ABDULLAH AYAN - Mersin Times
ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

28 Kasım 2022 Pazartesi

ABD ve Çin arasındaki çip savaşları -2

ABD ve Çin arasındaki çip savaşları -2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

“Yirminci yüzyıl petrolün ve petrol savaşlarının çağıydı, yirmi birinci yüzyıl çip savaşlarını izleyeceğimiz yarı iletkenlerin çağı olacak” Daniel Yergin (Pulitzer ödüllü yazar)

“İnsanlığın geleceği, en gelişmiş mikro işlemcileri tasarlamak ve yapmak için yarışan Çin ve ABD arasındaki ‘çip savaşına’ bağlı” Chris Miller (Chip War yazarı)

Önceki makalede Çin’ e karşı kışkırtıcı söylemlerle başlayıp sert önlemleri hayata geçirmeye başlayan Trump’ ın gidişiyle ılımlı politikalar uygulaması beklenen Biden’ in özellikle bilgisayar çipleri gibi oldukça stratejik ürünlerde çok daha radikal adımlar attığı süreci ele almış ve pandemiyle başlayıp Rusya’ nın Ukrayna işgaliyle başlayan yeni dönemin gerek küresel tedarik zinciri gerekse de Avrupa’ nın enerji bağımlılığının küreselleşme alanında dünyayı getirdiği yol ayrımına değinmiştim.

Bugün çatırdamakta olan küresel ekonomik düzenin ne yöne evirileceği yaşamsal bir soru olarak karşımızda duruyor…

Özellikle Çin, küresel ticaret desteğiyle son 30 yılda yoksulluktan refaha giden yolda büyük mesafe kat etse de, ABD ve müttefiki olan başta AB, Japonya, Güney Kore gibi liberal ekonomiler bu asimetrik ilişkinin gözden geçirilmesi gerektiği noktasına gelmiş bulunuyor…

Çin ve Rusya gibi ülkelerin gelişmiş ülke pazarlarına sınırsız erişim dönemi sona ermekle kalmıyor, uzun vadede gümrük duvarlarının tümüyle ortadan kalkmasına dayalı paradigma o duvarların altında kalıyor…

Çip Savaşları (Chip War) isimli kitabın da yazarı olan Chris Miller’ e göre;

“Büyük güçler, jeopolitik konumlarını iyileştireceğini umdukları şekilde uluslararası ekonomik ilişkileri yeniden yapılandırıyor. Yarı iletkenler, büyük güç rekabeti nedeniyle ticaret, teknoloji ve sermaye akışlarının yeniden politize edildiği birçok arenadan sadece biri ve görülen o ki, bundan böyle gelişmiş çipler olmadan hiç bir denklem kurmak mümkün değil..”

**

20. yüzyılın ikinci yarısında faks, fotokopi, yazıcı, tarayıcı ve benzeri cihazların neredeyse tümü, başta Xerox olmak üzere ABD şirketlerinde icat edilmişti. Bu şirketler her tür büro işlerini yapan birleştirilmiş tek bir cihazı, büyük şirketlere yüksek fiyatlarla satmayı planlamışlardı. Oysa büyük paralar kazanmayı hayal ettikleri tatlı rüya öyle bitmedi..

Japon şirketleri her işlev için ayrı ve kullanışlı bir cihaz geliştirmiş ve çok daha düşük fiyatlarla piyasa sürmüştü. İcadı Amerikalı şirketler yaptığı halde, geliştirme ve ticarileşme başarısı sayesinde işin kaymağını Japonlar yemişti.           

Benzer bir öykü son 40 yılda yarıiletken üretiminde de yaşandı. 1975 sonrasındaki küreselleşme döneminde gelişmiş ülkeler kendi ülkelerindeki yüksek ücret ve maliyet düzeylerinden kaçınmak için yeni yöntemler ararken ucuz emeğe dayalı iş gücü bulanan başka ülkelerde fabrika kurmak veya fason üretim yapacak ortaklar buldular.

ABD’deki ana şirketin genel merkezinde ileri teknoloji ürününün tasarımı yapılıyor, ticarileştirme rotası çiziliyor ve daha sonra formüller, projenin ayrıntılı üretim planını içeren veriler ya da prototip ürün uzaktaki ucuz iş gücüne sahip üretici ülkeye gönderiliyordu.               

Tıpkı tekstil ve benzeri yoğun emeğe dayalı üretimde olduğu gibi ABD ve Avrupa’nın dev şirketleri, denizaşırı yatırım ve üretim modeliyle Doğu ve Güneydoğu Asya’daki Çin, Malezya, Tayvan, Tayland gibi “düşük ücretin sağladığı ucuz maliyetli” ülkeleri seçmişti.

Bu tür fason üretimde yerli işçilere neredeyse sefalet ücreti düzeyinde ödeme yapan ve gittikleri ülkenin cömert teşviklerinden yararlanan gelişmiş ülke şirketleri yüksek tutarda kazanç elde ettiler.

