ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

13 Ocak 2022 Perşembe

Tedarik zinciri bozulunca…

Tedarik zinciri bozulunca…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

2020 yılbaşında çok az insan, saat gibi işleyen küresel ekonominin virüs kaynaklı pandemi nedeniyle felç olacağını ön görebilirdi…

Çin’ in Vuhan şehrinde ortaya çıkan ve kısa zamanda tüm dünyaya yayılan covid-19 virüsü 2020 Mart ayından itibaren milyarlarca insanın evlerine kapanmasına, ülke üretim çarklarının durmasına yol açmakla kalmadı, tüm yaşamı ‘bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı’ biçimde etkiledi…

Sosyal, ekonomik etkileri yıllar alacak ve tahminlerin de ötesinde değişimlere yol açacak bir tarihi döneme tanıklık etmekteyiz…

Beklenenden de hızlı biçimde geliştirilen aşılar ve yine bilim sayesinde düşmanı daha iyi tanımamız küresel izolasyondan çıkış olanağını sağlasa da, yeni varyantlarla sürekli kılık değiştiren virüs kaynaklı tehlike tam olarak geçmiş değil…

Geçmişte yıllar hatta on yıllar alan aşı geliştirme süreçleri bilim insanlarının çabalarıyla aylar içinde geliştirildi. Bu sayede karantinalar, kapanmalar sona erdi ancak normale dönüş bir türlü gerçekleşmiyor…

Bunda küresel tedarik zincirindeki bozulmanın, zincirin en kritik halkalarında ortaya çıkan kopmaların büyük payı var…

Tedarik zinciri basit bir tanımla, ham madde temininden başlayarak üretimin tüm aşamalarını ve ürünün tüketiciye ulaşmasını kapsayan oldukça karmaşık ağların bütünü…

Konteyner taşımacılığının gelişmesiyle küresel dağıtım sistemi tüm ülkeleri son 40 yılda birbirine o kadar bağımlı hale geldi ki, dişlilerden birinde meydana gelen aksaklığın nasıl büyük depremlere yol açtığını görmek için tek başına bir virüsün yettiği gerçeğiyle yüzleştik..

9 milyara yaklaşan dünya nüfusu tüm toplam ağırlığı 2 gram olan corona virüsü tarafından esir alınırken, Tayvan’ da üretilen 2 gramlık çip veya yonganın yokluğunun; Almanya’dan ABD’ ye, Japonya’ dan Brezilya’ ya tüm ülkelerin her alandaki devasa sanayi tesislerini kapanma noktasına getirdiğine de tanık olduk…

Ekonomideki asıl bozulma ise tedarik zincirinin en önemli ayağını oluşturan küresel dağıtım ağında ortaya çıkan aksaklıklar…

Bir başka ifadeyle lojistik sektörünü vuran konteyner krizi…

Başlangıçta Çin’ in kapanmasına ve üretimin durmasına yol açan pandemi, bir süre sonra başta Çin olmak üzere Güney Doğu Asya’ dan beslenen gelişmiş ülkeleri etkisi altına alınca, konteyner dağıtım ağında bozulmalar görülmeye başlandı…

Çin 2 ay içinde kendini toparlayıp yavaş yavaş üretim çarklarını çevirmeye başladı ancak ithalatçı ülkelerde durum hiç te öyle değildi..

Çin salgının şiddetli dalgasını savuştururken, ürettiği malları alacak ülkeler kapanmanın getirdiği sorunlarla baş etmenin, büyük şoku atlatmanın yol ve yöntemlerini bulmaya çalışıyordu…

Aradan geçen zaman ve geliştirilen aşılar sonucu bugün yaşam, karantina günlerine göre göreceli olarak normale yaklaşsa da, ekonomileri bekleyen ve tümü birbirine bağımlı, birbirinden beslenen üretim, dağıtım, tüketim ağlarını oluşturan tedarik zincirlerindeki bozulmanın kısa zamanda düzeleceğine ilişkin tünelin ucunda ışığı görmekten hayli uzağız…

Evet, Çin üretim ve ihracat verileri pandemi öncesi rakamlara ulaşmakta ancak dolu giden konteynerlerin geri dönüşündeki aksaklıklar bir türlü giderilemiyor…

