DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
ALTIN 786,210,93
BITCOIN 720175-7,40%
Mersin
15°

KAPALI

12:58

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

  • Mersin Times
  • MERSİNLİLER YAŞADIKLARI KENTİN SAKİNİ DEĞİL, SAHİBİ OLMALIDIR!…

MERSİNLİLER YAŞADIKLARI KENTİN SAKİNİ DEĞİL, SAHİBİ OLMALIDIR!…

ABONE OL
1 Ocak 2021 00:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mersin’in genel anlamda sorunlarının tespitini yapan TMMOB Makine Mühendisleri 4 ve 5. Dönem Mersin Şube Başkanı Makine Mühendisi Serdar Erkan, çözüm önerilerinde bulundu. Basın mensuplarıyla bir araya gelen Erkan, yerel yönetimlerin karar aşamasında halkı görmemezlikten geldiğini vurguladı.

Mersin’in sorunlarına dair sürekli çözümler getiren deneyimli isim Serdar Erkan, “Mersin İçin Yerelden Bir Gelişme Programı Önerisi” adı altında bir çalışma yaparak yerel seçim öncesinde önemli önerilerde bulundu.

Erkan, “Mersin’deki bölgesel gerileme gerçeği ile yüzleşmeden, ilin sorunlarını aşmak mümkün değildir. Bu gerilemenin nedenlerini de sadece il sınırları içinde aramak eksiktir. Ya da ilin potansiyellerini sıralayarak çıkış yolu göstermek de yeterli değildir. Sorun, son tahlilde bir kaynak ve özendirme sorunudur ve kaynak dağılımına da büyük ölçüde siyasi irade karar vermekte, yerel aktörler ise bu süreçte neredeyse dışlanmış durumdadırlar.Mersin’e kaybedilen yılları kazandırabilmek,  gücünü yerelden alan bir atılımla mümkün olabilir. Özellikle Mersinlilerin , karar verme süreçlerine aktif katılımı, Mersin’in potansiyelini değerlendirmede ve mevcut ve olası sorunları çözmekte büyük önem taşımaktadır. Mersin dahil, birçok ilin gerilemesinde, ülke kaynaklarının İstanbul ve Marmara odaklı olarak kullanılmasının ve gelişmenin rüzgarının Mersin gibi illerden esirgenmesinin birer politik tercih olduğu göz ardı edilirse, sorunlara doğru teşhis de, doğru önermeler de mümkün olmayacaktır” dedi.

BÖLGELER ARASI EŞİTSİZLİK

“Bölgenin lojistiğini, sanayi birikimini, tarımsal sanayi, enerji,  iç ve dış ticaret potansiyelini, onları tamamlayan zengin turizm varlığını değerlendirecek, göçmüş nüfusu toplumla barış içinde yaşam temelinde bütünleştirecek, ilçeler arası gelişmişlik farklarını en aza indirecek, kentleri uygar yaşama mekanları haline getirecek, kültürel altyapıya önem verecek, bütün bunları yerelden yükselen bir anlayışla, katılımcı belediyecilikle yapacak yeni bir paradigmaya ihtiyaç var” diyen Erkan, “Kentleri  ve yaşam mekanlarını değiştirme ve iyileştirme faaliyetlerini, ancak yerele odaklanarak çözmek mümkündür. Mersin’in yeniden yükselen bir il haline gelmesi, karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve sosyal sorunları aşması, merkezin kaynak tahsisinde adil davranmasında, bunu etkilemek için de tüm bölgelerde “Yerelin etkin bir aktör” durumuna geçmesine bağlıdır. Yerel paydaşları sürece katan, hesap verir, şeffaf, demokratik bir yerel örgütlenme, hem merkezi iradenin kararlarına etki etme hem yerel potansiyelleri doğru değerlendirip mobilize etmede en büyük güç kaynağı olacaktır. Türkiye’nin 2002 sonrası 15 yılda yakalamış göründüğü büyüme performansı, bölgeler arası eşitsizlikleri azaltmak yerine, büyüten bir karakterdedir. Gelişme her zaman olduğu gibi başta İstanbul ve çevre illerinde gerçekleşirken, azgelişmiş  Anadolu bölgelerine büyümenin ışığı pek düşmemiş, yerlerini korumaya çalışan bazı Anadolu havzaları da gerileyenler arasına katılmıştır. Çukurova bunlardan biridir.  Bu vahim sonucun hem politik, hem ekonomik nedenleri vardır.” diye konuştu.