Ve süreç sayesinde ileri teknoloji şirketleri, 500 büyük şirket listelerinin zirvelerindeki otomotiv ve petrol şirketlerini tahtlarından indirmeyi başardılar. (Bu makaleyi yayına hazırlarken Apple’ in iphone üretimini yapan Foxconn şirketinin Çin tesislerinde boğaz tokluğuna çalışan ve artan covid vakaları nedeniyle fabrikaya kapatılan işçilerin tel örgüleri aşarak evlerine kaçmaya çalışırken güvenlik güçlerince dövüldükleri görüntüler düştü medyaya. Tek başına o tablo bile Apple’ i dünyanın en değerli şirketlerinden biri konumuna getiren süreci yeterince anlatıyor)

Ancak bu “tatlı kâr” düzenini kuranlar zaman içinde beklemedikleri bir sorunla karşılaştılar…

ABD şirketlerinin ülke dışında kurdukları fabrikalarda çalışan fakir ama yetenekli ve güçlü algılama yeteneğine sahip teknik elemanlar fason üretim sisteminin gerçekleştirildiği bilgi ve teknoloji havuzuna akan bilgi ve donanımı hafızalarına nakşetmeye ve geliştirmeye başladılar..

Ve Güney Doğu Asya’da ABD’ li şirketlerin kurduğu tesislerde çalışan kavrama yeteneği yüksek teknik elemanlar kısa dönemli bir öğrenme sürecinden sonra ana şirketteki kalite düzeyine ulaşan hatta bu düzeyi aşan bir üretim temposu yakaladı.

Devletlerin yoğun ve kapsamlı desteği, temel bilimlerdeki araştırmaların sürekliliği ve özel sektör şirketlerinin teknolojinin geliştirilmesine verdikleri öncelik sayesinde Güney Doğu Asya’nın teknoloji şirketleri öylesine hızlı hareket ettiler ki, kimi ürünlerde öne geçmeye başladılar.

Örneğin Güney Kore şirketi Samsung, 14 nanometre (metrenin milyonda biri) çapındaki yonga (çip)üretiminde dünya lideri oldu. Tayvan Şirketi TSMC yılda yaklaşık 15 milyar dolar harcayarak yürüttüğü araştırma ve geliştirme çalışmaları sayesinde ürünlerinin teknolojik yoğunluğunu ve düzeyini ilerinin de ötesine taşıdı. Çin yarıiletken malzeme kullanarak bazı yapay zekâ alanlarında ABD’ye yetişmekle kalmadı, geçme yolunda hızla ilerlemeye başladı…               

İleri elektronik ve besleyici yarı iletkenler üretiminin tartışmasız öncüsü ve egemen gücü olan ABD şirketleri kurdukları simbiyotik ilişkiden öylesine memnun ve sistem sayesinde o kadar çok para kazandılar ki, ucuz üreticileri ciddiye almayıp gelişmeleri yıllar boyu seyretmekle yetindiler…

ABD ve diğer gelişmiş ülkeler olarak tanımlanan müttefikleri ‘gaflet uykusundan!’ ancak pandemi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve kontrol edilemez hale gelen Çin’ in dünyadaki en güçlü oyun kuruculardan biri haline gelmesiyle gündeme gelmeye başlayan jeopolitik sorunlar sonrasında uyandılar…

Şimdi ABD, gelmekte olan tehlikeyi önlemek için 50 milyar dolara varan teşviklerle kendi topraklarında kendi çip üretim tesislerini kurma girişimini başlattı…            

Ancak ortada ciddiden de öte bir sorun var:

ABD’de kurulacak yeni “yerli ve milli” fabrikalardaki teknik elemanların işi hiç te kolay değil.

Değil çünkü üretim ile ilgili sırlar, işin püf noktaları bir başka ifadeyle know-how’ın büyük bölümü Güney Doğu Asya’ lı teknik elemanların beyinlerinde saklı…      

Gelişmiş ülkelerdeki teknoloji şirketleri ucuz emeğe kanıp çok para kazanmaya tamah ederken zokayı yutmuş gibi görünüyor…

Ayaklarını bağlayan tuzaktan kurtulmaları için fazla da alternatifleri yok:

Üretimi kendi ülkelerinde yapmak ve ucuz işçi diye gördükleri çekik gözlülere emanet ettikleri  “örtük” bilgiyi sıfırdan yeniden kazanma zorunluluğu ki bu hem zaman alacak hem de hayli yüksek ücretler nedeniyle maliyeti yükseltecek.

Bir başka çözüm ise otomasyona gitmek; bu da maliyeti ve fiyatı tırmandırmanın yanında işsizliği artıracak…

Üçüncü bir yol ise bilgiyi böylesine silah olarak kullanmayacak daha düşük algılama kapasitesine sahip yeni fason üretim vahaları bulmak…

Küreselleşmenin geleceğine de ışık tutacak maceranın bundan sonraki aşaması şüphesiz, kapitalizmin en ciddi sınavlarından biri olarak duruyor karşımızda… (Mersin Times)

Devamını Oku

Küreselleşmenin geleceği ve çip savaşları…

Küreselleşmenin geleceği ve çip savaşları…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Ucuz işçilik sayesinde ağırlıklı olarak yoğun emek isteyen sektörlerde üretim yapıp dünyaya satacak dünyanın en büyük fabrikası olarak düşünülen Çin, kısa zaman diliminde paradigma değiştirip teknolojide de dev adımlar atmaya başlayınca küresel ticareti düzenleyip belirleyen başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin tedirginlikleri bir süre sonra yerini önlenemez korkulara bıraktı…

