17 Aralık 2025 Çarşamba
Doğu Akdeniz’de Kartlar Yeniden Dağıtılırken: Suriye’ de Bir "Amerikan Baharı" mı?
ASKIDA YAŞAMLAR
AŞK OLSUN SANA BAŞKAN, AŞK OLSUN
Mersin'in Ekonomik ve Toplumsal Yapısı
Siyasetçiler ve Siyasi Uslûb
Emekli olmak
GÜLBİN DAL
Sabah trafiğine takılmıştım. Önümdeki araçlar ne kadar hızlı giderse gitsin, trafik ışıklarına yakalandığınızda ister istemez uzun araç kuyruklarına takılmayı engelleyemiyorsunuz. Sadece sabır deyip kazasız belasız ulaşmak istediğim yere ulaşma amacı içerisindeydim. Sonunda o dört yol kavşağına gelmiştim. Yeşil ışığın bize yanması için baya bir beklemek gerekiyordu. Müzik dinliyor etrafıma bakıyordum.
Ellerinde poşetler, sırtında bir çuval ile ağırlıktan beli bükülmüş , zor da olsa yürümeye çalışan yaşlı bir kadın görmüştüm. Bu kadar yükün altında ezilmiş bir kadını görmek, trafik kargaşasını bana tamamen unutturmuştu. Yaşlı kadını İzlemeye devam ettim. İki büklüm haliyle küçük adımlar atarak kalabalık, telaşlı, aceleci sürücülerin olduğu kavşakta karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordu. Daha da kötü tarafı, araç sürücüleri kendini o kadar trafiğe kaptırmıştı ki, yaya önceliğini falan unutup, yüklerinin altında ezilen kadının sağından solundan geçip yollarına devam ediyorlardı. Kavşaktan geçme sırası bana geldiğinde çabuk davranıp, hızlıca kavşağı geçtim. Yolun en müsait yerinde arabamı durdurdum. Arabamdan inip teyzeye doğru yürüdüm. Bu şekilde zorlanan yaşlı bir insana yardım etmem gerekiyordu.
-Günaydın teyze, yükünüz ağır görünüyor, müsaade ederseniz yardım etmek istiyorum. Aracım ile sizi istediğiniz götürebilirim dedim. Derken sırtındaki çuvalı ve elindeki poşetleri aldım.
O esnada teyze, hayır kızım olmaz deyip, yüklerini bana vermemeye çalışıyordu. Hem ısrar edip hem de yükleri almaya davranınca, tamam deyip yüklerini bana bıraktı.
Şaşkınlığı yüzünden belliydi. Bir taraftan da, yorulduğunu fark etmiş, iki eliyle belini tutup doğrulmaya çalışıyordu.
-Kızım sağ ol şimdi dolmuş gelecek, yukarı köyde oturuyorum. Dolmuş evimin önünde indiriyor beni, hiç zahmet etme dedi.
-Lütfen teyze, israr ediyorum yükün ağır, nerede oturuyorsan önemli değil götürebilirim dedim.
-Hayır dedi, Dolmuş şoförleri beni tanır, rahatça giderim kızım. Hiç sorun olmaz dedi.
-O zaman dolmuş gelene kadar yanınızdayım, beraber bekleyelim dedim.
Teyzem bir ilkokulda temizlik personeli olarak otuz dört yıl çalışmış. Tam da temizlik personeli demeyelim, aslında okulun ve çocukların her şeyiymiş. ‘Ben onları onlarda beni çok severlerdi’ dedi.
Uzun çalışma yıllarının ardından emekli olmuş. Amcayı birkaç yıl önce kaybetmiş. Allah nasip etmemiş bir evladı olmamış.
-O yıllarda okulda çalışırken, yavrucaklar ile hep beraberdim. Kendilerini biraz hasta hissettiklerinde bana koşar alınlarından öperek ateşleri olup olmadığını kontrol ederdim. Belki de Allah’ımın bana bir evlat nasip etmemesini derinden anlamamamın nedeni okuldaki yavrucaklardı.
