ABDULLAH AYAN - Mersin Times
ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

30 Mayıs 2024 Perşembe

ABD-Çin ticaret savaşında son cephe: Green Charter Township kasabasında yaşananlar…

ABD-Çin ticaret savaşında son cephe: Green Charter Township kasabasında yaşananlar…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Bir zamanlar Çin’ i üretim merkezi olarak gören başta tekstil gibi emek yoğun ürünleri çok ucuza tedarik etmekle kalmayıp, 1,5 milyar nüfuslu dev ülkeyi pazar niyetine değerlendirmek isteyen ABD cephesinden bakacak olursak o mutlu günler geride kalalı epeyi zaman oldu…

Dünya Ticaret Örgütü’ nün mucidi ve küresel sermayenin yeni pazarlar bulmasına öncülük adına bu organizasyonu pek çok ülke gibi Çin’ e dayatan ABD, kendi kurguladığı oyuna yenik düşmüş bulunuyor..

Özellikle 2008 kriziyle ABD, AB hatta Japonya gibi gelişmiş ülkeler içine düştükleri sorunlardan kurtulmaya çalışırken, Çin, emek yoğun ürünlerden teknolojik ürünlere akıllara durgunluk verecek hızla geçiş yaptı…

Dünün başta ABD olmak üzere dünyayı giydiren don gömlek üretim üssü artık ileri teknoloji alanında özellikle de çip, fotovoltaik piller, elektrikli araçlar başta olmak üzere bilişim dünyasının yeni merkezi konumuna gelmiş bulunuyor…

ABD, bugün yitirdiği teknoloji liderliğini yeniden kazanma yanında Çin’ i frenleme, düne kadar savunduğu serbest piyasaya dayalı liberal oyunun kurallarını değiştirip, erişilmesi hayli zor üstünlük elde eden dünya devini durdurmaya çalışıyor…

Gümrük duvarları, Çin ürünlerinin önüne çıkarılan örtülü açık pek engel, kotalar, kısıtlamalara karşı Çin sınır tanımıyor…

Bugün ele alacağım konu, sürmekte olan ticaret savaşının boyutlarını göstermesi bakımından önümüzdeki döneme ışık tutacak boyutta ve daha da önemlisi nefes kesen ibretlik bir öykü kıvamında..

ABD’ de dünya otomotiv endüstrisinin kalbi, Detroit gibi bir zamanların otomotiv üretim mabedinin merkezinde yer aldığı Michigan eyaletine bağlı küçük tanımının bile yetersiz kaldığı 3250 nüfuslu bir kasabada geçiyor yaşananlar…

Kasabanın adı Green Charter Township…

Yüzde 38 seçmenin sandığı gittiği 2020 yerel seçimlerinde halk kasabayı yönetsin diye 7 kişilik bir kurulu seçiyor…

Mütevazı bir kasabayı yönetme yetkisi verilen bir yönetici, bir sayman, bir denetçi ve üyelerden oluşan bir komite gönüllük temelli bir anlayışla işe koyuluyor…

Derken 2022’ de haritadaki yeri zor bulunan Green Charter Township’ i Gotion isimli Çin’ li bir şirket keşfediyor ve ABD’ de kurmayı düşündüğü elektrikli araba (EV) pilleri üretecek tesis için kasaba yönetimine başvuruyor…

Yüzde 30’u Alman Volkswagen’ e ait Çin hükümetince desteklenip teşvik edilen Gotion’ un, onlarca yıldır Çin yatırımlarını teşvik eden Michigan’ı ve özellikle kuş uçmaz kervan geçmez gözlerden ırak Green Charter Township’ i üs olarak seçmesi boşuna değil…

Değil çünkü kasaba, yıllar önce tabutuna son çivinin çakıldığı bir zamanların gelişmişlik sembolü, otomobil dünyasına yön veren Detroit’e 3 saatlik mesafede ve işsizlikle kıvranan kırsal bir belde..

Üstelik Michigan 1990’ lardan itibaren ülkeyi dışarıya açarken, kendisi de dünyanın farklı bölgelerine yatırım yapmaya başlayan Çin’ e hep sıcak bakmış bir eyalet…

O kadar ki, son 30 yılda Çin’ in ABD’ de gerçekleştirdiği 460 milyar dolarlık yatırımın yüzde 40’ ı için özellikle Michigan tercih edildi.. (Rhodium Group isimli yabancı yatırımlar hakkında araştırma yapan kuruluşa göre 1990-2020 arası 175 milyar dolar tutarında yatırım Michigan’ a yapıldı)

Gotion yetkilileri işte bu ABD ölçütlerine göre yoksul sayılacak Green Charter Township yönetimine hiç kimsenin sırt çeviremeyeceği bir teklifle gelirler…

Kendilerine fabrika izni verilir ve alt yapı için gerekli kolaylıklar gösterilirse, 2 milyar 350 milyon dolarlık bir yatırım yapılacak ve 2 bin 350 kişiye istihdam sağlayacakları taahhüdünde bulunurlar..