Küreselleşme mucitleri hissedilmeye başlanan büyük depremin yarattığı tsunami dalgasından daha az etkilenmenin yollarını ararken bildikleri en kestirme yönteme başvurdular;

Obama’ nın Çin ile birlikte dünya ekonomisini büyütme çabaları Trump ile birlikte yerini Çin’i yaptırımlarla en azından yavaşlatma girişimlerine bıraktı…

Önemli Çin ihraç ürünlerini kotalarla sınırlama, yüksek gümrük duvarlarıyla ithalat maliyetlerini arttırarak talebi azaltma yaptırımların ilk göze çarpanıydı ama bununla da kalınmadı…

Özellikle teknolojik ürünlere karşı (Çin’ in ihraç ürünlerine damping uyguladığından Huawei gibi 5G teknolojisinde rakipsiz dünya lideri markanın casusluk yaptığı iddialarına varıncaya kadar) çok daha sert önlemlere başvuruldu…

Örneğin android temelli cihazların olmazsa olmaz uygulamalarının sahibi Google, yetkili kurumların talebi doğrultusunda platformlarını Huawei ürünlerine kapattı ve bu blokaj halen sürüyor…

Çin, Trump’ ın bazen delilik olarak nitelendirilen yöntemlerinden kurtulmanın onun seçimleri kaybetmesinden geçtiğinin farkındaydı..

Bu nedenle Putin Rusya’ sının aksine Xi’ nin Çin’ i ABD seçimlerine ve seçimler sonunda Trump’ ın kaybedip, Biden’ in kazanmasına ümit bağlamıştı..

Ancak böyle olmadı…

Biden yönetimi mevcut yaptırımlara rahmet okutacak çok daha ağır bir yaptırımı devreye soktu…

Trump’ ın kota, gümrük duvarlarını aşmakta zorlanmayan Çin, Biden’ in gelişmiş bilgisayar çiplerinin ihracatını engelleme hamlesi karşısında henüz çıkış yolu bulmuş değil…

Normal çip temininde kendisi de üretici olan ve başka ülkelerden teminde sıkıntı çekmeyen Çin’ in örneğin savunma sanayinde söz sahibi olması için bu ileri teknoloji özelliklerine sahip bilgisayar çiplerinin tedariki hayati önem taşıyor..

Farklı özelliklere sahip, uzay teknolojilerinden tıbba, askeri alanlardan, istihbarata çok önemli ve bir yanıyla stratejik alanların olmazsa olmazı bu gelişmiş çipleri sağlayamamak sonucu başlayan gerginlik, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerde yeni bir aşamaya işaret ediyor…

Biden’ in G-20 toplantısı vesilesiyle ilk kez fiziki olarak bir araya geldiği Çin devlet başkanı Xi ile yaptığı görüşmenin en önemli gündem maddesi ABD’ nin bu ülkeye uyguladığı ihracat yasağı konusu oldu…

Ticaretin geliştirilmesi ve yirmi yılı aşkın süredir büyüyen küresel ekonomide sürecin aksamaması özellikle de dünya ekonomisi yüksek enflasyon ve resesyon korkusuyla mücadele ederken iki ülkenin de hedefi bugünleri daha az kayıpla atlatmak…

İki ülke özellikle bilgisayar çiplerinin geliştirilmesi için ortak çalışma söylemlerini liderler üzerinden niyet olarak deklare etseler de, ABD’ nin Çin odaklı kaygıları artarak sürüyor…

Örneğin ABD Ticaret Bakanı Gina Raimondo Çin’ in nasıl bir tehdit olarak görüldüğünü şöyle anlatıyor:

“Amerikalıları Çin tehdidinden korumak için ne gerekiyorsa yapacağız. Çin’ in ne yapmak istediğini çok iyi biliyoruz… Bu teknolojiyi gözetim için kullanacaklar. Bu teknolojiyi siber saldırılar için kullanacaklar. Bu teknolojiyi, bize ve müttefiklerimize ya da kendimizi koruma yeteneğimize herhangi bir şekilde zarar vermek için kullanacaklar.”

ABD ileri teknoloji ürünü çipleri yeni dönem stratejik savaşlarının en etkili silahı olarak görürken Çin’ de farklı noktada değil…

Son Komünist Parti kongresinde Başkan Xi, yaptığı konuşmada, ABD’ nin uyguladığı ihracat yasağına özellikle değinirken Çin’in yarı iletkenler ve diğer teknolojilerin üretiminde kendi kendine yeterli hale gelmesi için çok daha agresif hareket edeceğine dair parti üyelerine söz veriyor ve ekliyordu:

“Çin’in inovasyon kapasitesini artırmak için stratejik, büyük resme odaklı ve uzun vadeli öneme sahip büyük ulusal projeyi başlatmak için daha hızlı hareket edeceğiz”

Çin yönetimi yeni beş yıllık stratejik plan çerçevesinde; yapay zekâdan hipersonik füzelere kadar gelişmiş teknolojilerde öne geçmek için gelişmiş bilgisayar çiplerinin geliştirilmesini en önemli önceliklerinden biri olarak tanımlıyor…

ABD ve Çin arasındaki ileri teknoloji ürünü çip savaşını tetikleyen önemli bir başka gelişme Rusya’ nın Ukrayna saldırısı ardından dünyayı titreten savaş…