Özellikle Çin’ in en büyük pazarı ABD limanlarına indirilen konteynerleri alıcılara ulaştırmada yaşanan sorunlar hafifleyeceğine her gün biraz daha ağırlaşmakla kalmıyor, çok daha karmaşık hale geliyor…

Pandemi öncesi bin dolar olan bir konteynerin taşıma ücreti tahliyedeki sıkıntı ve geri dönüşlerdeki aksaklıklar nedeniyle bugün on bin dolarları aşmış bulunuyor…

ABD limanlarında konteynerlerin gemilerden tahliyesinden başlayarak son noktaya ulaşmalarına kadar tüm aşamalar yakın zamanda çözümü hayli zor sorunlar yumağına dönmüş durumda…

Biden yönetimi tüm limanların gece gündüz tatil demeden 24 saat kesintisiz hizmet vermesi yönünde çağrılar yapsa da, sorun artık limanlardan ziyade konteynerleri taşıyacak yeterince kamyon şoförü bulunmamasıyla da bağlantılı…

2021’ de ABD genelinde tam tamına 4 milyon kamyon sürücüsü arandığına dair ilanlar yayınlandı.

Aylık 5 bin dolar verilmesine rağmen gün itibariyle 80 bin şoföre acilen ihtiyaç var ancak başvurular hayli sınırlı…

Mevcut şoförler, diğer sektörlerde olduğu gibi pandemi öncesi işlerine dönmeyi düşünmüyor, daha cazip işlere yöneliyor…

Oysa ABD’ de kamyon sürücü ihtiyacının bir yıl içinde iki katına çıkması bekleniyor…

Bunda şaşılacak durum yok. Yok, çünkü kara yoluyla yapılan taşımacılığın 2050 yılına kadar %50 artarak 28,7 milyar tona çıkması bekleniyor.  bu yükün üçte ikisi ise kamyonlarla taşınacak..

ABD’de pandemiden önce de kamyon şoförü bulmakta ciddi yapısal sorunlar vardı. Örneğin her beş kamyoncudan dördü 45 yaşından büyük ve her dört şoförden biri 55 yaşın üzerinde.

Gençler sağlanan kısmi teşviklere rağmen, yaşlanan sürücülerin yerine sektöre girmiyor ve kamyoncuların sadece yüzde yirmisi 45 yaşın altında…

Daha genç işçiler lojistik sektörüne yönelse bile, çoğunluk nakliyeye değil depolama gibi alanları tercih ediyor..

Krizin aşılması için bazı eyaletler ticari araç sürücülüğü için gerekli görülen 21 yaş üstü koşulunu 18 yaşa çekme hazırlığında ancak bunun da pandemi ile ivme kazanan ve tüm dünyada çalışma koşullarını şimdiden dönüştürmeye başlayan iklime karşı işe yaramayacağı gün gibi ortada…

Çare ne derseniz?

Sorunun yanıtı, insanı direksiyon başından kaldıracak otonom araçlar alternatif olabilir…

Sadece taşımacılığı değil tüm çalışma hayatını değiştirecek bir devrimin eşiğindeyiz..

Konuyu işlemeyi sürdüreceğim… (Mersin Times)

Devamını Oku

İlyas Halil’ in Mersin sevdası…

İlyas Halil’ in Mersin sevdası…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Mersin’ in işgalden kurtuluşunun 100. Yıldönümü nedeniyle Büyükşehir Belediyesince düzenlenen etkinlikler kapsamında benim de bir söyleşi yapmam istenince konu belirlemekte zorlanmadım.

‘Kente Değer Katanlar’ denince tereddütsüz aklıma gelen ilk isim İlyas Halil oldu..

Aldığı ‘Kent Edebiyat Ödülü’ ardından Şubat 2012’de kaleme aldığım ve İlyas Halil’ i anlattığım makaleyi on yıl sonraki söyleşide yeniden dillendirmek ve daha fazla insana ulaştırmak kendi adıma duygusal olduğu kadar ağırlığını hissettiğim sorumluluk…

Okuduğunuzda eminim siz de hak verecek, İlyas Halil’ i keşfetmeye yelken açacaksınız..