“İTHALATA BAĞIMLI SİVİL HAVACILIK”

Erkan, “Planlamayı dışlayan, vahşi piyasacı anlayışa teslim olan, AKP iktidarının izlediği İstanbul odaklı inşaat-kent rantına dayalı büyüme modeli, İstanbul ve yakın çevre illerin gelişimine yaradı. Büyüme rüzgarından  yeterince yararlanamayan diğer illerde aynı tempoda gelişme yaşanmadığı gibi, Adana-Mersin bölgesini bile içine alacak bir eşitsizlik, daha da artırmıştır. Özellikle 2002 sonrası hızlanan doğrudan yabancı sermaye, hisse senedi ve devlet borç senetlerine gelen sıcak para ve orta-uzun vadeli kredi biçimindeki yabancı kaynak girişi, büyümenin ana rüzgârı olmuştur. Ne var ki, 15 yılda 526 milyar dolara ulaşan ve 2017’de Türkiye’ye, 435 milyar dolar dış borç yüküne mal olan bu kaynak girişinin hem sektörel hem bölgesel kullanımı önemli çarpıklıklar, akıl tutulması içermektedir. Mevcut iktidarın yürüttüğü ekonomi politika, istihdam yaratan, gelir dağılımını iyileştirici, üretici, Türkiye’nin döviz açığını daraltıcı sektörler yerine, tersi alanlara, döviz yaratmayan sektörlere yönelmiştir. İhracata dönük sanayiye, kendine yeterli bir tarıma, döviz gelirini artırıcı kaliteli turizm, kaliteli hizmet sektörleri yerine, kaynaklar, finansa, İstanbul odaklı inşaata, lüks konut, gökdelen, rezidans vb. inşaatına, dayanıklı-dayanıksız tüketim malı ithalatına, bu ithalatın mekanı AVM’lere, demiryolları aleyhine geliştirilen ithalata bağımlı sivil havacılığa yönelmiştir” ifadelerini kullandı.

“GERİLETEN DEĞİL, TAMAMLAYAN BİR GELİŞME ROTASI İZLENMELİDİR”

“Özellikle, 2003-2016 döneminde toplamı 142 milyar dolara yaklaşan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, özelleştirilen KİT’lere, banka hisselerinin satışına, mobil telefon yatırımlarına, son yıllarda da gayrimenkul alımına odaklanmış, “yeşil yatırım” da denilen yeni yatırımlara pek ilgi göstermemiş, bölgesel olarak da İstanbul ve çevresine yoğunlaşırken Anadolu’nun yatırıma muhtaç bölgelerine pek yönlendirilememiş, özendirilememiştir” vurgusunda bulunan Erkan şunları kaydetti:

“Devlet sektörü ise, 1980 öncesi önemli bir kamu yatırımcısı iken başta sanayi ve enerji olmak üzere üretici sektörlerden özelleştirmeler ve tasfiyeler ile uzaklaştırılmış, yatırımcı rolü daraltılmış, kalan kamu yatırımcılığı, ağırlıkla “ulaştırma” da, İstanbul odaklı kentsel altyapı alanlarında yoğunlaşmıştır.

Bu sorunlu iklimden, özellikle son 15 yılda Mersin, Adana illerini , yani Çukurova’yı olumsuz etkilenmiştir. Dolayısıyla, Çukurova’ya ilişkin geliştirilecek her tür sosyal ve ekonomik gelişme stratejisi, yol haritası, Türkiye büyük fotoğrafı göz önünde bulundurulmadan yapılamaz ve merkezdeki karar süreçlerini etkilemeden, gerçekçi, uygulanabilir önlemler dizisi oluşturulması mümkün görülmemektedir. Hem Çukurova,  hem de diğer bölgeler için en doğrusu, merkezdeki kararlara katılmanın, söz sahibi olmanın yanında, merkezin bazı yetkilerini yerele taşıyarak, yerelde artacak kaynak imkânı ile Türkiye genelinde bölgeler arası uyumlu, bölgelerin birbirini rekabet adına yıkan, gerileten değil, tamamlayan bir gelişme rotası izlemeleridir. Bu da, demokratik bir merkezi planlamayı, bu planlamaya yerelden azami katkıyı verecek, denetleyecek, planı yerelde icra edecek üniter devlet yapısı içinde güçlü belediyeleri ve yerel yapıları gerekli kılmaktadır.