Yeni nesil savaş ekipmanlarının en önemli parçalarından biri olan çipleri ABD’ den temin eden Rusya ABD’ nin yaptırımları sonucu alamayınca, Rus kuvvetlerinin silah, mühimmat, tank ve uçaklarla sağlamaya çalıştığı avantajlı konum bir anda çöktü…

ABD’ nin özellikle Obama döneminde ağırlık kazanan ve yakın zamana kadar sürdürdüğü strateji, soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninin beslendiği temel argümana göre; ülkeler arası güçlü ticari ilişkiler, dünyayı daha güvenli ve daha zengin hale getirecek, küresel tedarik zincirleri sayesinde maliyetler düşecek, bu sayede refahın artmasıyla halkın demokratik değerlere sarılması sayesinde, diktatörlükler ve otokrasiler gerileyecekti..

Ancak önce pandemi ardından da Ukrayna’daki savaş ve Çin’in son dönem dünyanın farklı noktalarında ve özellikle de kendi bölgesinde estirmeye başladığı hükümranlık kokan adımlar, Biden yönetimi ve ABD ile ikinci dünya savaşı sonrası aynı cephede yer alan Avrupa-Asya ülkesi müttefikin, ulusal güvenlik ve endüstriyel stratejilerinde öncelikleri değiştirdi…

Bugün hem ABD hem de Avrupa Birliği, daha fazla yerli bilgisayar çipi üretimini desteklemek için on milyarlarca dolarlık yatırım teşvik paketlerini peş peşe açıklama yarışında…

ABD ve AB bu adımları atarken Çin’ de boş durmuyor elbet…

Ekim ayında Biden ziyaret ettiği IBM’de yaptığı konuşmada, hükümetinin gelişmiş yarı iletkenler üretmek ve geliştirmek için Kongreden geçirmeye çalıştığı 52 milyar dolarlık teşvik kanununu Çin’ in engellemek için lobi faaliyetlerinde bulunduğunu açıklayacaktı…

Biden gibi ömrünü dış politikada geçirmiş, deneyimi yanında soğukkanlılığıyla bilinen biri iddialarını şöyle sürdürecekti o toplantıda:

 “Çin Komünist Partisi, ABD Kongresi’nde bu yasanın çıkarılmasına karşı lobi faaliyeti yürüttü ve ne yazık ki, diğer takımdaki bazı arkadaşlarımızı o lobi satın aldı.”

Trump döneminde Çin’ in bilgisayar çiplerine erişimini en aza indirmek için uygulamaya koyulan ihracat vergileri gibi tarife bazlı düzenlemelerin pratikte işe yaramadığı görülürken Biden ile birlikte başlatılan doğrudan ihracat yasağı uygulamasının çok daha etkili olduğu Çin’ in tepkilerinden de anlaşılıyor…

Pandemi, küresel tedarik zincirinin üretim ve lojistik anlamda zayıf halkalarını, Rusya’ nın Ukrayna işgaliyle başlayan yeni dönem ise batının Rusya’ ya olan enerji bağımlılığının nelere mal olacağını gösterdi…

Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında küresel ticareti ülkelerin kelepçelerinden kurtarma ve özgür kılma paradigması bugün yol ayrımında…

Çökmekte olan küresel ekonomik düzenin ne yöne evrileceği önemli soru…

O soruya yanıt olabilecek gelişmeleri sonraki makalede ele alacağım… (Mersin Times)

Devamını Oku

Yılların yanıtı kolay, çözümü zor sorusu; Çamlıbel nasıl kurtulur? -2

Yılların yanıtı kolay, çözümü zor sorusu; Çamlıbel nasıl kurtulur? -2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Önceki makalede sözünü ettiğim, 2012 Ocak ayında özellikle de o günün siyasi, ekonomik konjonktürü ışığında, eski kent merkezini Çamlıbel ağırlıklı canlandıracağına inandığım önerileri ele aldığım makalenin özetini aşağıda bulacaksınız…

On yılda nelerin değişip değişmediğini düşünürken o makalenin Arap Baharı diye tanımlanan ve bölgeyi demokrasi ışığında özgürleştirecek rüzgârın estiği iklim koşullarında yazıldığının not edilmesinde yarar var…

 “ESKİ MERSİN NASIL KURTULUR, ÇAMLIBEL NASIL CANLANIR?

Soruların cevabı bir dosta yazdığım mektupta saklı, bu mektubu paylaşmak istiyorum…

Dostum;

Geçen yıl bu günlerde Atatürk Caddesinin en prestijli mağazalarından birinde düzenlenen hayli renkli toplantıya davet edişin aklımdan çıkmıyor.

Anımsayacaktır o günün konukları, aslında bugün oradaki işletmelerin iliğini kurutan FORUM AVM’ den canlandırılmasını istedikleri ve nasıl yapılacağına ilişkin projelendirdikleri bölgenin “eksiği yok, aksine fazlası vardır” tezimi dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmıştım.

Deniz kıyısına yanaştırılacak ve ‘otopark- restoran’ olarak kullanılacak arabalı vapurun otopark sorununu farklı bir konseptte büyük oranda çözmesiyle, Atatürk Caddesinden Çamlıbel’ e uzanan bölgenin canlandırılması ve kısa zamanda eskisinden çok daha yüksek aktiviteye kavuşması mümkün olacaktı bana göre…

Balıkçı barınağı batısındaki rıhtım kruvaziye gemilerinin yanaşacağı konuma getirilebilir.