ABD’ de 2022 yılı kişi başı milli geliri 66 bin dolar olmasına karşın Michigan eyaleti 57 bin dolarla ülke ortalamasından yüzde 20 geride ve Green Charter Township Michigan’dan da yüzde 25 daha düşük gelire sahip…

Oysa gelecek olan yatırımla kasaba uçuşa geçecek ve yaratılacak istihdamın tetiklemesiyle hem yeni nüfus gelecek hem de kişi başı gelir iki kat artacak. (Okuduğum araştırmada gelir artışının yüzde 150 olacağı öngörüsü yer alıyordu.)

Öngörünün ötesinde Associated Press, bu yılın Nisan ayında Gotion şirketinin Green Charter Township kasabasında çalışacak olanlara saat başına 29,42 dolar ödemeyi planladığını duyuruyordu… (Fikir vermesi bakımından işçi ücretlerinin refah düzeyi yüksek ABD eyaletlerinde 12-13 dolar civarı olduğunu not etmekte yarar var..)

Hiçbir yerel yönetimin hayatın olağan akışı çerçevesinde hayır diyemeyeceği yatırım projesini heyecanla onaylar Green Charter Township’ in 7 kişilik kasaba yönetim kurulu…

11 Ekim 2022 günü yapılan başvuruda Gotion’ un ABD yetkililerinin kasaba yönetiminden en önemli taleplerinin başında kasabaya içme suyu kaynağından yararlanmak ve kaynağa yakın bölgede satın aldıkları 270 dönüm arazi üzerine kurulacak tesisin olmazsa olmaz girdisi suya sorunsuz erişebilme gibi detaylar geliyordu…

Tesiste pil üretimi için günde 750 bin galon (yaklaşık 2,9 milyon litre) suyun kullanılması söz konusuydu ve halk arasında başlayan huzursuzluğu tetiklese de projeye hayır diyenler sadece çevreciler değildi..

Çin yatırımlarının altında komplo arayanlardan, Gotion’ un gerçekte ABD’ yi işgale hazırlanan Çin hükümetince kontrol edilen Truva atı olduğunu iddia eden felaket tellallarına kadar yerel halkı ayağa kaldıran karşı eylemler dalga dalga yayıldı…

Green Charter Township bir anda Çin-ABD ticaret savaşlarının sembol cephesi haline getiren inanılmaz süreç ve kasaba halkının örgütlenip 2020’de seçtiği Yönetim Kurulunu azletmesiyle sonuçlanan ‘geri çağırma referandumu’ sonraki makale konusu olsun… (Mersin Times)