Şimdilerde köyde tek başına evde yaşamaya çalışıyordu. Şehre inmesinin sebebi ise, köydeki bakkal çayı, şekeri, yağı pahalıya satıyormuş. Şurada bir market ucuza veriyor. Param yetmez ise bir dahaki sefere ödüyorum. İdare ediyorlar beni dedi.
Son yıllarda maaşım ile tek başıma geçinmekte zorlanıyorum kızım dedi. Bu beden ile kendimi çekiştire, çekiştire işimi gücümü yapıyorum. Ekmeğimi de komşularım var onlar yapı veriyorlar, dedi. Ama dedi. Ama derken şöyle derin bir iç çekti. Peki birkaç yıl sonra ne olacak? İyice elden ayaktan düşünce, yüce Allah’ım beni bu durumlara koymaz emanetini hayırlı bir şekilde yanına alır inşallah, dualarım hep böyle kızım, dedi.
Dedi ama o gözleri de doldu, doldu. Eşarbının ucu ile göz pınarlarından akamayan gözyaşlarını sildi.
Haydi be teyzem beklemeyelim dolmuşu, arabaya binelim ben seni götürmek istiyorum, dedim. Dedim ama o esnada dolmuş da gelmişti. Teyzemin eşyalarını yerleştirdim. Ellerinden öptüm. Baktım dolmuş şoförü, gel öne otur sana yer ayırdım diyerek seslendi. Dediği gibi teyzeyi tanıdıklarını gördüm. El sallayarak teyzeyi uğurladım.
Arabama oturduğumda ne akıp giden trafik, ne günün yoğunluğuna dair bir şey düşünmüyordum. Aklımda kalan tek şey şuydu;
-Peki birkaç yıl sonra ne olacak, iyice elden ayaktan düşünce. Allah’ım beni bu duruma koymasın, hayırlısı ile emanetini yanına alsın, sözleriydi.
İstatistiki rakamları konuşmaya, toplama, çıkarma, çarpma, bölme yapmaya hiç gerek yok. Her şey sabah gördüğüm teyzenin yaşamı, yol kenarında yapmış olduğumuz on dakikalık sohbetin içinde yer alıyordu. Gelecek günlerde en iyi çözümün ölüm olduğunu dileyen teyzemiz! Ve daha binlerce başka teyzelerimiz, amcalarımız, abilerimiz, ablalarımız. Türkiye’ de yaşayan on altı milyon emekli. Onlarda ölmenin en doğru çözüm olduğunu düşünüyorlar mıydı?
Geçen yıl aralık ayında benzer senaryoları yaşadık. Şimdi de aynı senaryo devam ediyor.
Emekliye ve Emekçiye ne versek?
Kısa bir süre önce emekçiler ve emekliler Ankara’da miting yaptı.
‘Bütçeden hakkımız olan payı istiyoruz’
Geçen yılda, ondan önceki yılda böyle mitingler yapılmıştı. Göstermelik enflasyon artış rakamları ile geçen yıl emekliye sadece bu enflasyon artışı oranında zam verildi. Asgari ücretliye ise 2025 Ocak ayında yine göstermelik enflasyon rakamı oranında zam yapıldı. Tüm yıl başka zam yapılmadı.
Sabahın erken saatlerinde karşılaştığım teyzemiz ve diğer milyonlar bu ülkeyi ayakta tutan, ülkenin temel taşları olan insanlardır. Bu insanlar şimdilerde yaşam mücadelesi veriyor. Temel hakları olan yaşama hakları için mücadele ediyorlar.
Hükümetin, ülkenin emeklilerine ayıracağı kaynağı mutlaka vardır. Hükümetlerin görevi bu kaynakları en iyi şekilde organize etmek, hakça dağıtmak, Anayasanın belirlediği Yaşama hakkını her bir vatandaş için yerine getirmektir.
Umudunu ölümden değil, yaşamda arayan emeklilerin varlığı artık hayal olmasın. (Mersin Times)
GÜBİN DAL
Bir insanın, insana söylediği hayvan kelimesi hakaret olarak kabul edilir.
İlginç değil mi?
Arıların olmadığı bir dünyanın yok olup gittiğini biliyor muyuz?
