabistan yanında Kıbrıs Rum Kesimi de İran gazabından nasibini aldı…

Ne zaman başlayacağını en azından Trump ve Netanyahu cephesinin yaklaşık ta olsa tahmin ettiği savaşın nereye doğru evrileceği ve ne zaman sonuçlanacağı şimdilik meçhul….

Savaşın ekonomik açıdan en kritik aşamalarından birine İran Devrim Muhafızları tarafından yapılan, Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemi geçişini yasaklandığına dair duyuruyla geçildi..

Bu, resmi bir “kapatma” olmasa da, büyük tanker sahiplerinin, sigorta şirketlerinin ve petrol şirketlerinin rotaları askıya almasına yol açan hayati bir adım…

Öyle ki, daha ilk saatlerde 1 milyon varilden fazla petrol taşıyan üç gemi bazı mürettebatın ölümüyle sonuçlanan saldırıya uğradı…

Dünyanın en büyük konteyner taşımacılık şirketlerinden MAERSK Hürmüz Boğazı geçişli sevkiyatları askıya aldığını açıkladı…

Bugün itibariyle çok sayıda gemi boğaz giriş/çıkışlarında bekliyor veya alternatif rotalara yönelmeye başladı…

Bu gelişmeler petrol fiyatlarını hızla yukarı çekti ve brent ham petrolü makaleyi kaleme aldığım 2 Mart 2026 sabah saatlerinde Cuma gününe oranla yüzde onu aşan artışla 79-80 USD/varil seviyelerine ulaştı (geçtiğimiz hafta 68 dolardı).

Savaşın nereye evrileceğinin çok bilinmeyenli denklemden beter hale gelmesi sonucu, Sigorta Şirketleri risk primlerini Arap Körfezi geçişleri için yüzde 50’ye varan oranlarda arttırırken bazı şirketler savaş riski kapsamında sigorta yapmayacağını duyurdu…

Kritik soru şu: Savaş ortamında bilinmezlikleri çok daha büyük boyutlara taşıyan süreç dünya ekonomisini nasıl etkileyecek?

Aslında birbirinden beter de olsa farklı senaryolar öngörmek mümkün:

En az hasar yaratacak senaryo; İran’ daki Molla rejiminin içeriden çöküşü ve ülkenin bütünlüğünü sağlayacak bir geçiş dönemi…

Bu, uzun sürecek bir savaşın petrol fiyatlarını yükseltmesi sonucu ABD’ de  artacak enflasyon riskinin Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde kendisine ağır darbe vuracağını bilen Trump yönetimi için de en iyi senaryo olarak ta görülebilir…

Bir başka olasılık ise uzun sürecek te olsa düşük yoğunluklu çatışmalarla İran rejiminin yıpratılması…

Karşılıklı saldırılar ve özellikle İran’ ın körfez ülkelerine yönelik misillemeleri bölgeyi istikrarsızlaştırır…

Turizm, ticaret ve bölgesel ekonomiler ağır darbe alır.

Nüfusunun yüzde 80’ i yabancılardan oluşan ve finans, lojistik, turizmle refahını arttıran Dubai’ yi gerilimin sürmesi halinde nasıl bir gelecek beklediğini tahmin etmek zor değil…

İngiliz üslerine ev sahipliği yaptığı için saldırıya uğrayan en önemli geliri turizm olan Kıbrıs Rum Kesimi gibi ülkelerin gerilimin sürmesiyle karşılaşacakları fatura da çok farklı değil…

Cehennemin kapılarını ardına kadar açacak en yıkıcı senaryo ise gerçekten ürpertici ve adı koyulmamış bir dünya savaşının da habercisi olma potansiyeli taşıyor…

En büyük petrol rafinerisinin saldırıya uğraması sonucu üretimine ara veren Suudi Arabistan’ ı yöneten Prens Bin Salman’ ın tüm orduya savaşa hazırlık talimatı vermesi ve şimdiden kestirilmeyecek diğer gelişmelerle bölgenin topyekûn savaşa sürüklenmesi…

 İran rejiminin ölmektense her yanı ateşe verip son altın vuruş niyetine Hürmüz Boğazı’ nı mayınlayıp tam kapatması…

Molla rejimiyle ortak Yemen’ deki Husi’ lerin Bab el-Mendep ve Aden Körfezi’nde petrol tankerlerine/ gemilere yönelik saldırıları sonucu küresel petrol arzının dibe vurması, küresel tedarik zincirinin kopmaya başlaması…

Böylesi korkutucu senaryo, sosyal ve siyasal depremler bir yana enerji fiyatlarında dramatik sıçrama, tedarik zinciri şokları, 1973 petrol şokundan beter bir küresel krizi tetikler ki, o sürecin sonunda nasıl bir dünya ile karşılaşacağımız sorusu bile ürpertici…

Akıllı yönetimler gerçekleşmesi imkânsıza yakın olsa da en kötüye göre hazırlık yaparak ayakta kalma becerisini gösterenlerdir…

Umalım ve dileyelim ki, özetlediğim senaryoların hiç biri gerçekleşmez ve sonunda aklıselim galip gelir… (Mersin Times)

Devamını Oku