Tüm bunlardan çok daha önemlisi Cumhuriyet meydanından denize kadar uzanan alanı ortadan kesen cadde trafiğinin Valilik önünde deniz altına indirilmesi ve orduevi önünde yeniden yeryüzüne çıkmasını sağlayacak toplasan 500 metreyi bulmaz ama tüm bölgenin çehresini, kaderini değiştirecek bir yer altı geçidi…

Tüm bunlara ilaveten Ordu evi bulunduğu yerden daha güzel sahile sahip bir kıyı bölgesine taşınması ve mevcut Orduevi arkasında yer alan lojmanların bulunduğu alanın 5 yıldızlı şehir otelleriyle turizm alanına dönüştürülmesi.

Kısaca Kongre merkezi dediğimiz yerden başlayan ve Müftü deresi sınırında sona erecek, denizle kenti buluşturan, halkı sahille barıştıran yepyeni ve farklı bir konsept…

Bunun da en önemli ayağını kruvaziye turizmi oluşturacak. Kruvaze gemilerinin rıhtımından nefes kesecek güzellikteki karlı Torosları ve sahile doğru süzülen narin Mersin’ i hayranlıkla seyredecek konuklar..

Kendilerini etkileyen –gün gelir sahilde dikilen ucube binalardan kurtulup büyüleyecek konuma da getirilebilir- görüntüsüyle sıcacık bir Akdeniz kentini denizden selamlamanın keyfi…

(Kimse bana mevcut limanın bir rıhtımının bu işe hazırlandığını söylemesin. Yüke ve insana hitap eden tarzlar çok farklı. Zaten Mersin’ in ardından İzmir limanını özelleştirmeye hazırlanan ÖİB sırf bu kaygıyla İzmir’ de kruvaziyer turizmi için tasarladığı bölümü mevcut limandan ayırıp belirlediği yeni sınırlarla, yeniden düzenliyor bu günlerde.)

Çok mu zor kimisinin çılgınlık olarak nitelendireceği bu projeyi hayata geçirmek?

Veya farklı biçimde sorayım: Mersin’in çehresini değiştirecek, eski kenti canlandıracak böylesi bir çılgın projeyi ete kemiğe büründürmek için ne bekliyoruz?

Kaynak desen kaynağı kendi içinde yaratacak bir proje bu…

Doğallık desen, ilave hiç bir şey yapmamıza gerek yok, Mersin o bölgesiyle zaten hazır.

Katolik kilisesiyle Gümrük Meydanı arasında kalan bölgenin iyileştirilmesi ve eski Mersin evlerinin ve benzer yapıların butik otellere, konaklama, ağırlama tesislerine dönüşmesini sağlayacak projeye eklemlenmesi…

Eski Gaziantep dezavantajlarına rağmen başardı bunu…

İzmir’in kruvaze turizmi, aslında tarihi Kemeraltı dokusunun ve ölmekte olan ticari bölgenin kurtuluşuna borçludur bugün geldiği yeri…

Çamlıbel ve çevresinin veya daha geniş perspektifle bakarsak Katolik kilisesi-İstasyon kesitinden, Müftü deresine uzanan bölgenin İzmir Kemeraltı’ ndan eksiği mi var?

Aksine fazlasına sahibiz ve üstelik Arap baharı olarak nitelendirdiğimiz süreç eninde sonunda Mersin’ i doğu Akdenizin en güvenli ve önemli destinasyon noktası haline getiriyor, getirecek…

İzmir’in Kapadokya’ sı, Uzuncaburç’ u (OLBA),   Eloza Sebaste’ si, Saint Paul ve Tarsus gibi hazineler yanında yakın çevrede Yumuktepe, Pompeipolis gibi mücevher taşları var..

Bunca zenginliğe karşı, Çamlıbel, Atatürk Caddesi’ ne umut bağlayan varlıklarını gömen onca insana ne oldu da, hayallerini gömüp sahneden çekildiler?

Aylardır bu sorulara yanıt bulmaya çalıştım….

Mantıklı bir yanıt bulamayınca da umutları, hayal kırıklıkları, cevapsız sorularıyla o süreci yeniden anımsatayım istedim…

Anlattıklarımın ötesinde ne diyebilirim ki?

Dokuz boğumdan oluşurmuş gırtlak ve aklı erenler kelimelerin boğaza düğümlendiği o an sekizini yutsan bile birini haykır derler boğulmamak için…

Bu kentte bazen “dokuzunu da yut diyorlar” insana…

Ve benim gibi susmayı istese de becermeyen birine, ölüm acısı yaşatıyor varlık içinde yokluğa boyun eğenlerin suskunluğu…” (Mersin Times)

Devamını Oku

Yılların yanıtı kolay, çözümü zor sorusu; Çamlıbel nasıl kurtulur? -1

Yılların yanıtı kolay, çözümü zor sorusu; Çamlıbel nasıl kurtulur? -1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Kent batıya doğru kaymaya başlayınca canlılığını kaybeden ve deyim yerindeyse ölüme terk edilen eski Mersin’ i, özellikle de bir döneme damgasını vuran cazibe merkezi Çamlıbel’ i eski güzel günlerine döndürme, en azından canlandırma hevesine kapıldığımız yıllar…

Mutlaka öncesi de vardır arayışların…

Olmasa, İlyas Halil nemli gözlerle “Denizi doldurdular/ Uyuz it gibi kent dışına sürdüler” sitemini dizelere döküp, kanatları kırılmış martıların kentine ağıtlar yakar mıydı?