**

“ İlyas Halil üzerinde araştırmalar yapılmaya değer çok önemli bir sanatçı…

Hele Mersin özellikle de Mersin’ in sisler arasındaki 1940’ ları, 50’ leri siluetine ayna tutması nedeniyle günümüz yaşayanlarından, miras olarak bir şeyleri bırakacağımız geleceğin nesillerine kadar, anlatmamız gereken edebiyatçı…

1964’ te bırakıp gittiği bir kenti aradan geçen neredeyse 50 yıla inat, böylesine yoğun yaşayan, soluyan, bazen şiir bazen ezgi tadında yüreğimizi titreten bir insana karşı boynuma borç kabul ettiğim bir işi yapmaya çalışacak, dilimin döndüğünce İlyas Halil anlatmaya çalışacağım…

Okuduklarınızdan sonra çoğunuzun ortak kanaati olacağına inandığım bir tanımlamayla başlayayım:

Nasıl Shakespare İngiltere, Baudelaire Fransa, Nazım Türkiye ise İlyas Halil’ de Mersin’ dir aslında…

Hafıza sendromu yaşayan kentin onu tanımaması bu gerçeği değiştirmez.

Kopup gittiği yıllardan sonra kaleme aldığı tüm şiirlerinde, su gibi akan hikayelerinde anlattığı, şarap tadında hüzünle sunduğu, savaş yıllarının yılgınlığına inat sevdaları gök yüzünde dolaştırdığı Mersin’ i böylesine canlı, dokunsam elimi yakacak kadar sıcak hiç kimse bu kadar canlı sunmamıştı, bundan sonra sunan çıkar mı, sanmıyorum…

İyisi mi sözü Halil’ e bırakmak. Ondan alıntıladığım bölük pörçük cümle kırıntıları bile neden böyle düşündüğümü daha iyi anlatacaktır diye düşünüyorum.

**

Bakın bugün Jandarma kışlasına ek binaya feda edilen Vilayet Sarayının arka bahçesindeki Adliye binasını Sudi Abaç çizgilerinin eşliğinde nasıl anlatmakta:

“Adliye sarayının damı ak kumrular tekkesiydi. Mahkeme koridorları kumruların gugukları, köylülerin dertleriyle uğuldardı. Keçisini yitirmiş Fadime Ana, Sudi’ nin kapısına dikilmiş “Kadanı alayım avukat bey” diyordu, “Hâkim beye söyle keçimi bulsunlar”

Ertesi gün Sudi’ nin karikatür defterini gördüm. Sütlü keçi her zaman yolunu şaşıran Fadime Anayı mahkeme koridorlarında aramaktaydı.”

“… Aşık olmaktan başka bildiği bir iş yoktu kimsenin. O yıllarda Mersin’ de yaşamak, yağmurda ıslanan ağaca benzerdi. Sırılsıklam aşık olmak kaçmadığımız bir olaydı. Aysel’ in, Suna’ nın, Nurten’ in güzelliğine kim karşı koyabilirdi?

Biraz daha var olduk her sabah güneş doğunca.

Penceresi açılınca yarin.

Biraz daha var oldu ağaçlar dallarına kuşlar konunca.”

1964’ te bırakıp gittiği kente 40 yıl sonra 2004’ te döner İlyas Halil. Bıraktığı şehri bulamama hayal kırıklığını ben de 1964’ te bıraktığım Mardin’ e 44 yıl sonra döndüğümde yaşamıştım, iyi bilirim…

Yine de yazdıklarını okurken hıçkırıklarıma engel olmadı, o hüsrana aşina olmak:

“2004 yazı Mersin’ deyim. Şiirin renklerin içinde miyim diye bakıyorum. Parklardan renk, koku çaldığımız yılları arıyorum. Aradan elli yılın geçtiğine inanmak güç.

1954 yağmurları yağmıyordu artık. Geçtiğimiz sokaklarda. Pencerelerde bildiğim yüzleri aradım. Petunia saksıları boştu.

1956 denizini aradım. Nereye gittiğini bilen yoktu. Elimle boyadığım denizi alıp götürmüşlerdi. Belediye memurları çöplüğe atmış olmalı. Ellerimde hala o günün mavi lekesi duruyordu.

Nuri Abaç Ankara’ dan haber salmıştı.. “Boşuna arama” diyordu. “Renk sarhoşu kimse kalmadı. Nevin’ in saçını dağıtacak rüzgarı bulamayacaksın. Renkler, kokular göçtü” dedi.