Devamını Oku

Mübadeleyle gidenlerin taşıdığı Mersin anıları…

Mübadeleyle gidenlerin taşıdığı Mersin anıları…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Miltiadis Ayanoğlu ayrıldığı günlerde (1921 tarihi geçiyor anlatımda) Mersin nüfusunun 25-30 bin
olduğunu, bunların içinde Rumların 4-5 bin, Arap Ortodoksların 2 bin, Ermenilerin 3-4 bin
Müslümanların da 20 bin civarında olduğunu söylüyor.
Lazaros Avrimidis ise 1920’ de Mersin’ de 72 bin kişi yaşamakta olduğunu iddia etmekle kalmıyor,
nüfus yapısı hakkında da şu bilgileri veriyor:
Kıbrıslı 100 aile, Sakız’dan 150 aile, Pontus’ tan 100 aile olmak üzere toplam Rum nüfusu 15 bin…
Arap Ortodokslar 200 aile, 50-60 yahudi aile ve hane sayısını vermediği Ermeni, Afgan, Çerkez aileler..
5 bin civarında yoksul olarak tanımladığı Fellah ve geri kalan nüfus Türk…
Bir başka anlatıma göre Rumların çoğu Kayseri ve Niğde civarından, bir kısmı Midilli ve İzmir’ den
gelmiş Mersin’ e, Bin civarında da Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan tebaasından insan yaşıyor Mersin’
de…
Yine Lazaros Avrimidis’ e göre Mersinliler çok dilli ve her kesim kendi dilini konuşuyor. Kıbrıslılar
Kıbrısça, Hioslular Sakızca, Ermeniler Ermenice, Araplar Arapça ve Türkler Türkçe… Kentte ağırlıklı
olarak konuşulan dil Türkçe, özellikle de Konya Kayseri, Niğde’den gelen Rumların tümü Türkçe
konuşurdu…
Lazaros Mersin’ e yerleşen cemaatlerin zaman içinde kendi mahallelerini oluşturduğunu ve
mahallelerin buna göre adlandırıldığını anlatıyor:
“Fellah Mahallesi, Rumca konuşan 200 Giritli ailenin oluşturduğu Girit mahallesi, kent merkezinde
Yoğurt Pazarı ve Karpuz çarşısı, Küçük Hamam mahallesi, Rum mahallesi (Rum mahallesinin küçük
olduğunu çünkü Rumların kentin her yanına dağıldığını söylüyor anlatımında), Arap mahallesi,
Ortodoks Hıristiyanların mezarlıklarına yakın olduğu için Mezar adını verdikleri mahalleleri…
Evridiki Kiriakopulu anlatımlarına göre ise; Rum ve Ermeniler Tarla mahallesinde otururdu, Cami Şerif
mahallesinde 20-30 Türk evi vardı. Ayrıca Kıbrıs mahallesinden de söz eder..
Anlatımlara göre meslekler de cemaatlere göre ayrılıyordu;
Karamanlı Rumlar tüccar, deri işleyen tabak ve sarraf, Pontuslular inşaat işçisi, Sakız ve Kıbrıslılar içki
tüccarı, Ermeni ve Yahudiler tüccar ve sanatkâr, Araplar çalışkan, Afganlılar baharat ve nargile tütünü
satarlardı..
Fellahlar taşıma ve tarım işçiliği, kebapçılıkta ve taş işlemekte usta, Türkler memur ve mal mülk
sahibi,
Ve mübadele sonucu geride bıraktıkları Mersinle ilgili hafızalarında kalan izlenimler:
-Yollar toprak, evlerin önünde yarım metre kaldırımlar, kent yeni olduğu için yollar oldukça genişti..
-Meydanlar azdı, Yoğurt Pazarı’ nda Pazar kurulur, köylüler yoğurt, peynir, yağ, buğday mısır getirir
satardı. Pazarın ortasında şadırvan, etrafı gölgelik ağaçlarla çevriliydi. Bir helvacı, bir marangoz
dükkânı, köylü ürünlerini eşeklerle getirirdi.
-Evlerimiz çok güzeldi. Adana evleri ve damlar topraktan, bizim evlerimiz taştan ve çatılar kahverengi
kiremitlerle bezeli, çoğu iki katlı..
-İklim iyi değildi, sinek, sivrisinek bol, yoksulluk yoktu…
-Fener kışlanın yanında idi. Fanari adını alan semt piknik yeriydi. Kathari Deftera bayramında
(Ortodoksların 40 günlük orucun başlangıç günü) yemeklerimizi alır, sabahtan oraya giderdik.

-Su pompa ile çekilirdi. Çeşmeler, kuyulardan su sağlanan Mersin sulaktı. Portakal, elma, armut,
limon, dut, zeytin ve bolca muz.. Kent meyve sebze cennetiydi..
-Binalar taştan ve güzel.. Merkezde saray vardı. Kadı ve Mutasarrıf orada kalırdı.
-İki hamam, küçük bir hastane, kahveler ve gümrük binası, ayrılmadan kısa zaman önce bir de
sinema..*
**
Ayrılmalarından 40 yıl sonra, hafızalarına nakşedilmiş çocukluk hayallerinin süslediği kentle ilgili
hüzünlü anılardan bir demet…
İlyas Halil’ in şiir tadındaki o cümleleri geliyor aklıma, boğazımda bir yumruk, bir düğüm:
“Ohannes biliyor musun, bir gün bir büyük günah işledim. ‘Yahu Mirye Ana’ dedim diz çökünce.
‘Vaktin olunca Ulu Babaya sorarsan çok sevinirim. Hani şimdi küçük aklımla diyorum ki…
Gölü, ırmağı olmayan yerde bizi balık edip neden saldınız? Susuz yerde balık n’etsin?”
*1920’ de Belediyeye ait Millet Bahçesi içinde kurulan yazlık Pathe Sinemasından söz ediliyor. (Mersin Times)