2011 yılında Çamlıbel ve Atatürk caddesini kurtarma projesi diye tanımlanabilecek çalışmayı başlatan grubun davetine icap edip hem taşın altında ezilmekte olanların feryadını dinlemiş, hem de görüşlerimi, önerilerimi dillendirmiştim..

Yüreğimi umutla dolduran o birlikteliğin kısa zamanda yol kat edeceğini umuyordum..

Öyle olmadı…

Tek bir adım atılmadığı gibi, nefes almakta zorlanan Çamlıbel’ in ölmekte oluşunun hüznünü yaşadım..

O ruh hali içinde Ocak 2012’ de aşağıda özetlemeye çalıştığım makaleyi kaleme aldım…

Makalede hayalini kurduğum Çamlıbel’ i yeniden hayata geçirecek en önemli lokomotif olarak kruvaze gemilerinin yanaşacağı bir alanın gerekliliğine değinirken yer olarak ta mevcut limanın batı yakasında yer alacak rıhtımın bu amaçla düzenlenmesinin yeterli olacağını anlatmaya çalıştım.

Referans olarak ta 2007’ de kaleme aldığım ve İzmir Ticaret Odasının, kruvaze gemilerini kendi öz kaynaklarıyla nasıl teşvik ettiğini, Yunanistan’ ın Pire limanıyla başa çıkmak için her kruvaze yolcusunun ‘toprak bastı’ parasının Oda tarafından karşılandığını örneklerle ele aldım..

O makaleyi MTSO seçimleri vesilesiyle bugüne de ışık tutsun diye geçtiğimiz günlerde yeniden ve ‘Ticaret Odaları ne yapabilir ne yapamaz’  başlığıyla yayınladım.

Makalede İzmir Ticaret Odası’ nın kenti canlandırma amaçlı projesi sayesinde İzmir’ in bir anda cazibe merkezi haline getirildiğini rakamlarla ortaya koydum..

 Amacım benzer bir uygulamanın Çamlıbel özelinde hayata geçirilmesiyle üzerine ölü toprağı serilmiş bölgenin kaderinin değişebileceğini anlatmaktı…

Ocak 2012’ de yayınlanan ‘Eski Mersin nasıl kurtulur? Çamlıbel nasıl canlanır?’ başlıklı makalede somut örneklerle yapılması gerekenleri sıralarken sadece bir bölgeye değil, özel iklimi ve tarihiyle gelen yolcuları içine çekecek Mersin’ e de büyük katkıları olacağını dilimin döndüğünce yazdım..

Aradan neredeyse 11 yıl geçmiş ve biz can çekişen Çamlıbel’ i canlandırma konusunda bolca konuşma hatta işi ciddiye aldığımızı gösterme adına avuç dolusu paralar döküp yarışmalar düzenleme dışında hiçbir şey yapmamış, yapamamışız…

Hüzün ve sitem yanında önerilerimi de dile getirmeye çalıştığım bugün de okuyacak olana aynı duyguları hissettireceğini düşündüğüm o makalede, kruvaze gemilerinin yanaşacağı rıhtımdan inecek yolcuları, ürküten beton yığını yerine gülümseyerek karşılayacak tipik bir Akdeniz kenti florasının nasıl yaratılabileceğini, trafik keşmekeşinden uzak, narenciye ve palmiye ağaçlarının gölgesinde yaya olarak dolaşabilecekleri bir ortamın sağlanması için yapılması gerekenleri, kadim tarihle buluşacakları günü birlik tur rotalarına kadar kapsamlı öneriler yer alıyordu…

2018 yılında Mersin Büyükşehir Belediyesi tam da önerdiğim mevcut limanın batı yakasına Kruvaze Rıhtımı yapmak için kolları sıvadığında bir kez daha umutlandım…

Ancak aradan geçen zaman kurduğumuz güzel hayaller yerine beterin beteri var diyeceğimiz gerçeklerle yüzleşmemize yol açtı…

 Ölmekte olan Çamlıbel’ i ayağa kaldıracak adım atılması, Kruvaze Rıhtımını hayat geçirmek bir yana, Balıkçı Barınağı’ nı da zaman içinde yutup o güzelim sahile ‘Su Sporları Merkezi’ adı altında AVM kondurma girişimleri tam da eski Mersin’ i canlandıralım derken, tabutuna son çivinin çakılmasından farksız…

Ocak 2012’ de kaleme aldığım ve ‘Çamlıbel nasıl canlanır?’ sorusuna yanıt aradığım makaleyi, aradan geçen 10 yılı aşkın zaman içinde yaşadığımız hayal kırıklıklarını yansıtması bakımından özetleyerek yeniden yayınlamanın yararlı olacağına inanıyorum…

Ocak 2012’de “ESKİ MERSİN NASIL KURTULUR, ÇAMLIBEL NASIL CANLANIR? Sorusuna yanıt aradığım o makalenin özeti bir sonraki makalede…. (Mersin Times)

