Bilgin Yeşilboğaz - Mersin Times
Bilgin Yeşilboğaz

Bilgin Yeşilboğaz

02 Kasım 2023 Perşembe

Hukuk-Yargı ve Cumhuriyetimizin 100. Yılı

Hukuk-Yargı ve Cumhuriyetimizin 100. Yılı
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. BİLGİN YEŞİLBOĞAZ

Cumhuriyetimizin tam da büyük coşkuyla 100.yılını kutladığımız şu günlerde TBMM ne Hükümetin sunduğu 12. Kalkınma Planı geldi.

Tabi refleks olarak hemen yargı ile ilgili kısma göz attım. Daha önce defalarca yazılarımda veya konuşmalarımda değindiğim hususu yani hukuk güvenliği ile ekonomik kalkınmanın paralel olduğunu ifade eden  “Ekonomik ve Sosyal kalkınmanın sağlanması bağımsız, tarafsız ve şeffaf yargı sisteminin egemen olduğu hukuk devleti ile demokrasi ve iyi yönetişim ilkelerinin etkin şekilde uygulanmasıyla mümkündür.” İlkesini 12.kalkınma planının temeline almış olduklarını gördüm.

12.Kalkınma Planına göre, önümüzdeki dönemde adalet hizmetlerinde yargı süreçlerinin adil, hızlı ve etkin şekilde işlemesi, öngörülebilir olması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve adalet sistemine duyulan güvenin daha da artırılması temel amaç olacak.

“Temel Hak ve özgürlükleri koruyan hak ihlallerine karşı etkin mücadele eden, hızlı öngörülebilir, adil, şeffaf, hesap verebilir, erişilebilir, güvenilir ve insan odaklı bir yönetim anlayışı adalet sisteminin temeli olmaya devam edecektir” dediği yerde bir dur demek gerekiyor. Yargı her yerinden dökülüyor, HSK ya yağan ihbar mektupları ve ifşalar ile MİT tarafından Cumhurbaşkanına sunulduğu iddia edilen yargı raporunda artık yargının çeteleştiği ve özellikle suç örgütleri ile siyasilerin yargı içinde cirit attığı iddiaları karşısında somut hiçbir şey ortaya koymayan ve TEMİZ ADALET, TEMİZ ELLER operasyonu yapmayan bir sistemden, yönetimden nasıl bu plandaki taahhütlerin gerçekleştirilmesini bekleyeceğiz.

Türkiye, World Justice Project’in 2022 Hükümetin Hukuka Bağlılığı Endeksinde 140 ülke arasında 135’inci, Transparency International’ın 2022 Yolsuzluk Algısı Endeksi’ne göre, 180 ülke arasında 96. sırada yer alıyor. Yargıya güven her yıl biraz daha düşüyor,2022 yılı sonu itibariyle yargıya güven yüzde 18’lere kadar düşmüş durumda. Ama kimse bu durumdan rahatsız değil sanırım.

Adalete erişimin oldukça zor olduğu, sistemsel anlamda yürütmenin bir şubesi haline getirilen yargının tamamen sadece sisteme aykırı söz ve eylem sahiplerini vurduğu, ara ara hukuka, evrensel kurallara uygun kararlar veren AHİM ve Anayasa mahkemelerinin kararlarını uygulamayan bir yargı ne kadar güvenilir, ne kadar topluma huzur ve güven verebilir. Sermaye nasıl bu hukuksuzluk ikliminde yatırım yapar, istihdam sağlar.

Bugün itibarıyla sadece Anayasa Mahkemesi’nin önünde 130 bin bireysel başvuru bulunmakta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde ise 46 ülkeden toplam 74 bin başvuru var. Yani Anayasa Mahkemesi’nin önündeki başvuru neredeyse AHİM’in 46 ülkeden aldığı başvurunun iki katı kadar.

Yargıdan, vatandaşın bile bir şey beklemediği yerde iş dünyası nasıl bir şey beklesin. Yargılamaların yıllarca sürdüğü, makul sürede yargılanma hakkının olmadığı bir sistemde nasıl güvenle yatırım yapsın, ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunsun.