Devamını Oku

Çin elektrikli arabalarla dünyayı istilaya hazırlanırken…

Çin elektrikli arabalarla dünyayı istilaya hazırlanırken…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Otomobil tarihine damgasını vuran ABD, Almanya ve Japonya’ yı harekete geçiren dinamiklerin tetiklediği yüz yıllık süreci anlatmaya çalıştığım makaleyi aşağıdaki tespitlerle noktalamıştım:

“Otomotiv dünyasını değiştirecek küresel oyunu yeniden sahneye koymaya aday Çin’ li üreticiler arasında biri var ki, sadece Amerikalı üreticilerin değil, politikacıların da uykularını kaçırıp tir tir titretiyor…

Şirketin adı BYD ve başta Amerika olmak üzere tüm içten yanmalı otomobil dünyasını Martı adını verdiği 10 bin dolar civarındaki akıl almaz ucuz arabalarla baştan aşağı değiştirmeye geliyor…”

Kaldığım yerden devam edeyim…

2023’ te Çinli otomobil üreticisi BYD isimli şirket, menzil gücüne göre 10-12 bin dolar fiyatla satılan ve Martı adını verdiği arabayı önce kendi ülkesinde hemen ardından dünya piyasalarına sürdü…

ABD’ nin ithal Çin araçlarına uyguladığı gümrük vergileri ve gizli açık yaptırımlar nedeniyle, en azından şimdilik Martı Amerika kıyılarından uzak tutulacak ve eğer ithalatta önüne koyulan bariyerleri aşsa bile büyük olasılıkla 12 bin doların çok üstünde fiyatla piyasaya arz edilecek…

Ancak Çin’den düşük fiyatlı elektrikli araçların hızla ortaya çıkması, küresel otomotiv endüstrisini, Japon üreticilerin 1970’lerdeki petrol krizleri sırasında sahneye çıkmasından bu yana görülmemiş şekillerde sarsabilir. “Hayallerinizi İnşa Edin” anlamına gelen BYD (Build Your Dreams), ABD otomotiv endüstrisi için hayallerden çok kabusa dönüşebilir…

Bugünlerde Biden’ in daha sertleştireceği önlemlerle engellenmeye çalışılan “BYD istilası” uzmanlara göre şimdilik geçici olarak durdurulmaya çalışılsa da tartışma konusu pazara girip girmeyeceğinden çok bu dalganın ne zaman olacağı?

ABD’li politikacılar ve onlara lobi faaliyetleri kapsamında milyar dolar akıtan ülke otomotiv üreticisi devler Çin elektrikli araçlarını zaten ciddi bir tehdit olarak görüyor.

Sizler bu makaleyi okuduğunuzda muhtemelen Biden yönetiminin Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara yönelik yüzde 100’ e varan gümrük duvarıyla engellediğini ve bunu ABD’nin istihdamına vurulacak darbeyi engelleme, ulusal güvenliğe tehdit oluşturmasına karşı önlem alma gibi gerekçelere dayandırdığına tanık olacağız.. (Ki makalem yayına girmeden Biden Çin otomobillerine yüzde 102 gümrük vergisinin uygulanacağı kararnameyi imzaladı.)

ABD otomotiv üreticilerinin oluşturduğu İttifak, hükümetin Çin elektrikli araçlarına dur dememesi halinde “ABD otomotiv sektörünün yok olma sürecine dönüşebileceği” görüşünü sürekli yineliyor..

Sadece geleneksel ittifakın bugüne kadar piyasaları domine eden güçlü oyuncuları değil, onların ayrık otu olarak nitelendirdiği Elon Musk geçtiğimiz günlerde alarm düğmesine basmış ve ticari engeller olmasa kaliteleri tartışılmaz Çin arabalarının dünyadaki diğer otomobil şirketlerinin çoğunu yok edecekleri uyarısını dillendirmişti..

AP ajansına görüş bildiren tarafsız uzmanlara göre herkesin erişebileceği ucuzlukta ve enerji maliyetleri hayli düşük elektrikli Çin arabaları ‘küresel eşitliğe hizmet etmekte ve sektörü demokratikleştirecek büyük bir devrime öncülük etme potansiyeli taşıyor…

Bugün aynı segmentte elektrikli arabayı başta ABD olmak üzere batılı markaların üçte bir fiyatına pazara süren Çin’ li üreticilerin önüne hangi engeli koyarsanız koyun rekabet etmek mümkün mü sorusundan önce BYD’ nin nasıl olup ta maliyetleri böylesine aşağı çekebildiği faktörlere yoğunlaşmak gerekiyor…

BYD’nin Martı’yı nasıl bu kadar ucuza üretebildiğini açıklamak için işçilik maliyetleri ve benzeri girdileri sıralamak tabloyu anlatmakta yetersiz…

Elbette daha yüksek ABD işgücü maliyetleri ve buna bağlı girdiler denklemin bir parçası ama çok daha önemli etkenler de var.