Ne aradığımı bilsem bulurdum herhalde. Gökyüzü açılmış mavi şemsiye ben kuş. Mersin’ i güneş ışınlarında deniz kıyısında bulmak için uçuyorum. Önümde yokluktan büyük bir yokluk.

Elimi sürünce nane yaprağını bulacakmışım gibi ellerime bakıyorum.

Yok, bir şeyi bulmak aradığımı bulmaktan daha kolaydı.

Kumları teker teker kaldırıyor, altlarına bakıyorum. Kayaların üstünde iki çakıl taşı gördüm..

Gözüm ısırıyordu. Daha önce bir yerde görmüştüm. Taşlara dokundum.

Biri Mari’ nin yüzü. Ak, yumuşak..

Bakınca şaşırmayacaktım yolumu. Bir yere varacaktım. Mari’ nin yüzüne dokununca.

..

Çakılları salladım içleri yarı yarıya deniz.

Kollarından bacaklarından damlıyordu denizin getirdiği..

Yarin ıslandığını görmek bugüne kalmış demek.

“Kurunmak ister misin” dedim. Havlu verdim elli yıl sonra..”

Sadece geldiği günlerde anımsadığı bir şehir değildir Mersin…

Bırakıp gittiği yıllardan bugüne, hafizasında kalan Mersin rengiyle boyar gök yüzünü, ergenliğin sevgilisinin eteğini uçuran haylaz rüzgarı çağrıştırır yâd ellerdeki serseri yel…

Atilla İlhan; “İzmir’ in denizi kız, kızı deniz kokar” diye tanımlar genlerine işlemiş sevdalısı olduğu kenti.

Ama kendisi itiraf etmese de nasıl İzmir Atilla İlhan ise Mersin de İlyas Halil’ dir bana göre…

Ve o nedenle Mersin şiir, hikâye, ezgi kokuyorsa o kokuyu keşfedip bugünlere aktaran İlyas Halil’ i yâd etmek ahde vefa borcu olarak duruyor karşımızda…” (Mersin Times)

Devamını Oku

Ülkelerin Orta Gelir Tuzağından çıkış öyküleri…

Ülkelerin Orta Gelir Tuzağından çıkış öyküleri…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Türkiye 2011 yılında çıkışa çok yaklaştığı orta gelir tuzağında refahın eşiğindeki son virajda takılıp kalsa da, halen tüm umutların tükendiği noktada değil..

Güçlendirilmiş ve geçmişin hatalarından da dersler çıkarılarak restore edilecek Parlamenter sistemden beslenen katılımcı Demokrasiye dönüş, tarafsız yargı eliyle adaletin yeniden tesisi umutları yeniden yeşertecek öncü adımların olmazsa olmazları…

Bu tartışılması bile anlamsız on koşullar gerekli ama yeterli mi, sorusunu çıkarıyor karşımıza…

Yeterlilik için ekonomide, verimlilikte, teknolojideki baş döndüren gelişmelere ayak uyduran üretimde büyük dönüşümü sağlayacak yeni bir hikâye yazılması gerekiyor…

Bunun içinse eğitim alanında radikal adımların atılarak, başlatılacak bu büyük dönüşüme ayak uyduracak alt yapının tesisi şart…

On yıl önce Türkiye’ nin girdiği açmazdan çıkması bugüne oranla çok daha kolaydı, dünyadaki gelişmeler çıkılacak yolculuğu çok daha zorlu koşullara mahkûm etmiş bulunuyor…

Sanayileşme çağını ıskalamış toprakların, bilişimin damgasını vurduğu teknoloji çağıyla olan sınavı yitirmesi, telafisi imkânsız yıkımlara yol açabilir…

Kaldı ki, bilişim alanındaki gelişmelere ayak uydurulsa bile, gelmekte olan yeni dalga, ülkenin yaratacağı pastanın büyüklüğü yanında adil paylaşımına da duyarlı…

Bir başka ifadeyle refahın nasıl paylaşıldığı, toplumsal kesimlerin pastadan ne kadar pay aldıkları bugün dünden çok önemli…

Bu alanda üzerinde durulması gereken çarpıcı örnekler var karşımızda…

Örneğin, teknolojiden çok yer altı zenginlikleri ve tarımsal potansiyeliyle orta gelir tuzağından kurtulan ilk Güney Amerika ülkesi Şili…