Yıllardır , idari olarak aşırı derecede zaten merkezileşip hantallaştırılan, AKP iktidarınca da  ayrıca merkezileştirilip totaliterleştirilen, yereli güdükleştiren, Akdeniz Belediyesi örneğinde görüldüğü gibi, seçilmişleri kayyumlarla değiştiren, tüm seçilmiş yerel yönetimleri siyasi amaçlı idari /mali denetimlerle baskı altında tutan yapının esaslı bir değişikliğe tabi tutulması gerekir. Bu da üniter devlet anlayışını zedelemeden  yerele aktarılabilecek yetki ve kaynak tahsisini artırmaktan geçen bir demokratikleşme sürecini gerektirir.

Başka bir ifade ile, bölgesel düzeyde dengeli kalkınma, kaynakların adil ve akılcı kullanımı ve yerelden etkinleştirilmesi, mutlaka ve mutlaka siyasi süreçlerin, yapıların  demokratikleşmesinden, sosyal bir hukuk devleti olmaktan, yasama-yargı-yürütme erklerinin bağımsızlaşmasından, ülkemizin barış ikliminden normalleşmesinden/demokratikleşmesinden ve kentlerde üretilen rantın  adil,  hatta mağdur kesimler lehine pozitif ayrımcılık yapan bir bölüşümünden geçmektedir.

Mersin, Adana ile birlikte, ülkedeki  coğrafi konumu, üretim kapasitesi, geniş hinterlandının yanı sıra yurtiçi ve yurtdışına olan çok yönlü ulaşım kolaylığının sağladığı avantajlarla, yalnız Türkiye’nin değil, aynı zamanda Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in önemli bir ulaştırma ve lojistik merkezi olma potansiyelini taşımaktadır.

Bölge, bir yandan limanı, serbest bölgeleri, demiryolu ulaşımı, güçlü TIR filosu ve uluslararası havalimanıyla, diğer yandan geçmişten gelen sanayileşme kültürü ile hem lojistik hem de diğer endüstriyel üretim faaliyetleri için önemli potansiyellere sahiptir.

Üniversiteleri, iş geliştirme merkezleri, teknoloji parkları, organize sanayi bölgeleri, etkin sivil toplum kuruluşları ve bu kurumların arasında gelişmekte olan işbirliği bölge için diğer önemli potansiyel avantajlar arasında  sayılabilir.

Çukurova Bölgesi, özünde tarih boyunca iktisadi ve sosyo-kültürel anlamda önemli bir çekim merkezi olmuştur. Bölge illerinden Adana, Türkiye’de sanayileşmenin öncü şehirlerinden biri olurken, Mersin, sanayisine ek olarak limanı sayesinde ticarette ilerlemiştir. İki büyük kentin bir araya gelmesiyle önemli bir metropol bölge oluşmuş ve 1970’li yıllarda bölgenin yükselişi dikkat çekmiştir.

“MERSİN SERMAYE GÖÇÜNÜ ÖNLEYEMEDİ”

Birçok Anadolu ilinden farklı olarak, kamu sanayi yatırımının desteği olmadan, ilin tarımsal potansiyelini sanayiye aktarma, hem iç pazara hem ihracata yönelik kullanma başarısı gösteren, bu yolla önemli sermaye birikimi ve girişimci grubu yaratan Çukurova ve özelinde Mersin, 1980 sonrası yıllarda bu yükselişini sürdürememiş, işgücü ve sermaye göçünü önleyememiştir. 1980’lere girerken Adana ile birlikte, ülke milli gelirine yüzde 7’ye yakın katkısı olan Çukurova’nın bu gücü, 2014’te yüzde 4 dolayına inmiş, bölge, geçen sürede 3 puan kayba uğrayarak gerilemiştir.