Örneğin BYD, lityum demir fosfat kimyası kullanan pillerin üretimindeki uzmanlığı sayesinde maliyetleri düşük tutabiliyor.

Amerikalılar sürecin nereye doğru evrildiğini geç te olsa gördüler ancak daha ucuz pil yapma girişimlerinde Çin’ in hayli gerisine düşmüş durumdalar…

Otomobilin yüzyıllık tarihine damgasını vuran Ford ,daha yeni yeni Çin’in CATL teknolojisini kullanarak bir lityum demir fosfat pil fabrikası inşa etmeye girişmiş bulunuyor…

BYD sadece bataryayı değil, elektrik motorları, gösterge panelleri, gövdeler ve hatta farlar da dâhil olmak üzere pek çok parçayı kendi üretiyor.

BYD, araçlarının her yönünü maliyet ve verimliliği göz önünde bulundurarak tasarlıyor.. Örneğin Martı üretilirken tasarruf sağlayacak tüm tasarım çalışmalarıyla maliyet minimize edilmiş.

Şaşırtıcı gelecek ama dünyadaki tüm araçlarda iki cam sileceği varken Martı’ da bir ön cam sileceğiyle yetinilmiş, böylece bir motoru ve bir kolu ortadan kaldırarak ağırlıktan, maliyetten ve montaj işçiliğinden tasarruf sağlanıyor…

Oysa ABD’li otomobil üretimi araçlar böylesi minimal ayrıntıları göz önüne almadığı için aşırı mühendislik maliyetlerine maruz kalıyorlar..

İçten yanmalı motorlarla çalışan arabalar için gerekli pek çok parçanın, akaryakıt depolama ve hortumların elektrikli araçlar için fazladan yük olduğu gerçeği ve mühendislik dizaynlarının bu konsepte göre tasarlanma zorunluluğu…

Martı tam olarak bu tasarımların üretimle entegrasyonunu sağlıyor…

Artık gereksiz hale gelmiş parçaların arabalardan kaldırılması sonucu sağlanan ağırlık tasarrufu Martı’nın daha küçük bir pille şarj başına daha uzağa gitmesine olanak tanıyor…

Böylece Martı, 1,240 kg ağırlığa indiriliyor ve GM tarafından üretilen elektrikli Chevrolet Bolt’tan yaklaşık 408 kg daha hafif olma avantajıyla çok daha az enerji tüketiyor..

ABD otomotiv sektörünün yüzyıllık araç üretimiyle ilgili uygulamaları terk etmesi, buna ayak uydurabilmek için birçok tasarım ve mühendisliği hızlı bir şekilde yeniden öğrenmesi en acil sorunlardan biri…

Mevcut paradigmanın unutulması, düne ait ne varsa bir kenara bırakılıp Çin’ in peşinden yeni denizlere kulaç atma zamanı geldi de geçiyor…

Yıllardır Çin ürünlerini ‘ucuzsa kalite sorunu vardır’ algısıyla her alanda pazarlara hakim olma anlayışı da Martı ile iflas ediyor…

Minimalist tasarımına rağmen Martı kaliteden ödün vermiyor. Sağlam kapılara sahip gövde, sentetik deri koltuklar, pahalı arabalardaki gövde rengiyle eşleşen dikişler, hava yastığı, arka disk frenler, elektronik denge kontrolü ve daha pek özellikle ABD’li rakipleriyle her alanda boy ölçüşen bir otomobil var sahnede…

 Üstelik onların 35 bin dolarlık etiketlerine karşı 12 bin dolarlık fiyatla vitrinleri süsleyen bir otomobille sadece ABD otomotiv sektörünün değil, Başkanlık seçimleri öncesi iki aday ve çevrelerindeki politikacıların uykularını kaçıran BYD bayraktarlığındaki Çin gerçeği…

Biden yüksek gümrük duvarlarıyla Çin’ li üreticileri frenlemeye çalışırken, otomotiv sektörü yanında istihdam anlamında da seçmene umut vaat eden Trump, tümüyle yasaklamalardan söz ediyor…

Sürecin nasıl gelişeceği ve sonunda nereye evrileceği önümüzdeki dönemin en ciddi soruları olarak duruyor… (Mersin Times)

Devamını Oku

Dünya otomotiv endüstrisi Çin öncülüğünde şekil ve el değiştiriyor…

Dünya otomotiv endüstrisi Çin öncülüğünde şekil ve el değiştiriyor…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Otomobil kapitalizmin sembolü olmakla kalmadı.