Peki İnsanların olmadığı bir dünya yok olup gider mi?
Yoksa zaman içerisinde kendini tamamen yeniler mi?
Tamamen yeniler.
Hem de çok uzun yıllar geçmesine dahi gerek kalmadan.
Kartal gibi keskin gözlerimiz var mı?
Bir çita gibi üç saniyede yüz kilometre hıza ulaşabiliyor muyuz?
Hamam böceğinin nükleer serpintiye dahi dayanıklılık göstermesi peki?
Bir kelebek kadar narin, ince, renkli, şiirsel bir yapımız var mı?
Karıncalar kadar çok çalışıyor muyuz?
Karıncaların yuvalarının insanlara yön verdiğini, bu yuvaların her zaman güneyi gösterdiğini de belirtmek istiyorum.
İnsanlara, hayvanların ve doğanın sunduğu muhteşem katkılar bitmek bilmiyor.
Ruhumuzu dinginleştiren, bizleri manevi olarak besleyen insan! insan olmamızı sağlayan tartışmasız en önemli yöntem sanattır.
Sanatın ilhamı da doğadandır.
Denizin dalgası, karın yağması, rüzgarın sesi.
Bir kuğunun estetiği, kuşların birbirinden farklı mucizevi ötüşü, tüylerinin rengi şaheser bir müzik eserine, eşsiz bir tabloya ilham kaynağı olmadığını söyleyemezsiniz.
Hayvanlar ve doğa insanoğluna sonsuz değer katarken, biz insanoğlu olarak ne yapıyoruz?
İşkence yapıyoruz, katlediyoruz, hevesimizi aldıktan sonra sokağa terkediyoruz, tekmeliyoruz ve onlara yaşam alanı tanımıyoruz.
Son dahiyane yöntemimiz ise;
Uyutmak!!!
Yaşatmak yerine öldürmek.
Sonsuz evrende, zerre kadar yer teşkil eden, biz insanoğlunun bu küstahlığını, bencilliğini, vahşiliğini anlamak mümkün değil.
İnsan olarak değerimizi ortaya koyan tek şey.
Aklımız ve vicdanımızdır.
Yoksa, sadece canlıyız.
Doğa olmadan, hayvanlar olmadan hiç bir işe yaramayan, tüketen yok eden canlılarız. Hep nirlikte nasıl yaşamamız gerektiğinin çözümleri var.
Ya bu çözümleri geliştirip, ivedilikle uygulayacağız.
Ya da doğanın da bizi bir gün uyutacağı, kaçınılmaz sona ulaşacağız. (Mersin Times)
GÜLBİN DAL
Türk milleti 31. Mart yerel yönetimler seçiminde, iradesini sandıkta gösterdi.
Sabahın erken saatlerinde okulların önünde uzun kuyruklar vardı.
Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın elinde olduğunun bilincinde olmak müthiş bir güç ve çok büyük bir sorumluluk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan her bir birey dün bu sorumluluğu büyük bir coşku ile sonuna kadar gösterdi. Bu seçimlerde Türk halkı, her siyasi partiye ders niteliğinde ciddi bir sorumluluk yükledi.
Yirmi yılı aşkın süredir ülkenin yönetiminde olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, AKP yönetimine “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Laiktir. Laiklik asla dinsizlik değildir. Hatta ve hatta insanların inançlarının özgürce yapılmasına imkan tanıyan gelişmesini destekleyen bir ilkedir.
Laikliği anlayın öğrenin ve uygulayın. İnançlarımıza saygılı olun, inançlarımızı, dini duygularımızı siyasetinize alet etmeyin!” demiştir.
“Devlet, önce kimsesizlerin kimsesi olmayı bilmekten geçer. Sabırlıdır Türk Halkı, kanaatkardır. Dirayetlidir, yoktan var eder. Ama hakkıyla, yıllarca çalışarak emekli olmuş bir emekliyi, ete, süte, peynire, meyveye, gönlünce bir sofraya muhtaç etmeyin.” demiştir.
Ayrıca, cumhur ittifakı ortağı, Sayın Devlet Bahçeli ve MHP yönetimine de şunu demiştir.
Bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan halkımız ebru sanatının eserlerine benzer. Farklı renkler birbirinin içine karışmış, büyülü bir ahenk oluşturmuş, müstesna, şaşırtıcı, heyecan verici, kendine has, muhteşem bir güzellik yaratmıştır.
Bu renkler bize zenginlik getirir, bu renkler bizi biz yapmıştır.
Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne ise, bu partinin ilelebet lideri Mustafa Kemal Atatürk’ tür demiştir.
Defalarca seçim kaybedip, her kayıptan bir başarı öyküsü çıkarıp, hala bu partinin başında olmamak gerektiğini, halkının sonsuz sevgisini kazanmış, ulusumuzu yoktan var etmiş Mustafa Kemal Atatürk’ ün ilkelerine, değerlerine, daha çok sahip çıkın demiştir.
Yerel yönetimlerde sizlere duyduğumuz güveni sarsmayın, bizleri mahçup etmeyin,
liyakatlı kadrolar ile yolunuza devam edin, asla bir mağduru göz ardı etmeyin, kadına, çocuğa, hayvanlara daha çok değer verin demiştir.
Halkın takdirine teveccühüne saygı gösterip, büyüklenmeden, küstahlaşmadan, eleştirilere kulak vererek, yanlışlarınızı düzelterek yolunuza devam edin mesajını vermiştir.
31. Mart Yerel seçimlerinde Türk Halkı yine o sağlam iradesi ve becerisi ile son sözü söylemiştir.
Bizim oyumuz; ‘Sonsuz Sevdamıza’ (Mersin Times)
GÜLBİN DAL
6 Şubat’ta yaşanan korkunç deprem felaketi ülkemizi ve halkımızı derinden etkiledi.
Yapılmalı mı yapılmamalı mı diye, tartışmalar devam ederken, bir baktık
14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin süreci başlamış bile.
Bu seçim sürecinde 4,5 milyon TL hazineden siyasi partilere bütçe aktarıldı.
O tarihlerde bu konu üzerinde durmuştum. Deprem bölgesi insanı yardıma muhtaçken, siyasi partilerin seçim kampanyası için hazine yardımına gerek var mıydı?
Bu arada hiçbir siyasi partiden ‘hazine yardımını istemiyoruz’ açıklaması da gelmedi.
Deprem ile birlikte artan barınma ihtiyacı, ev kiralarının her ilde hızla yükselmesine sebep oldu. Deprem ve seçim ekonomisi ev kiraları ile birlikte, temel gıda maddeleri, et, süt, sebze, meyve, ekmek, benzin- motorin, ulaşım, giyim kuşam vb. gibi top yekun tüm fiyatlara yansıdı. Yaşam koşullarının gittikçe zorlaştığı bu günlerde, asgari ücret komisyonu milyonları etkileyecek Asgari Yaşam Ücreti’ni belirlemek için görüşmelere başladı.
TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 64,27 iken, akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG)’a göre yıllık enflasyon oranını yüzde 126,18 olarak açıklandı.
Açlık sınırı 14.025 TL/Yoksulluk sınırı 45.686 TL
Aylardır açlık sınırı altında yaşayan asgari ücretliye, bu komisyon nasıl bir rakam belirler ki, çalışan binlerce insana bu ücret ilaç olsun. Asgari ücretliye yapılacak olan ücret artışına paralel olarak, emekliye de benzer maaş artışlarının olması çok önemlidir.
Ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı, dar gelirli çalışan, emekli, asgari ücretli iken esas sorunumuzun da mevcut kaynakların bölüşümünde yaşanan dengesizlik olduğunu da net bir biçimde ifade etmek isterim.
Bu arada; Sayın Mehmet Şimşek bir süre önce açıklamıştı:
– Döviz ve mevduat gelirlerinden vergiyi artıracağız.
Paradan para kazanılan bir dönemde, elbette bu vergileri artırmak en doğrusu.
Deprem süreci sonrası ek MTV için de şu ayrıcalık yapılabilirdi.
Bir arabası olan ile aynı hanede üç arabası olandan ek MTV farklı şekilde alınabilirdi.