Devamını Oku

ABD- Çin ekonomik savaşının Hamburg limanı cephesi…

ABD- Çin ekonomik savaşının Hamburg limanı cephesi…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Önceki makalede Pire liman hisselerinin tamamını aldıktan sonra Çin’ in gözünü Hamburg limanına diktiğini ve devlet şirketi COSCO üzerinden bu limandaki konteyner aktarma terminallerinden birini alma girişimlerinin yıllar süren uğraşlar sonunda geçtiğimiz ay (26 Ekim 2022) tarafları tatmin etmese de bir biçimde sonuçlandığını ele almıştım…

Pire limanı el değiştirirken ve Çin’ in Avrupa tedarik ağının en önemli üssü haline gelirken sesini çıkarmayan AB ve özellikle Almanya’daki neredeyse tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütler iş Hamburg limanındaki bir terminalin satışına gelince kıyameti kopardı…

Aslında Çin’ lilerin Avrupa limanlarını ele geçirme girişimleri yeni değil…

Belçika’ nın Brugge Limanının 90’ ı ve Antwerp’ in %20’ si, İspanya Valencia Limanının %51’i ve Bilbao’ nun %40’ı, Hollanda Rotterdam Limanının %35’i, Fransa Marsilya Limanının % 25’i, yine Belçika Antwerp Limanının %20’si, son 13 yılda Çin firmalarınca (bir başka ifadeyle Çin rejimi tarafından) sessiz sedasız satın alındı…

Bu limanların hiç biri Pire kadar önemsenmediği gibi yatırım da yapılmadı. Önceki makalede dikkat çektiğim gibi Çin Başbakanı Li ve devlet başkanı Xi, Yunanistan ziyaretlerinde zamanlarının neredeyse tamamını Pire limanına ayırdılar…

Çin’ in agresif yatırım stratejisi kısa zamanda etkisini gösterdi…

Demiryolu hattının eklemlenmesiyle 2009’ da iflas eden Yunanistan ile aynı kaderi paylaşan, bir daha toparlanacağına ihtimal verilmeyen, Mersin’ in gerisine düşmüş Pire limanı, 2010’ daki çöküşün ardından Çin’ in sihirli dokunuşu sayesinde on yıl içinde 10 kata varan işlem hacmiyle dünyanın en büyük 30 konteyner limanı arasına girdi… (2020 itibariyle yılda 5,7 milyon konteyner hacmiyle Valencia’ yı geride bırakarak 29. Sıraya yükseldi. 2010 yılında Valencia 4,2 milyon konteynere ev sahipliği yaparken Pire 665 bin konteyner hacmine sahipti)

Ekonomik anlamda da olsa Avrupa istilasına hazırlanan Çin’ in Pire ile yetinmeyeceği, daha büyük hedeflere yürüyeceği malumun ilanıydı…

Öyle de oldu…

Pire üzerinden modernize ettiği demiryolu ağıyla Macaristan’ a oradan da Almanya sınırına dayanan Çin vakit geçirmeden yeni hedef olarak Hamburg limanını seçti…

Aslında Çin o tarihlerde Antwerp, Amsterdam limanlarında hisse alarak operasyon anlamında zaten söz sahibiydi ama belli ki yetmemişti…

Çin, Hamburg limanının en azından bir terminalini alarak o günlerde 10-12 bin konteyner taşıyan süper post panamax gemilerinin (bugün o gemiler iki kat büyüklüğe ulaşmış durumda) aktarma üssü yapma düşüncesindeydi…

Günümüz Almanya Başbakanı Scholz’ un Hamburg Belediye başkanı olduğu dönem, büyük konteyner gemilerinin yanaşmakta zorlanmaya başladıkları limanın önemini yitirmesinin önüne geçmek bu amaçla Çin’ leri kente çekme çabalarıyla geçti…

2015 kasımında davetli olarak gittiği Çin’ deki en yoğun temasları liman odaklıydı…

Artık büyük gemilerin girmekte zorlandığı Elbe nehrinin derinleştirilmesi, Hub özelliğini yitirmekte olan Tollerort terminalindeki darboğazın aşılması gibi limanı ayağa kaldıracak yatırımlar konusunda Scholz, o günlerde birleşme süreçlerini tamamlamakta olan Cosco ve China Shipping’i başka limanlara kaçmasını önlemek ve ortak olarak yatırım yapma konusunda ikna etme çabasındaydı…

O günlerde güçlerini birleştiren ve küresel boyutlara ulaşan iki denizcilik devi şirket büyük dış ticaret şirketlerinin neredeyse tamamının ofis açarak üs seçtiği Hamburg’ u, 400 metreyi aşan büyüklükteki gemilerin yanaşmasını sağlayacak yeni rıhtımlarla bölgenin en büyük aktarma limanı yapma konusunda oldukça isteklilerdi…

2011-18 yılları arasındaki Belediye Başkanlığı boyunca Scholz, limanın en azından üç terminalinden birini COSCO ile baş göz etme çabalarını sürdürdü…

2017’ de Almanya’ yı ziyaret eden Çin Başkanı Xi’ nin de en önemli gündemi Hamburg limanıyla ilgili projelerdi.