Sanayi çağının yol haritasını belirlerken farklı dönemlerde yarattığı kırılmalarla devrim niteliğinde değişimlere yol açtı…

Ford’ un seri üretime geçip otomobili tabana yaygınlaştırma girişimiyle petrolün yaşamsal enerji kaynağı haline gelmesi ABD’ nin yükselişinde en önemli rolü oynadı…

Sovyetler’ in hayli geriden takip ettiği süreç, ABD’ nin küresel liderlik konumunun tartışılmaz ağırlığıyla yüz yıla damgasını vurduğu bir dönemi anlatıyor aslında…

Otomobil tarihinde ABD’ yi etkileyen iki önemli gelişmeyi not etmekte yarar var…

Bunlardan ilki 1937’de Hitler’ in talimatıyla Almanya’ nın çok ucuz halk otomobilleri üretimine geçmesi ve böylece herkesin araba sahibi olabilmesi…(Volkswagen tipi segmente geçiş)

İkinci ve çok daha önemli gelişme, 1973’ te batı destekli İsrail ile baş edemeyen körfez ülkelerinin petrolü silah olarak kullanmaları sonucu, o güne kadar sudan ucuz benzinle yol alan yakıt canavarı araba üreten ABD otomotiv sektörünün çöküşü…

Bir varil petrolün 4 dolardan 12 dolara çıkmasıyla 8 silindirli Amerikan arabaları yerine, piyasayı bir anda çok az yakan Japon arabaları istila etti.

O gün bugündür ABD otomotiv sektörü iflah olmadı. Bir zamanların üretim üssü özelliğiyle ülkenin cazibe merkezi Detroit yıllardır ölü şehir görünümünde…

Sanayi çağından bilgi çağına geçişin yaşandığı bu dönem iklim değişikliğinin tetiklemesiyle petrol menşeli içten yanmalı motorlarla çalışan araçların yerini elektrikli arabaların almakta olduğu yüzyılın en büyük değişim dönüşümüne tanık oluyoruz…

İkinci dünya savaşı arifesinde Alman, petrol krizi dönemi Japon arabaların sarstığı ABD merkezli otomotiv endüstrisi bu kez Çin’ in öncülüğünde gelmekte olan elektrikli araç dalgasının altında can çekişmekte…

Özellikle pandemi sonrası yeniden şekillenmekte olan küresel ekonominin yeni ve asıl oyun kurucuları elektrikli arabalarla dünyayı istilaya hazırlanan Çin’ li üreticiler sahneye çıkmış bulunuyor…

Bugün irili ufaklı üç  yüze yakın Çin’li şirket elektrikli araç pastasından pay almaya çalışmakta…

Zaman içinde bunların bir kısmı elbette elenecek ama kalanlar gerek kalite gerekse de rakipsiz fiyatlarıyla küresel pazarın belirleyicisi konumuna gelecek…

General Motors’ lar, Ford’ lar, hatta onlardan önce akaryakıt piyasasının büyük kartelleri Shell, BP, Exxon Mobil’ ler açısından yüz yıllık saltanatının sona ereceği, tahtlarından edilecekleri yeni bir dönem başlıyor…

Çok değil 2022’ de akıl almaz kârlara ulaştıkları günlerde Biden’ ın “Tanrıdan çok para kazanıyorsunuz” diye şikâyet ettiği akaryakıt dağıtıcısı Amerikan kartelleri aradan geçen 2 yılın sonunda yeni döneme ayak uyduracakları senaryoların, üzerlerine gelmekte olan Çin kasırgasını geciktirmenin yollarını aramakta…

Düne kadar küresel iklim değişikliğinin en büyük sorumluları olarak petrol ve türevleri alanlarında faaliyet gösteren kartelleri gören hatta suçlayan Biden yönetimi bugün Çin üretimi elektrikli araba istilasını akıl almaz önlemlerle durdurma çabasında…

Egemen olduğu dünya düzeninde hiçbir ülke engel çıkarmasın, her türlü ürün serbestçe dolaşsın diye Dünya Ticaret Örgütü’ nü geniş yetkilerle donatıp oyun belirleyici organizasyona öncülük eden ABD, kendi kurduğu sistemden yararlanarak öne çıkan Çin’ i gümrük duvarlarıyla engellemeye çalışıyor…

Kapitalizmin serbest rekabet ilkesinin bayraktarı ABD’ nin mevcut başkanı Biden, Çin’ li şirketlerin ürettiği elektrikli arabalara yüzde 102 ek gümrük vergisi koyduğu kararnameyi şöyle savunuyordu 14 Mayıs 2024 günü:

“Rekabet adil olduğu sürece Amerikalı işçiler herkesten daha fazla çalışabilir ve rekabet edebilirler. Ancak çok uzun zamandır bu rekabet adil işlemiyor. Çin hükümeti yıllardır devletin parasını Çinli şirketlere akıtıyor. Bunun rekabet değil, hiledir.”