Yıllar içinde çeşitli nedenlerle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden daha çok yoksul nüfus çeken Mersin, göçüp gelenlere yeterli istihdam ve gelir yaratamazken, kendi bünyesindeki eğitimli, vasıflı nüfusu da göçten alıkoyamamış, giderek net(vasıflı) göç veren iller arasında katılmıştır. Bu yoksullaştırıcı nüfus trafiği, Mersin’in bugün mutlaka aşması gereken sorunlar arasında yer almalı, Mersin yeniden net göç alan bir il durumuna getirilmelidir.

Mersin, kişi başına gelir açısından da Türkiye ortalamalarının altına inmiştir. 2014 yılında kişi başına gelirin Türkiye ortalaması 12 bin 112 dolar olarak ifade edilirken İstanbul’unki 20 bin dolara yaklaşıyordu. Buna karşılık Mersin’de kişi başına gelir 9 bin 700 dolar dolayında, Adana’da ise 8 bin 862 dolarla Mersin’den geride kalmıştır.

Mersin’de ekonomik tempoda düşüklük, ilde  işgücüne katılımı da Türkiye ortalamasının 2 puan altına çekmiştir. Mersin, tarımı düşük verimliliği aşamayan,  sanayisi patinaj yapan, hatta gerileyen, lojistiği yeterince değerlendirilemeyen bir il haline gelmiştir.

Mersin’in Türkiye merkezi bütçesine yaptığı vergi katkısı ile bütçeden aldığı pay da Mersin aleyhine seyretmektedir.

Durum mahalli idare harcamalarından alınan payda daha vahimdir. 2016’da kişi başına mahalli idare harcaması Tür¬kiye genelinde 1.518 TL, Mersin’de ise 1.132 TL olarak belirlenmiştir. Yani Mersin, Türkiye ortalamasının yüzde 16 altında bir kişi başına mahalli idare harcaması ile yetinmek zorunda bırakılmış,  Mersin AKP iktidarı döneminde adeta cezalandırılmıştır.

İlaveten özellikle son yıllarda , kitlesel Suriyeli göçüde Mersin’de belediyelere,  ayrı bir  sosyal ve maddi yük getirmiş, Mersin’de  isdihdam sorununu ve vergi kaybını  artırmıştır. Suriyeli sığınmacıların çoğunun halen üretken hale gelememesi, dil ve kültürel sorunlarınlar nedeniyle , göçle gelen nüfus Mersin’in ekonomisine entegre olamadığı için, katkı yapmak bir yana , ekonomik göstergelerin daha aşağılara çekilmesine neden olmuştur. Bu konuda Mersin gibi tüm Suriyeli göçü alan illerde, Merkezi idare , yerel yönetimlerle birlikte başta eğitimleri ve adaptasyonları için özel program ve projeler gerçekleştirilmediği takdirde,  Mersin’in daha fazla net göç vermesine, sosyal soruların  daha fazla artmasına neden olacaktır.

“MAHALLİ İDARELERE KULLANDIRILAN KAYNAKLAR, YILLARDIR FAZLA BİR GELİŞME GÖSTERMİYOR”

Bölgenin doğu yönündeki ticaret ağının gelişmesi, GAP’ın ilerlemesi ile ortaya çıkan tarımsal üretim artışı Çukurova Bölgesinin sanayi ve ticaret merkezi olarak öne çıkmasında önemli rol oynayabilecekken, bu yeterince gerçekleşmemiştir. Bu süreçlere bölgenin enerji hatlarının kesişim noktasında olması ve artan liman kapasitesi gibi etkenler ilave edildiğinde, bölgenin Türkiye’nin güneyinde bir dış ticaret ve lojistik merkezi, temiz enerji ve sanayi odağı olmaması için hiçbir neden yoktur.

Mahalli idarelere kullandırılan kaynaklar, yıllardır fazla bir gelişme göstermiyor. Kentleşme oranının çok yüksek oranlara çıktığı günümüzde, mahalli idarelere milli gelirin sadece yüzde 4’ü tutarında kaynak kullandırmakla kent sorunlarını çözebilmek mümkün değildir. Bu payın artırılması, tüm ülkede yerelden gelecek bir normalleşme ve demokratikleşme talebinin artması ile  ancak mümkün olabilir.