Maalesef hukuk örgütleri de bu süreçte sessizliklerini koruyor. Cumhuriyetin 100. Yılına yakışmayan bir tutum sergiliyorlar. Barolarımızın büyük çoğunluğu maalesef protokol baroculuğundan öteye geçmiyor. Etliye sütlüye karışmayan, aman ağzımızın tadı kaçmasın havasında, arada bir dostlar alışverişte görsün misali kısa bir açıklama (o da kimseyi kırmadan, mecburiyetten yazdım havasında) Henüz kalkınma planında yargı ve özellikle barolarla ilgili bölüme dair bir kelam edeni göremedim.

Cumhuriyetin kimsesizlerin kimsesi olduğu sözü bizahati yargıya söylenmiş bir sözdür. Ülkede yaşayan ve hak mağduru her vatandaşa önce yargının sahip çıkması gerekmektedir. Yargının adil, eşit ve hakkaniyete uygun kararlar verebilmesi gerekmektedir. Bu güven duygusunu verip gerçek anlamda birlik ve beraberliği sağlarsanız ekonomik ve sosyal kalkınma ardından çok rahat gelecektir. Plandaki beylik sözlerin yine sadece yazılmış olmaktan ibaret olacağını bilmek beni ziyadesi ile üzmektedir.

Cumhuriyeti anlamak ve yaşamak işte bütün mesele burda. Anlatılanlara, söylenenlere göre düşündüğünüzün ve yaşadığınızın ötesindedir cumhuriyet. Derinliğini görmek, felsefesini anlamak ve herkesin cumhuriyeti olabilecek hukuka dayalı, eşit adil hakça yaşanan bir cumhuriyeti tam da bu zamanda yeni yüzyıl yaşında gerçekleştirmek gerekiyor. Halkın kendi cumhuriyetine herkes için sahip çıkması gerekiyor.

Cumhuriyetle kalın… (Mersin Times)

Devamını Oku

YA ŞİMDİ, YA HİÇBİR ZAMAN

YA ŞİMDİ, YA HİÇBİR ZAMAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. BİLGİN YEŞİLBOĞAZ

Değerli dostlar 28 Mayıs’ta tarihi bir seçim yaşayacağız. Ülkemizin bundan sonra hangi zihniyetle yönetilip yönetilmeyeceğine, çocuklarımızın nasıl bir ülkede yaşamasını istediğimize ve cumhuriyetin ikinci yüzyılında nasıl bir ülke ve yönetimi görmek istediğimize karar vereceğiz.

Millet İttifakı adayı sayın Kemal Kılıçdaroğlu kazanırsa her şeyin birden ve hızlı bir şekilde değişeceğini söylemek hayalcilik olacaktır. Ancak bazı değişiklikleri anında fark edeceğiz ve yaşayacağız. Bunlardan birkaçına örnek verelim.

“Ananı da al git” yerine, analar ağlamasın cümlesini duyacağız,

Çocuk istismarı birden ortadan kalkmayacak, ancak artık iktidarda bir kereden bir şey olmaz sözünü duyamayacaksınız, taciz eden cemaatçilere değil, çocuklarımıza sahip çıkılacak.

Kadına şiddet, taciz ve kadın cinayetleri aniden ortadan kalkmayacak, ancak “eksik etek, o saatte orada ne işi vardı, o da mutlaka kuyruk sallanmıştır, eski sevgilisiymiş, eski eşiymiş, erkek arkadaşıymış, böyle ilişkiler olursa bu cinayet normaldir,

“Kadına şiddet abartılıyor”

Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem” Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar. Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” gibi cümleler duyamayacaksınız.

“SAHİPSİZ KADINLARIMIZI SAHİPLENDİRECEĞİZ” CÜMLESİ YERİNE, “KADINLAR BU ÜLKENİN GERÇEK SAHİPLERİDİR” CÜMLESİNİ DUYACAĞIZ.

Madenlerde, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenler için fıtratında bu varmış, mukadderat, takdiri ilahi cümlesini duyamayacaksınız. İş cinayetlerinin üzerine kararlılıkla gidileceğini duyacaksınız. Depremde, tabi afetlerde, insan kaynaklı hatalar nedeniyle yitirdiğimiz canların ardından çıkıp, iktidarın veya yandaşlarının “Biz çok AZDIK, Tanrı bizi cezalandırıyor.” cümlelerini duyamayacaksınız. Dindar ve kindar nesiller yetiştiriyoruz cümlesini duyamayacaksınız. “Geri zekalı, haysiyet fukarası, sefil, zavallı, gafil, eşkıya, çürük, sürtük, siyasi eşkıya, haysiyetsiz, onursuz, sanatçı müsveddesi, edep fukarası, ahlaksız, haysiyet celladı, kan emici, Be ahlaksız, be namussuz, be adi.…”cümlelerini duyamayacaksınız.