On yıllardır sanayiden tarıma her türlü ürünü devlet eliyle sübvanse eden, kendi pamuğunu, mısırını, ayçiçeğini, uçağını, her türlü silahı çeşitli teşvik mekanizmalarıyla, uzun vadeli devlet kredileriyle başka ülkelere çok ucuza satıp yoksul ülke üreticilerini batıran acımasız bir sistemin mucidi ve uygulayıcısı ABD;

Bugün teknolojide, otomotiv endüstrisinde havlu atmak üzere olduğu Çin’ e karşı kendi belirlediği oyun koşullarını değiştirme derdinde…

Elektrikli arabaların öncüsü Tesla’ nın kurucusu ve sahibi Elon Musk, ABD’ nin Çin’ i engelleme çabalarını desteklerken ABD otomotiv endüstrisinin sonu anlamına gelen kıyamet senaryosunu “yakın gelecekte mevcut tüm büyük otomotiv firmaları piyasadan silinecek. Önümüzdeki dönemin en büyük otomotiv üreticisi 10 şirketin 9’ u Çin’ lilerden oluşacak…”

Otomotiv dünyasını değiştirecek küresel oyunu yeniden sahneye koymaya aday Çin’ li üreticiler arasında biri var ki, sadece Amerikalı üreticilerin değil, politikacıların da uykularını kaçırıp tir tir titretiyor…

Şirketin adı BYD ve başta Amerika olmak üzere tüm içten yanmalı otomobil dünyasını Martı adını verdiği küçük ve akıl almaz ucuzlukta arabayla baştan aşağı değiştirmeye geliyor…

10 bin dolar civarı fiyatlarla piyasaya sürülen Martı’ nın nasıl olup ta ABD’ de üretilen arabaların üçte bir fiyatına mal edilebildiği, arabanın maliyetini etkileyen girdilerle, özellikleri sonraki makale konusu olsun… (Mersin Times)

Devamını Oku

Unutulmuş bir kardeş şehir hikâyesi… -3-

Unutulmuş bir kardeş şehir hikâyesi… -3-
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Mersin’ in ilk kardeş şehir edinmesi sürecinde yaşananlar, başlangıçta bu tür etkinliklerin ne kadar ciddiye alındığını göstermesi bakımından ilginç derslerle dolu…

Örneğin Santa Fe Springs önerisinin değerlendirilmesi, Belediye Meclisinin konuyu her yönüyle incelemesi için oluşturulan komisyon ve komisyonun hazırladığı rapor ardından Mecliste yapılan müzakerelerin bir bölümüne önceki makalede değinmiştim.

Kaldığımız yerden devam edeyim…

Komisyon raporunun hazırlanmasında emek sarf eden Meclis üyesi Rahmi Yalın söz alır:

“Hür milletler camiası insanların kardeşçe işbirliği yapmasını temin etmek amacıyla bir kampanya başlatmıştı.

Bize uzanan kardeşlik eli de o kampanyanın neticesidir.

Birbirine benzeyen iki şehirden çok zengin ve medeniyetin zirvesine ulaşmış olan Santa Fe Springs ile kardeş olmak maddi ve manevi bakımdan faydalıdır. 

Onların kalkınma ve gelişmelerinden ilham almak, yaptıkları işleri örnek almak için Mersin’ in böylesi kardeşe cidden ihtiyacı vardır.

Bize uzanan sıcak kardeşlik elini hararetle sıkarken alınacak kararın da ittifakla alınması şayanı arzumdur.”***

Görüşmeler tamamlanınca Başkan Zeki Ayan komisyonun raporunu oya sunar…

İttifakla kabul edilen öneri doğrultusunda Mersin’in Amerika Birleşik Devletleri’ nde Santa Fe Springs kentiyle kardeş olma süreci tescillenir böylece…

Bunun ardından Başkan kardeş kentle ilgili üyelerden gelen diğer öneriler de oylanır…

Altın anahtar, albüm ve bir meydana isim verme teklifleri de oy birliğiyle kabul edilir.