Öte yandan bölgenin planlama hiyerarşisinde en üst bir plan olan  master planında (toprağın anayasası)  yeralan Mersin- Adana Çevre Düzeni Planında (ÇDP), yerel aktörlerin sadece görüşleri alınmış, ancak görüşleri, daha sonra Çevre ve Şehircilik bakanlığının ilan ettiği Adana –Mersin ÇDP’da  dikkate alınmamıştır. Bunun en somut örneği, 2014 yılına kadar tüm ilçe belediyelerinde ve il Özel idare Meclislerinde Mersin’in en önemli tarım ve turizm alanlarının bulunduğu batı kesiminde  Akkuyu’da yapılacak Atom Santrali dahil , enerji yatırımları yapılmaması oybirliği ile karar alınmasına rağmen bu talepler, merkezi idare tarafından dikkate alınmamıştır.

NE YAPILMALI VE ÖNERİLER

 Çukurova bölgesine ait, Adana-Mersin ÇDP , Mersin ve çevresinde  2016 sonlarında yaşanan , tarıma ve kentsel altyapıya zarar veren sel gerçeğini unutmadan, bölge aktörlerinin görüşleri dikkate alınarak, yeniden  sürdürülebilir, istikrarlı, üretici, istihdam yaratıcı, doğa ile barışık ,sağlıklı bir kentleşme iklimi yaratan, insan gücünün gelişiminin önünü açan gelişme modelleri, öncelikle bölgenin Tarım, Turizm ve Liman potansiyel ve öz kaynaklarını kullanan, onları geliştiren bir temele oturmalıdır.

“PLANLAMA SÜREÇLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE İYİLEŞTİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR”

Yapılması gereken, genelde merkezden yerele daha çok yetki devretmek, böylece daha demokratik yerel yönetimler tesis etmek olmalıdır. Aynı çerçevede bölgesel gelişmişlik farklarını azaltıcı makro politikalara ağırlık verirken, azgelişmiş, orta gelişmiş  belediyelere daha fazla pozitif ayrımcı davranmak ve daha fazla kaynak ile donatmak gereklidir.

Yerel yönetimlere daha çok kaynak aktarılması, istihdam yaratmak amacıyla Avrupa Birliği’nden ve uluslararası kuruluşlardan sağlanan fonların geçici bir süre boyunca da olsa, dezavantajlı illere  tahsis edilmesi, hızla sonuç alınmasını sağlayacaktır. Bu yolla gerçekleşecek istihdam artışı, hane halkı gelirini artırarak satın alma gücünü geliştirecek, sınırlı sayıda da olsa, bazı hane halkı gelirlerinin yoksulluk düzeyinin üstüne çıkmasına imkân verecektir.

6360 sayılı yasa ile bölgedeki büyükşehir belediyelerinin görev alanlarının il mülki sınırlarına kadar genişlemiş olması nedeniyle bütüncül planlama anlayışının geliştirilmesi önemli bir ihtiyaçtır.  Bu kapsamda alt bölgelere yönelik katılımcı anlayışa dayanan planlama süreçlerinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gerekmektedir.

“ALT YAPI VE KAPASİTELERİN GÜÇLENDİRİLMESİ ÖNEMLİDİR”

Yerel ve bölgesel düzeyde bilgiye erişimin geliştirilmesi demokratik yönetimi güçlendirecektir. Kamusal bilgiye erişim, politikaların tasarlanması ve uygulanmasında etkinliği arttıracaktır. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşları arasında etkin bir bilgi paylaşım sisteminin oluşturulması, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları ortaklığında bilgi ve veri toplama işlevini görecek Bölgesel İzleme Merkezleri’nin oluşturulması; bu yapıların kurumsal – teknik alt yapı ve kapasitelerinin güçlendirilmesi önemlidir.

Bölgesel işbirliği ve ortaklığın geliştirilmesine yönelik kamu – sivil – özel kesim ortaklığına dayanan platformlar ve ağ yapılanmaları gereklidir. Bölge illeri arasında işbirliğinin geliştirilmesine yönelik sivil toplum kuruluşları faaliyetleri desteklenmeli, bölge sorunlarına yönelik ortak proje ve etkinlikler teşvik edilmelidir.

Sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin geliştirilmesi yerel ve bölgesel düzeyde ortaklık ve dayanışma kültürünün gelişimi yanında yerel ve bölgesel sorunların çözümünde sahiplenmeyi de arttıracaktır. Bu kapsamda bölgedeki sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği ve ortaklığın geliştirilmesine yönelik kapasite geliştirme ve ağ oluşturma çalışmaları desteklenmelidir.

Aynı zamanda sivil toplum kuruluşları tarafından yenilikçi ve yaratıcı çözümlere dayanan sosyal girişimcilik çalışmaları teşvik edilmeli, bölge düzeyinde sosyal girişimciliğin geliştirilmesine yönelik kurumsal araçlar oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak, Çukurova Bölgesinin ülke için önemli bir gelişme odağı ve pek çok sosyo-ekonomik ilişkinin kesişme noktası olma potansiyeli orta yerde durmaktadır. Ulaşım, lojistik ve enerji ile ilgili büyük ölçekli altyapı yatırımlarının katkısıyla tarım ve sanayide, hizmetlerde hızlandırılacak yatırımlar, bölgeyi, geçmişin yükselen bölgesi durumuna tekrar kavuşturabilir.

“TEMSİL YETENEKLERİ VE POLİTİKA ÜRETME KAPASİTELERİ GELİŞTİRİLMELİDİR”

Mersin’e kaybettirilen yılları kazandırabilmek, yerelden gücünü alan bir atılımla mümkün olabilir. Kentleri değiştirme ve iyileştirme faaliyetlerini, ancak yerele odaklanarak çözmek mümkündür. Özellikle Mersin’de  yaşayanların, karar verme süreçlerine aktif katılımı, sorunları aşmada, Mersin’in potansiyelini değerlendirmede büyük önem taşımaktadır. Tamda bu nedenle, yerel yönetimlerin en uç birimi olan muhtarların, sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının kurumsal kapasitesinin artırılması için onlara yönelik ihtiyaç analizi gerçekleştirilmeli, hedef grupları temsil yetenekleri ve politika üretme kapasiteleri geliştirilmelidir.

Yerelden ayakları yere basan bir gelişme/kalkınma programının gerçekleştirilebilmesi için her kesimi kapsayıcı bir katılıma dayanan, hesap verebilir, şeffaf ve etkin bir yönetim anlayışı,  kalkınmanın sağlanmasında kilit öneme sahiptir. Bu kapsamda toplumdaki grupların yerel düzeydeki karar alma mekanizmalarına katılımını sağlayacak kent konseyi, gençlik, kadın ve engelli meclisi vb  kurumların  karar alma süreçlerine katılımı özendirilmeli, desteklenmelidir.

Tüm bu önerilerin ve programın hayata geçirilebilmesi için çok önemli bir koşul daha vardır. Önümüzdeki yerel seçim süreçlerinde belediyelerde, siyasi veya etnik, mezhepsel adam kayırmacılıkla gelen  değil , belediyelerde en alttan yukarıya ,her kademede liyakat sahibi kadrolar, yöneticiler, meclis üyeleri ve belediye başkanları ile  mümkündür.

Sonuç olarak  ifade etmek gerekirse, Cumhuriyetimizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Mersin’i bir ziyaretinde Mersinliler için ifade ettiği  özgörevi (misyonu) bugünkü koşullarda  Mersin’de yaşayan herkesi kapsayan ortak bir gelecek perspektifi ile değerlendirip, şöyle ifade etmekte yarar olduğunu düşünüyorum : “Mersinliler Mersin’e ve Ortak Geleceğinize sahip çıkınız!..” .İşte bu nedenle önümüzdeki yerel seçimler sonrasında böyle bir  programın hayata geçebilmesi için,  Mersinliler, şimdiden ortak geleceklerini aramalı, sorgulamalı, katkı koymalı, kentlerinin/mahallelerinin/ sokaklarının sakini değil, sahipleri olmalıdır.” (Mersin Times)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.