Şili, 2010 yılında kişi başı gelir anlamında Türkiye ile aynı seviyede iken son on yılda 15 bin dolarlar * düzeyine erişti…

Bu performansı sürdürebilmesi, yeniden tuzağa yakalanmaması için büyümeyi arttırarak sürdürmesi gerekiyor ancak refahın paylaşılmasında yaşanan sorunlar ülkenin önündeki en önemli engeller…

Şili bu refah düzeyine ulaşan ülkeler arasında en kötü gelir dağılımına sahip ülke konumunda…

Tüm dünyanın gıptayla izlediği bir başka tuzaktan kurtulma öyküsü Güney Kore’ ye ait…

İhracat ağırlıklı büyümesini teknolojiyle besleyen Güney Kore, bugün eriştiği 30 bin doların* üstüne çıkmış milli gelirle, 20 yıla sığdırdığı nefes kesen yolculuğun yeni bir evresine geçmiş bulunuyor…

Güney Kore, orta gelir tuzağında mahkûm edildiği baskıcı iktidarlardan kurtularak, ekonomide olduğu gibi yönetim sisteminde de orta demokrasi çizgisini aşma başarısını elde etti etmesine ancak refahın paylaşılmasında halen çözmesi gereken pek çok sorunla karşı karşıya…

Son ve tüm dünyanın şaşkınlıkla izlediği son örnek Çin…

Emek yoğun sektörlerin ağırlıkta olduğu 20 yıl öncesinin küresel üretim atölyesi görünümlü ülke, bugün teknoloji alanında attığı dev adımlar yanında dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin büyüttüğü pastayla çok ciddi bir yeni dönemin eşiğinde…

2020’ de pandemiye rağmen kişi başı milli gelirde 10 bin dolarlık kritik eşiği rahatlıkla aşan Çin, 2021’ de çok daha büyük bir ivmeyle 12 bin dolarları aşacak görünümde..

Üstelik dünün ucuz emek gücüne dayalı üretim üssü artık dünyanın en büyük teknoloji üretim ve ihracatçısı…

Despotik tek parti iktidarı yanında oldukça güçlü bürokratik kurumlara sahip Çin, refahı arttırarak orta gelir tuzağından kurtulmayı başaracak mı?

Demokratikleşme olmadan 1,4 milyar nüfusa sahip Çin, gelişmiş ülkeler kategorisine geçebilecek mi?

Önümüzdeki yakın dönemde tüm dünyanın gündeminde Çin ve Çin’ deki gelişmeler yer alacak…

Türkiye küresel gelişmelerin neresinde derseniz?

Makalenin girişinde ifade etmeye çalıştığım gibi, kaçırdığı treni yeniden yakalaması için yapması gerekenler ortada…

Ya bilişim çağına uygun yeni bir hikâye yazacak, ya da orta gelir tuzağının ikliminde zaman yitirecek…

*Seçilmiş ülkeler kişi başı milli gelir (dolar olarak)**

 2000200520102012201520182020
ABD36.33444.11448.46651.60256.86363.06463.414
Çin9591.7534.5506.3008.0169.90510.435
G. Kore12.25719.40223.08725.46728.73233.42331.631
Şili5.0747.59912.80815.35113.57415.88813.232
Türkiye4.3377.45610.74311.79611.0069.4548.536

**Dünya Bankası verileri (Mersin Times)

Devamını Oku

Orta Gelir Tuzağı Türkiye’ nin değişmez kaderi mi?

Orta Gelir Tuzağı Türkiye’ nin değişmez kaderi mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2010 yılında Türkiye kişi başına düşen milli gelir itibariyle orta gelir tuzağı olarak tanımlanan 10 bin doların üstüne çıkınca 2011’ den itibaren yaklaşılan eşiğin önemine dikkat çekmeye çalıştım…

Aslında Türkiye o dönem makûs talihini yenmeye ve o kritik seviyeyi biraz da AB’ nin öncülüğünde aşmanın da ötesinde çağdaş ülkeler arasına girmeye çok yaklaşmıştı..