**

Yıllar sonra o günlere ait gazetelerin arşivlerini tararken yukarıda özetlemeye çalıştığım bilgileri içeren haberler beni nerelere götürmedi ki?

Örneğin o altın anahtar gerçekten yaptırılıp gönderildi mi?

Mersin’in bir yerinde benim bile bilmediğim meydanlardan birine SANTA FE SPRİNGS adı verildi mi?

Yoksa sürekli izlediğimiz sahnelerden ibaret mi kaldı, tarihi girişim?

O günlerin heyecanıyla kardeş şehir ilanı fiiliyata geçmeyip Meclis tutanaklarında mı kaldı?

Ortaya çıkan tablo aslında sorunun yanıtını koyuyor yeterince…

Ve bugünün ışığında o sisli anılara dalıp giden herkes gibi hüzünlenmemek elde değil.

Sorun bugün ABD’ nin en gelişmiş kentlerinden biriyle yıllar öncesinde kardeş olmak, sonra da yitirip gitmek hatta hafızalardan silmek değil…

Sorun o günlerin zor koşullarında verilen emeğe sahiplenmek yerine sonrasındaki diğer kardeş kent ilan girişimlerinde tanık olduğumuz boş vermişlik hali…

Santa Fe Springs ardından o kadar çok kardeş kent ilan edip, sonradan çoğunu unutmak…

ABD’ li, Rus, Afgan veya Çinli bir kardeş sahibi olmaktan çok, 1960 larda o ilk kardeş kent macerasının izlerinin silinip gitmesi, Belediye arşivlerinde dahi en küçük bir kayda rastlanmaması…

Oysa Meydandan vazgeçtim, bir caddeye, hatta sokağa adını versek, iyi kötü bugüne taşınacak bir iz kent hafızası anlamında bir şeyler ifade edebilirdi…

Örneğin Santa Fe Springs bizim kadar vefasız çıkmamış.

O yıllarda “HANDS ACROSS THE SEA” (Denizin Üzerinden Uzanan Eller) adı verilen ve okyanusları aşıp sahillerimize uzanan kardeşlik projesi sayesinde 1969 yılında READER’S DİGEST Vakfı ödülüne layık görülmüş ABD’ li kardeşimiz…*

1964’lerde kardeş olduğumuz kent her yıl düzenlenen “Rose Parade (Gül Geçidi)” festival davetiyelerinde yıllarca, aldığı o ödülü borçlu olduğu kardeşlerden biri olarak Mersin’in de adı geçiyor..

*Los Angeles’ e bağlı kentler içinde ilk kadın belediye başkanı ünvanına sahip Betty Wilson soğuk savaş koşullarında gerilen ABD-Sovyetler Birliği ilişkilerinin yumuşatılması amacıyla, 1956’ da bizzat Devlet Başkanı Eisenhower’ ın kendisine tevdi ettiği misyon çerçevesinde ülkenin Kardeş Şehirler programını kurmak için çalıştı.

Kardeş Şehirler programı ABD Başkanı Eisenhower tarafından ABD şehirlerinin yabancı şehirlerle resmi ortaklıklar kurması amacıyla başlatılmıştı…

Sonraları ABD’ nin devlet politikası olarak sürdürdüğü Uluslararası program, dostlukların geliştirilmesi ve kültürel anlayışın derinleşmesi amacıyla belediyeden belediyeye, şehirden şehre bilgi ve fikir alışverişinde bulunulacak bir köprü olarak büyük ilgi gördü…

O kadar ki, zaman içinde 145 ülkede ilişkileri olan 500’den fazla ABD şehri (yaklaşık 2.000 belediye ortaklığı) Uluslararası Kardeş Şehirler şemsiyesi altında yer aldı..

Programın geliştirilip yürütülmesinde Betty Wilson kırk yılı aşkın süreyle en önemli kişilik olarak öne çıktı…

Rus şehirlerini Amerikan şehirleriyle ‘kardeş’ yapma amacıyla eski Sovyetler Birliği’ne gitti ve Sister Cities International’ın (Uluslararası Kardeş Şehirler platformu) üç dönem başkanlığı yanında yürütme komitesinde en uzun süre yer alan isim olarak aktif görev yaptı…

Çalışmaları o kadar başarılı bulundu ki, uluslararası ilişkileri geliştirdiği gerekçesiyle Betty Wilson’a Dwight D. Eisenhower Ödülü yanında kuruluşun Barış Doları ödülü verildi… (Mersin Times)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.