Muhalif olan herkes terörist olmayacak. Ülkenin neredeyse yarısı hakaret davası nedeni ile cezalandırılmayacak, özgürce eleştiri yapabilecek. Sabahın erken saatinde çalan zilinizle açtığınız kapınızda apartman görevlisi veya sütçüyü göreceksiniz, yat yere yat emir kipi ile bağıran polisi değil.

Toplumu kutuplaştıran ayrıştıran ve suç örgütleri haline döndüren yapıya ilişkin övücü, ayrıştırıcı şiddeti özendirici cümleler duyamayacaksınız.

Muhtemelen eşleriyle birlikte toplum içerisinde normal bir aile yaşamı süren yöneticiler göreceksiniz. Sevgi dilini göreceksiniz. Vatandaşları teba olarak değil, birer birey ve devletin, toplumun asli unsuru olarak gören bir yönetim anlayışı göreceksiniz. Sorunlarınızı ön yargısız, kızmadan, hakaret etmeden dinleyerek çözüm üretmeye yönelen bir yönetim anlayışı göreceksiniz.

Her şeyin hakça ve halkça bölüşüldüğü, temiz siyaset ve ahlakın yerleştiği bir süreç yaşayacaksınız.

Önce yurtta sulh cihanda sulh ilkesi ile yola çıkıp, bütün komşularımız olmak üzere dünyanın neredeyse tamamıyla kavgalı ve küs hale gelen bir ülke değil sözü dinlenen, lider, diplomatik dili kullanabilen diplomatik ilişkileri ülkenin menfaatine evriştiren ve coğrafyamızda kilit rol üstlenen bir anlayış göreceksiniz.

Gençlerimizi giderlerse gitsinler diye ülkemizden kovan bir dil yerine, ülkede kalma ve ülkenin geleceğine katkı sunma anlamında kalması için umut olan bir anlayış göreceksiniz.

Liyakat ve yeteneği yerine cemaat ve adamı olanın devlet kurumlarına atandığı, işe yerleştirildiği anlayış yerine, herkesin hak ettiği ve yeteneğine göre işe yerleştirildiği ve ülkenin geleceğinin yetenekli liyakatlı insanların eline bırakıldığı bir anlayış göreceksiniz.

Bağımlı ve etki altında yargı yerine, bağımsız ve herkese hukuka, kanunlara ve vicdani kanaatlerine göre eşit adalet dağıtan bir yargı göreceksiniz.

 Bir insanı, bir ülkeyi sevmekle başlayacak her şey ve dünya daha güzel olacak.

Bu nedenle bu seçimde kullanacağınız oy, sadece kendiniz için kullanacağınız bir oy değil. Kullanacağınız oy, sizin, ailenizin, çocuklarınızın ve ülkemizin geleceği için kullanacağınız bir oydur. Bu ülkenin kuruluşu ve kurtuluşu için canlarını feda eden atalarımızın ödediği bedellere sahip çıkmak için kullanacağınız oydur. Atatürk’ün hedeflediği muasır medeniyetlere ulaşmak için çıkacağımız yolun ilk adımı için kullanacağınız oydur.

Ülkemizin oksijene ihtiyacı var. Vatanı için yüreği çarpan herkes sandığa gelsin. Aydınlık bir gelecek için sen de elini taşın altına koy.

Ülkemize, vatanımıza, topluma, demokrasimize, özgürlüklere, geleceğimize, sahip çıkma günü bugün değilse ne zaman? Ya şimdi, ya hiçbir zaman. (Mersin Times)

Devamını Oku

Demokrasi olmasa ülkeyi ne güzel yönetirdik…

Demokrasi olmasa ülkeyi ne güzel yönetirdik…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. BİLGİN YEŞİLBOĞAZ

Gün geçmiyor ki bir ilimizdeki toplantı ve gösterilerin tamamı…

Süre boyunca kentimizde yasaklanmıştır haberi duymayalım. Bir konser, bir şiir dinletisi, bir basın açıklaması vs vs Anayasada teminat altına alınmış vazgeçilemez, devredilemez olan temel hak ve özgürlükler yasaklanıyor.