Ancak orta gelir tuzağına yakalanan pek çok ülke buradan kurtulmayı başaramamış ve bir süre sonra çıktığı yerden tekrar aşağılara inmişti…

Yine aynı günlerde uzaktan kurtulmayı başaran ve Türkiye’ ye model olacak Güney Kore’ nin ilginç çıkış öyküsünü ele alıp, dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım…

Orta gelir tuzağından kurtulan Güney Kore sadece ekonomi alanında değil, tüm kurum ve kuruluşlarıyla örneğin yargıda, eğitimde, bilişim ve teknolojide irtifa kaydetmişti ve Türkiye’ nin bu alanda da ilham alacağı epeyi ders vardı…

2013’ te kişi başı milli geliri 13 bin doların üzerine çıkaran Türkiye, o tarihten itibaren tam 8 yıldır sürekli kan kaybediyor..

Türkiye’ ye son günlerde önce Çin hemen ardından Güney Kore modeli öneren Erdoğan yönetimi ve ona alternatif ekonomi programları ile halkın karşısına çıkmaya hazırlanan muhalefet, günlük palyatif reçeteler yerine yapısal bir dönüşümü sağlayacak yeni bir hikaye yazmadıkça ülkenin yakalandığı tuzaktan kurtulmayacağı en somut gerçek olarak karşımızda duruyor…

Orta gelir tuzağı sadece ekonomiyi esir almıyor, refahın düzeyi demokratik mekanizmaları da etkiliyor..

Bir başka ifadeyle orta gelir tuzağındaki bir ülkenin orta demokrasiden kurtulup çağdaş ülkeler seviyesine çıkması da olası değil…

Tarihe not düşme adına 2016’ da kaleme aldığım “Orta Gelir Tuzağına düşmek” ve “Türkiye orta gelir tuzağından nasıl çıkacak?” başlıklı makalelerimden bir özeti yeniden paylaşmanın sınırlı da olsa bazı zihinlerde ufuk açıcı bir işlevi olacağına inanıyorum…

**

Orta Gelir Tuzağına Düşmek*

Orta gelir tuzağı, bir ülkede kişi başına düşen milli gelirin belirli bir düzeye ulaştıktan sonra o seviyede sıkışıp kalması olarak tanımlanıyor.

Doğaldır, kişi başına düşen milli gelir hesaplanırken ülkenin yıl içinde yarattığı tüm hasıla toplam nüfusa bölünüyor.

Bu detay önemli çünkü ülkeler milli gelirlerini nüfus artış hızının üzerine çıkarmadıkları sürece sıçrama kaydedemiyor.

Peki orta gelir tuzağı denilince evrensel olarak kabul edilen bir kriter var mı?

Dünyanın her konuda ABD’ ye baktığı günümüzde, küresel ekonominin tüm kurallarını ABD belirliyor. Orta gelir tuzağı ölçümünde de durum değişmiyor.

Genel kabul gören kaba tanıma göre, ABD’ de kişi başına düşen milli gelirin %20′ sinin üzerine çıkamamış ekonomiler orta gelir düzeyinde kabul ediliyor ve orta gelir tuzağı tehlikesi de tam burada ortaya çıkıyor.

ABD’ de 2015 itibariyle kişi başı milli gelir 55 bin dolar olduğuna göre bugün için 11 bin dolar orta gelir seviyesine tekabül ediyor ve bir ülkenin aynı yıl itibariyle orta gelir tuzağındaki kategoriye girmemesi için bu seviyenin üzerinde yer alması gerekiyor. (ABD’ nin her yıl ortalama %3 büyüyen bir ülke olduğunu ve orta gelir düzeyi civarında dolaşan ülkelerin üst gelir grubu ülkeleri arasına geçerken, ABD büyüme oranlarını yakalayıp üzerine çıkmaları gerektiğini de not etmekte yarar var)

Son yıllarda Dünya Bankası da ülkeleri kişi başına düşen yıllık ortalama gelire göre değerlendiriyor.

Örneğin yıllık kişi başı geliri bin doların altında kalan ekonomiler düşük gelirli kabul edilirken bir ülkenin küresel ligde yüksek gelirli kabul edilmesi için 12.275 doların üstüne çıkması gerekiyor. (Dünya Bankası 2012 küresel kalkınma raporu)

İster 11 bin ister 13 bin deyin, Türkiye bu belirlenen ve kabataslak ABD’ nin %20′ sine tekabül eden çıtaya aslında yabancı değil.