Dönemin Hamburg Belediye Başkanı Scholz’ a konuk olduğunda şunları söyleyecekti:

“ ‘Kuşak ve Yol’ inşasında özel coğrafi avantaja sahip olan Hamburg’un hem Çin’i Avrupa’ya bağlayan ‘Deniz İpek Yolu’nda önemli bir liman, hem de Çin-Avrupa kargo treninin destinasyonu olduğuna inanıyoruz. Bu alanda iş birliğini geliştirmek için üzerimize düşeni yapacağız”

Pandemi nedeniyle geciken nikah için ilk adım Eylül 2021’ de atıldı..

Buna göre; Hamburg limanında faaliyet yürüten lojistik firması HHLA ile Çinli terminal işletmecisi Cosco Shipping Ports arasında yapılan anlaşma kapsamında, Çinlilerin Hamburg limanındaki üç terminalden biri olan HHLA terminalinin yüzde 35’lik hissesini satın alması öngörülüyordu…

Ancak böylesi stratejik alanların hisse satışları için Federal Hükümetin onayı gerekiyordu..

İncelemeler sürerken, süreci etkileyecek gelişme yaşandı…

Şubat 2022’ de Rusya Ukrayna’ yı işgal etti…

Zaten agresif biçimde yükselen Çin dalgasından tedirgin olan kamuoyu ve devletin istihbarat gibi hassas kurumları satışa karşı çıkmaya, şiddetli tepki göstermeye başladılar..

Rusya doğalgazıyla başlayan bağımlılığın enerji krizine ve hüsrana dönmesi, Çin gibi girdiği yere pek çok kurumuyla ‘çöken’ küresel oyuncuya duyulan tedirginliği arttırdı…

Almanya’ nın görüş istediği AB Komisyonu da satışın yapılmaması gerektiğini, Çin’in hassas bilgileri elde edeceği uyarısına dayandırıyordu…

Scholz’ün lideri olduğu Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) koalisyon ortağı olan Hür Demokrat Parti ise “Çin bizim ticari ortağımız. Ama otoriter bir rejimin hayati altyapımız üzerinde etki sahibi olmasını yanlış buluyoruz. Bu Hamburg limanı için de geçerlidir. Ülkemizi (başka bir ülkeye) bağımlı kıldığımızda neler olduğunu artık hepimiz çok iyi biliyoruz” diye karşı çıkarken Rusya ile ortaya çıkan enerji krizine dikkat çekiyordu..

Federal Meclis bünyesindeki Savunma Komisyonu’nun başkanlığını yürüten Zimmermann ise, “Almanya’nın gerçekliği görmesi ve özgür, demokratik dünyanın düşmanlarının önünde eğilmemesi için daha ne olması gerekiyor? Hayati altyapının Çin’e satılması çok büyük bir hatadır ve bunun gerçekleşmesinin engellenmesi gerekir” görüşünde..

Bir başka hükümet ortağı Yeşiller Eş Genel Başkanı Omid Nouripour ise, ‘Almanya’nın hayati önem taşıyan altyapısının Çin gibi bir ülkeye emanet edilmemesi gerektiğini Çin hükümetinin tüm önemli belgelere erişim sağlayacağı anlamına geldiğini’ ifade ediyordu…

Hükümet çatlağına yol açan ve 6 bakanın onaylamayacağını açıkladığı devir işlemine karşı, Çin ziyaretine hazırlanan ve giderken çantasında mutlaka ‘havuç’ bulundurmaya gayret eden Scholz uzlaşma noktasında orta yol anlamına gelecek formülü getirdi masaya…

Buna göre Scholz hükümeti, COSCO’ ya HHLA terminalinin yüzde 35 değil, %24,9’ unun satışına izin verdi..

24 Ekim’ de Bakanlar kurulunun açıkladığı karar 26 Ekim’ de kamuoyuyla paylaşıldı ve Scholz iki tarafı da tatmin etmeyen bu ‘ehven-i şer’ anlaşmayla çıktı Pekin ziyaretine…

Konuyu değerlendiren üst düzey bir Alman yetkili; “Almanya, otokrasilerle uğraşırken artık güvenlik riskini daha fazla taşıyamaz” derken Scholz’ u bağrına basan Çin resmi yetkilileri ise Hamburg limanı ortaklığının iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleşmesi açısından tarihi fırsatın özeti olduğuna dikkat çekiyordu…

Gerçekten de pandemi gölgesindeki 2021’de, Çin ve Almanya arasındaki ticaret hacmi 250 milyar avroyu bularak, rekor seviyeye ulaştı. Son 6 yılda, Çin Almanya’nın en büyük ticaret ortağı haline gelirken Çin’le olan ticaret, Almanlara 900 bin istihdam fırsatı yaratıyordu…

Ancak Hamburg limanıyla ilgili tartışmalar bitecek gibi değil…

ABD, Hamburg limanındaki üç terminalin en küçüğü olan ve yılda 1 milyon konteyner elleçlenen HHLA’ nın %24,9 luk hisse satışını sert dille eleştirerek Almanya’ yı attığı adımdan geri dönmesi yönünde uyardı…

Belli ki, Çin-ABD arasında gittikçe büyüyen ve ekonomik savaşa dönen gerilimin bir ayağını da Hamburg limanı oluşturacak…

Sürecin ne yöne evrileceğini hep birlikte izleyeceğiz… (Mersin Times)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.