Kuşkusuz, mülki amirlerin kamu düzeninin sağlanması, huzur ve güvenliğin korunması bakımından bazı tedbirleri alma görevi, aynı zamanda yetkisi vardır. Bazı etkinlikleri yasaklama veya erteleme de buna dahildir. Ne var ki bu yetki mutlak olmayıp, bazı sınırlara sahiptir. Başka deyişle, yasaların öngördüğü çerçevede ve belirli, zorunlu koşulların varlığı halinde kullanılabilir bu yetki. 

Ancak her olur olmaz olayda …5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/ A ve 11/C maddeleri ve ayrıca 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 7.-17.-19. maddeleri hükmü gereğince……… diye gerekçe oluşturarak yasaklamalar çoğunlukla keyfiyete kaçtığı gibi, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunuyor.

Toplanma ve gösteri yapma hakkı/özgürlüğü demokrasilerin vazgeçilmez koşulu ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hakkın/özgürlüğün güvence altına alınmadığı bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün olmaz.

Ancak soyut ve sübjektif gerekçelerle o kadar çok yasak kararı alınması özellikle festival ve konserlerin keyfi yasaklanmaları yasaların ruhuna ve konuluş amacına uymamaktadır. Sürekli bir OHAL yaşanmasına neden olmaktadır.

Bu gerçek, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi tarafından da güvence altına alınan “önceden izin almaksızın barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkı”nı içi boş bir söylem haline getirmektedir.

28 Ocak 2020 tarihinde Cenevre’de Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı tarafından okunan Türkiye Ulusal Raporu’nun “Barışçıl Toplantı ve Örgütlenme Hakkı” başlıklı bölümünde şunlar ifade edilmektedir: “Barışçıl toplantı ve örgütlenme hakkı Anayasa (33. ve 34. maddeler) ve ilgili ulusal mevzuat tarafından güvenceye alınmış demokratik bir haktır. 2014 yılı Demokratikleşme Paketi bağlamında, toplantı hakkının kapsamı daha da genişletilmiştir

Evet, Anayasa’nın 34. maddesinde “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” denilerek toplanma ve gösteri yapma hakkı/özgürlüğü güvence altına alınmaktadır. Ancak Türkiye’de bu hakkın/özgürlüğün filen kullanımı uzunca bir dönemdir, bilhassa da 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ardından ilk kez 21 Temmuz 2016’da ilan edilen ve yedi kez uzatılan Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları ve sonrasında maalesef mümkün olamamaktadır.

Anayasanın 13.maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilerek olağan dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanma rejimi belirlenmiştir.

Görüldüğü gibi Anayasa temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını belli şartlara bağlamıştır. Bu şartlar temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kanun koyucu için geçerli olan sınırları ifade ettiği için sınırlamanın sınırları ifadesi de kullanılmıştır(Gören, 2006: 371). Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında temel olarak yedi şarttan bahsedebiliriz(Gözler, 2007: 135):

 a. Sınırlama kanunla yapılmalıdır.

b. Sınırlama Anayasanın ilgili maddesinde belirtilen sebepler mevcutsa yapılabilir.

c. Sınırlama Anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olmamalıdır. 

d. Sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine riayet etmelidir.

e. Sınırlamanın temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunması yasaklanmıştır.

 f. Sınırlama lâik cumhuriyetin gereklerine riayet etmelidir.

g. Sınırlama ölçülülük ilkesine riayet etmelidir.

Görüldüğü gibi sınırlamanın ilk şartı, kanuniliktir. Buna göre, temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir, tüzük, yönetmelik gibi diğer genel düzenleyici işlemlerle temel hak ve hürriyetler sınırlanamaz.

Toplumu; güvenlik ve özgürlük çıkmazına hapsedip, korkunun sürekliliğini sağlamak özellikle güvenlik politikalarının her an gündemde tutulması idarenin zaafını, yetersizliğini göstermektedir.

İdarecilerin işi, Anayasa ve evrensel normlarca güvence altına alına temel hak ve özgürlüklerin güven içinde kullanılabilmesine olanak sağlayan tedbirleri almak, bu hakların kullanılmasının önündeki engelleri kaldırmak olmalıdır.