ABD’ nin 50 bin dolara yaklaşmakta olduğu 2010-2012 yılları arasında 10 bin doları aşan kişi başı gelirle Türkiye ilk kez makus talihini değiştirme şansını yakalamış ve %20′ lik barajı aşma temayülü olan bir trende girmişti.

Ama bu uzun sürmedi.

2010-14 yılları arasındaki 5 yılın ilk iki yılını %20′ nin burun farkı önünde götüren Türkiye, sonraki üç yılda yorulma emareleri göstermeye başladı. 2015′ te ise bir önceki yıla göre dolar bazında %12 lik erimeyle 10 bin dolarlık kategoriden 9 bin dolarlık o kritik çıtanın altına düştü.

Peki, Türkiye orta gelir tuzağına durup dururken mi düştü?

2001 krizinin ardından başlattığı yapısal reformları sürdürse, barış süreciyle uzaklaştığı çatışma ortamına geri dönmese, ihracat ağırlıklı büyüme hedefini yakalamak ve 2023 yılı için belirlediği 500 milyar dolar ihracata erişmek için tıpkı Kore ve Çin gibi teknolojiye uyumlu üretime yönelse bu tuzağa düşer miydi?

AB ile başlattığı müzakere sürecini ağız dalaşı yerine tam üyelikle taçlandıran Türkiye’ nin bugün Ortadoğu bataklığına sürüklenme olasılığı ve yüz yıllık batıya erişme hayalini susuz çöllere gömme riskinin ürkütücülüğü…

Genç nüfusun itici gücünü nitelikli ve bilişim çağına uygun eğitim sistemiyle avantaja çeviren Türkiye’yi hayal edin bir de bugünkü kısır döngüyü…”

Devamını Oku

Şili seçimleri ve birleşen solun zaferi…

Şili seçimleri ve birleşen solun zaferi…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

“El pueblo unido, jamas será vencido!”  (Örgütlü bir halk asla mağlup olmaz)

Pinochet diktatörlüğünün ülkeye giydirdiği deli gömleği baskıcı Anayasa, temel insan hakları ve özgürlüklere hasret Şili halkının ayağındaki prangaydı ve ülke zenginleştikçe yoksullaşan milyonlar refahtan paylarına düşeni almak için toplumsal mücadeleyi yükseltirken, bardağı taşıran damla en beklenmedik yerde patlak verdi…

Eğitimden sağlığa, sudan elektriğe her şeyin özel sektöre devredilerek sömürünün yaşam biçimi haline gelmesine yıllarca boyun eğen geniş kesimler 4 sentlik metro zammıyla tüm Şili’ ye yayılan büyük isyanın fitilini ateşlediler…

Başkaldıranların üzerine gönderilen ordu, binlerce göstericinin tutuklanması da göstericilere geri adım attıramayınca sonunda yönetim, diktatörlük bakiyesi anayasa değişiklik talebinin referanduma götürülmesine karar vermek zorunda kaldı…

Ve böylece Pinochet dönemini tümüyle kapatıp tarihin çöplüğüne atacak toplumsal talepleri karşılayacak toplumsal sözleşmenin yazılmasının yolu, sol öncülüğünde bağımsız isimlerin yeni anayasa çalışmalarını yürütecek konsorsiyumda yer almasıyla açıldı…

O süreç ilerlerken Şili, yeni devlet başkanını seçmek üzere bir başka evreye geçiyordu…

21 Kasım 2021 günü sandık başına giden Şili halkı 7 adayın hiç birine ilk turda başkan olmak için gereken yüzde 50 oy desteğini vermedi…

Pinochet mirasçısı sağın temsilcisi Jose Antonio Kast yüzde 27,9 ve kendisine en yakın rakibi Gabriel Boric yüzde 25,9 oy alıyordu…

Toplumsal adaletsizliği iliklerine kadar hisseden milyonlarca seçmen özellikle de kadınlar ve gençler, bugüne kadar Şili’ de pek görülmeyen dayanışmanın öncülüğünü üstlendiler ve topluma kibirle yaklaşan merkez solun bugüne kadar topluma ödettiği bedellere yol açan tuzağa düşmeden inanılmaz bir başarıya imza attılar…

On yıl öncesinde herkesin ücretsiz kaliteli eğitim hakkından yararlanması için ülke genelinde başlatılan gösterilere öncülük eden öğrenci lideri 35 yaşındaki Boric, 20 Aralık günü yapılan başkanlık seçimlerinin ikinci turunda bugüne kadar bir araya gelmeyi başaramayan muhalefetin ortak hareket etmesiyle ipi göğüsledi..