Dar gelirli vatandaşımız yeterince zor şartlarda yaşıyor.
Gelir düzeyi daha yüksek vatandaşlarımızın da vergi ödeme biçiminin tekrar düzenlenmesi mutlak gerekliliktir.
‘Hani hepimiz aynı gemideydik’
Hangi kamarada olursak olalım, o gemi batarsa hepimiz yok oluruz.
Zorlu geçen 2023 yılının ardından, en iyi dileklerimle 2024 ‘ ün hepimiz için daha olağan bir yıl olması dileğimle. (Mersin Times)
GÜLBİN DAL
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
On yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan,
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.
Türk’üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri.
Behçet Kemal Çağlar ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in yazdığı 10. Yıl Marşı, Cemal Reşit Rey tarafından bestelenmiştir. 1933 yılında Atatürk’ün isteği üzerine gerçekleştirilen bu marş, hepimizin ezberindedir. Coşku ile gururla, haykırarak söyleriz.
2023 yılında neden 100. Yıl marşı bestelenmemiştir? Böyle bir marşı yüce Türk Milleti hak etmiyor mu, etmedi mi?
Savaş Meydanlarında canını hiçe sayan yüzbinlerce insanımızın şehit olması ile kan ile, mücadele ile, yoklukla, açlıkla, susuzlukla kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti 100 yılda sayılamayacak çok badireler atlatmadı mı?
12 Mayıs, 1960 ve 12 Eylül 1980 darbesi, muhtıralar, darbe kalkışmaları… 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmeye çalışılan son kalkışma hareketi ile, 100 yıllık Cumhuriyetimizi hedef aldılar. Her 10 yılda bir egemenliğimize, bağımsızlığımıza, ülkemize Emperyalizm tarafından bu müdahaleler yapılmıştır.
1929 Dünya Ekonomik buhranı ile o günden bu yana, ülkemizde derinden hissedilen ön dört ekonomik kriz atlatmıştır. Darbelerin yanında üzerine bir de yedi yılda bir yaşanan ekonomik krizlerde eklenmiştir.
66. Hükümet ile yönetilen devletimiz, ortalama 1,5 yılda bir değişen, sık sık koalisyon hükümetleri ile 100 yılı geride bırakmıştır. 1960 yıllarda başlanan terör olayları, hali hazırda ülkemizin kanayan yarasıdır. Gencecik vatan evlatları şehit olmuştur. Yüreği yanan ailelerin haddi hesabı yoktur. Terör olaylarından dolayı katledilen diplomatlarımızı eğitimcilerimizi, gazetecilerimizi, yazarlarımızı unutmak mümkün mü?
O’nlar bu ülkenin yetiştirdiği çok değerli insanlardı. Yerleri asla doldurulamaz!
Memleketimizin sıkıntıları bunlarla da kalmıyor. 100 yılda meydana gelen sarsıcı depremlerin sonuncusunu 6 Şubat 2023 de yaşadık. Bu felaketi yüz yılın küçük kıyameti olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmaz.
Devletimiz ve Türk Halkı olarak, Cumhuriyetimizin 100. Yılını gururla, coşku ile inançla kutlamak en doğal hakkımız. Binlerce badireden geçip, İstanbul Boğazında Türk Donanmasının farklı 100 gemisi ile geçiş yapması sözle ifade edilemeyecek muhteşem bir gururdur. Aynı anda gökyüzünde gösteri uçuşu yapan Türk Yıldızları, Solo Türk bu gururumuzu göklere çıkardı.
100 yılda binlerce badire atlatan bu devlet 100. yılda tüm ihtişamı ile bu coğrafyada artık çok daha güçlü olarak sonsuza kadar var olmaya devam edeceğim dedi.
Türk vatandaşı olarak kendiniz ile çok daha fazla gurur duyun. Anlatmaya çalıştığım bu badirelerden geçmiş, dirayetli, vefakar, çalışkan, özverili, mütevazı ama bir o kadar vatansever Türk halkı olarak…
Bizler, 100. Yıl Marşı’nı çoktan hak ettik. (Mersin Times)