21.yüzyılda bu yasaklarla idarecilik yapılamaz. Konu bahane, Yasaklar şahane… (Mersin Times)

Devamını Oku

Tek Yol Hukuk ve Demokrasi

Tek Yol Hukuk ve Demokrasi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. BİLGİN YEŞİLBOĞAZ

Tüm Türkiye’yi etkileyen İstiklal caddesindeki bombalı terör saldırısı bizleri bir kez daha düşünmeye ve tedbirli olmaya sevk etti. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi…

Tece’de polis evine yapılan hain saldırının ardından herkeste acaba 2015 dönemi tekrar mı yaşanacak, bundan sonra sivillere yönelik saldırlar mı olacak endişesi hakim olmaya ve konuşulmaya başladı.

Ardından Pazar günü ailesi ile, sevdikleri ile, arkadaşları ile istiklalde dolaşan vatandaşlarımızdan 6’sını bu hain saldırıda kaybettik.50’nin üzerinde yaralımız var. Ölenlere Allahtan rahmet yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Bunlar neden hep bizim başımıza geliyor. Yetkililerin çıkıp terörün kökünü kazıdık dediği anda bir karışıklık başlıyor. Bombalar, saldırılar, operasyonlar…

 Neden mi?

Çünkü hukuk ve hukuk devleti ilkelerinden uzaklaştığımız için, adalete güven yerlerde süründüğü için, hukuk güvenliği kalmadığı için, yargı yandaş olduğu için.

Dünyada siyaset ve yönetim anlayışı maalesef totoriterleşmeye doğru kayıyor. Kapitalist sistemin tıkanması ve ekonomiye çözüm üretememesi, çağdaş zamana uyarlanamaması beraberinde demokrasiden baskıcı rejime geçişi getirmektedir. Avrupa gibi demokrasiyi yüzyıllarca yıl bedel ödeyerek kazanmış ve kökleştirmiş ülkeler sıkı sıkıya demokrasilerine sahip çıkmakta. Bizim gibi orta gelir tuzağında boğulan ve demokrasi liginde alt sıralarda oynayan ülkeler ise maalesef demokrasiden hızla uzaklaşmaya başlamıştır. Halkın ülke yönetimine ve sürece dahil edilmemesi beraberinde ekonomik çöküntüyü beraberinde getirmektedir. Bundan nasıl kurtuluruz ?

“Hukuk yoluyla demokrasi” Ta  Atinadan bu yana denenmiş ve tecrübe edinmiş bir demokrasi anlayışıdır. Hukuk yoluyla demokrasi, hem hukuk yoluyla demokratik düzene geçişi hem de demokratik düzenin hukuk yoluyla korunması ve sürdürülmesini sağlar.

Locke’a göre, “…çoğunluk doğal olarak içlerindeki topluluğun tüm gücü toplumla insanların ilk birleşmesi üzerine zaman zaman topluluk için kanun koymada ve kendi atadıkları memurlarla o kanunları icra etmede o gücün tamamını kullanabilirler ve o zaman hükümet şekli mükemmel bir demokrasidir; ya da kanun koyma gücünü birkaç seçilmiş adamın ve onların varislerinin eline verebilir ve o zaman bu bir oligarşidir; ya da tek bir insanın eline verebilir ve o zaman bu bir monarşidir,..

Görüldüğü üzere halkın tüm kesiminin yönetim için birleşmesi ve gücün tamamını birlikte kullanması durumunda o ülkede birlik, beraberlik, huzur güven ve istikrar olur. Hukuk ve Demokrasi birbirinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan iki ana kavramdır. birbirini besler. Bunlarda ekonomiyi besler, bu da ülkenin refahının arttırarak mutlu bir toplum yaratır.

Sözün özü Ortadoğu bataklığından ve terör belasından kurtulabilmemiz ve istikrarlı, kendi içinde barışık, ortak paydalarda birleşen bir ülke olabilmemiz için yapılması gereken tek şey tüm toplumun hep birlikte amasız fakatsız derhal ve ısrarla demokrasi talep etmesi, teröre hep birlikte dur demesi, temel hak ve özgürlükleri kendi bekaları için yok sayan kim olursa olsun dur demeleri gerekmektedir.

Tek sığınacağımız ve bizi bir arada tutacak liman Hukuk ve Demokrasidir. Çok geç olmadan he birlikte isteyelim. (Mersin Times)

Devamını Oku

Vahap Seçer’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Vahap Seçer’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Av. BİLGİN YEŞİLBOĞAZ

CPH’li Macit Özcan’dan sonra MHP tarafından kazanılan Büyükşehir Belediyesinin bir sonraki seçimde diğer 11 Büyükşehir Belediyesi ile tekrar CHP li başkanlarca kazanılması iktidar cephesinin tüm ezberlerini bozdu.2023 hedefinden uzaklaştırdı. Belki de son noktayı koydu.

Büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesinden sonra İktidarın hedefinde özellikle üç Büyükşehir vardı. Biri Mersin, diğeri İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediyeleri idi.

Aslında bu saldırıların temelinde sosyal demokrat belediyecilik anlayışına, seküler yaşama ve cumhuriyetin değerlerinin yaşatılmasına yönelik anlayış bulunmaktadır..

Gün geçmiyor ki bu belediye başkanları ile bir söylem ve itham olmasın. Belediye Başkanları, Meclis çoğunluğu olmamasına, sayısal üstünlük nedeni ile TBMM de çıkarılan yasalarla belediyelerin yetkileri ve mali hakları tırpanlanmasına, meclislerinde istedikleri kararları çıkaramamalarına üstüne üstlük tüm dünyayı kasıp kavuran bir covit 19 belası ile de uğraşmak zorunda kalmalarına rağmen inanılmaz güzel işlere imza atarak bir başarı öyküsü yaratmaya başladılar.

Tabi hiç bir başarı cezalandırılmadan sona ermez ülkemizde. İktidarın temel amacı vatandaşına güven, huzur ve refah içinde bir yaşam konforu sunmak ise bunları en çok belediyeler eliyle yapmalıdır. İktidarın temel amacı bu olmalı.

Ancak nedense özellikle Mersin Büyükşehir belediyesinin başarılı çalışmalarını karalamak için, belediyenin terör ile bağlantılı işler yaptığı ve terör yuvası olduğuna dair sürekli yandaş basın aracılığı ile (sadece yandaş basın yapıyor) kamu oyunun algısı yönetilmeye çalışıldı.

İktidarın sözcüleri ve milletvekilleri sürekli başkan Vahap Seçer’i hedef alarak Mersin Belediyesinin icraatlarını engellemeye çalıştılar. Sözde operasyonlarla kamuoyunda Büyükşehir belediyesinde terör operasyonu yapıldı şu kadar kişi alındı haberleri ile belediyeyi ve Vahap Seçer’i terör ile yan yana getirmeye çalıştılar.  Hizmetlerin devam etmesi ve kentin çehresinin değişmeye başlaması ile bu algı operasyonu da tutmadı. Bu da tutmayınca artık daha üst perdeden hedef almaya ve doğrudan saldırmaya başladılar.

Başkan Vahap Seçer seçim süreci ve sonrasında da tüm konuşmalarında sadece birlikte yaşama isteğinden, Mersin’in bir barış ve hoşgörü şehri olduğundan bahsederek, huzuru kimsenin bozmasına izin vermeyeceğini söyledi. Her yerde birlikten ve kardeşlikten bahsetti. Asla teröre ve uzantılarına taviz vermedi, işbirliği içerisine girmedi. O kadar incelemelerine, o kadar müfettiş göndermelerine rağmen 4 yıla yakın zamandır yargısal anlamda bir şey bulunamaması bunun en açık göstergesidir.

Siyasilerin kendi tabanlarına şirin görünmek için yaptığı söylemlerin Mersin’de karşılığı yoktur ve olamayacaktır da.

Kimse Mersin’in iradesine ipotek koyamaz, görevden alma, denize dökme bunlar boş işler. Ülkenin ve Mersin’in bunlarla kaybedecek bir dakikası yok. Ucuz siyaset yapmak yerine, Vahap Seçer’in başarılarını takdir etmek yerine karalama yapmayı bırakın. Ülkenin başta ekonomi olmak üzere yığınla sorununun çözümüne odaklanın.

Kent üzerinde oynanan oyunlara ve Mersin’in maküs talihinin değişmesine ayak bağı olanları tüm kent bileşenleri kınamalıdır. Mersin’in önünü kesen tüm söylemlere birlikte tepki vermelidir.

Kent önce Mersine ve ardından Başkan Seçer’e sahip çıkmalıdır. Zira bu saldırılar sadece Başkan Seçer’e değil, yaşam biçimimize, dünya görüşümüze ve birlikte yaşama arzumuza yapılmaktadır. (Mersin Times)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.