Boric zaferini ilan ederken, yüzde 55 gibi rakibi Kast’ ın dahi saygı duyduğu seçmen desteği yanında bugüne kadar ülke tarihinin en çok oy alan ismi olarak ta şimdiden tarihe geçti..

Kast, ortaya çıkan tabloyu yeterince bölünmüş ve kutuplaşmış Şili için bir şans olarak değerlendirirken Boric’ e her türlü desteği vereceğini şu sözlerle ifade ediyordu:

 “Ülkeye katkı sağlamak istiyoruz. Birlikte, cephelere ayrılmış Şili halkını yeniden bir araya getirmek, ülkeyi büyütmek için birliktelik ruhunu, inancını geri kazanmak zorundayız.

Olağanüstü zenginliklere sahip ülkemiz Şili, omuz omuza yürümemiz ve daha güzeli elde edeceğimiz yolculuğu hak ediyor..”

Şili’ nin 2021 Aralık ayında sandıkla elde ettiği demokrasi zaferi pek çok alanda da ilklerin yaşanmasına yol açıyor…

Örneğin ilk kez Hırvat göçmeni bir ailenin çocuğu 35 yaşındaki on yıl öncesinin öğrenci lideri devlet başkanı koltuğuna oturacak..

Daha da ilginci düne kadar seçimlerin favorisi görülen rakibi Kast’ te Almanya göçmeni ailenin çocuğu…

Mevcut sisteme başkaldıran tavrı, dövmeli kollarıyla devlet başkanından çok kitlesel gösterilerin öncüsü görünümündeki Boric, hayli zor ve meşakkatli bir yolu kat etmek zorunda…

Kutuplara ayrılmış, bölünerek yönetilen bir ülkeyi barıştırmanın öneminin farkında…

Bu amaçla Başkan olduğu belli olunca ilk ziyaretini, çalışmalarını sürdüren Anayasa Konvensiyonu’ na yapıyor ve toprakları ellerinden alınmış yerlilerin gasp edilen haklarına kavuşması için gerekli adımların atılacağı sözünü veriyor…

Boric başkanlık koltuğuna mart ayında oturacak ama çeşitli komiteler sosyal, siyasal alanlar dışında ülkede yaratılan refah pastasının adil biçimde tüm toplum kesimlerine dağıtılması ve OECD ülkeleri arasında en bozuk gelir dağılımına sahip Şili’ de bu tablonun değiştirilmesi için atılacak adımlarla ilgili yol haritası şimdiden netleşiyor…

-Özel sigorta sistemi tasfiye edilirken, herkesin sağlık hizmetinden yararlanması amacıyla sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi,

-Öğrencilerin harç borçlarının af edilmesi,

-Asgari ücretin ilk etapta yüzde 50 arttırılması,

-Haftalık çalışma saatlerinin azaltılması

Gibi bugüne kadar ihmal edilmiş sabit ve dar kesimlilere nefes aldıracak adımlarla başlayacak yeni dönemin küçük dokunuşları…

Doğayı tahrip eden, ülkenin tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan yerli yabancı şirketlere dur diyecek, çevreye saygılı politikalar yeni döneme damgasını vuracak…

Madenleri millileştirmeye kalktığı için faşist darbeyle devrilen Allende’ nin katledilmesine göz yuman ABD’ nin neoliberal politikalarının yerine dünyada bambaşka rüzgârlar esiyor bugün…

Düne kadar tüm Güney Amerika’ daki ülkelerin askeri cuntalarla, baskıcı sağ iktidarlarla yönetilmesini destekleyen ABD’ nin yeni Biden yönetimi bugün kıtada demokrasilerin hakim olması yönünde çaba gösteriyor…

Boriç’ in seçim zaferi ardından halka seslenirken ‘’korku imparatorluğunun yıkılması‘’ çağrısı, bu nedenle sadece Şili’ de değil, tüm demokrasilerde yankılanıyor… (Mersin Times)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.