“İslam Coğrafyasında Güvenlik ve Barış Diplomasisi”
Küresel anlamada dünyada 3. Dünya savaşı tüm sıcaklığı ile devam ederken, ülkemiz Türkiye’nin sosyolojik jeopolitik konumunu ele alan iki önemli kitap yayınlayan Araştırmacı -Yazar Orhan Fidan, yine önemli bir yazı kaleme aldı. Orhan Fidan, “2026 Yılı Dünya Kültür Başkenti Ankara’da ‘İslam Coğrafyasında Güvenlik ve Barış Diplomasisi’ programı tertip edilmelidir” başlıklı bir makale yayınladı. Mersin Times Gazetesi yayın kurulu olarak, okurlarımız için son derece faydalı olduğunu düşündüğümüz makaleyi siz değerli okurlarımız için olduğu gibi yayınlıyoruz.
ARAŞTIRMACI- YAZAR ORHAN FİDAN
Yeni dünya düzeni ekseninde değişen ve gelişen süreçlere baktığımızda pozitif açıdan tüm gelişmeler batılı ülkelere sirayet ederken negatif olan tüm süreçler neden Ortadoğu ve İslam Coğrafyasında tezahür ediyor sorununu gündeme taşıyarak hepimizin içinde bulunduğu olumsuz sürecin analizini tertip etmeliyiz.
Bugün Ortadoğu, Balkanlar, Afrika, Arap Yarımadaları, Güney Asya, Orta Asya ve Kafkasya ekseninde tezahür eden etnik çatışmalar, radikal örgüt oluşumları, mezhepsel çatışmalar, demografik kargaşa vb. tüm sorunlar neden İslam Coğrafyası içinde yaşanıyor?
Halbuki tüm sorunların temeline baktığımız zaman sorunun oluşum, gelişim ve değişim evresini planlayanlar batılı yabancı gizli servisler. Fakat olayların ve süreçlerin yaşandığı tüm yerler İslam ülkeleri. İran, Umman, Suriye, Irak, Lübnan, Mısır, Libya, Fas, Tunus, Katar, BEA, Arabistan, Afganistan, Tacikistan, Pakistan, Kosova, Bosna Hersek, KKTC vb. ülkelere baktığımız zaman son 50 yılda çok ciddi olaylar, ekonomik kayıplar, askeri zayiat, insan kaybı, psikolojik,sosyo-kültürel ve sosyo-güvenlik açıdan zarar görmüş durumda. Fakat tüm çatışma hususlarının temelleri yabancı gizli servisler olurken çatışan İslam Coğrafyası ve sulhu temin eden batılı büyük devletler.
O zaman ortaya şu soru çıkıyor, İslam Coğrafyası içinde bulanan ülkeleri yöneten devket kademesi ve halkın kendi iradesi, aklı, izanı ve çözüm politikaları yok mu? Bugün AB ülkelerini ve NATO üyeleri dahi ABD ile İsrail’in İran’a saldırı sonrasında doğan kriz sürecine haiz yaptığı açıklamada "Bu bizim savaşımız değil?" demesi çok büyük bir kazanım olarak ele alınmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin "Güvenlik Diplomasisi" ve "Barış Diplomasisi" takdire şayan bir adımdır. Türkiye’nin İslam Coğrafyası ile Batılı ülkelere en yakın olan ve aynı zamanda NATO üyesi olan bir ülke olarak İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak Türk Dünyası 2026 Kültür Başkenti olan Ankara'da "İslam Coğrafyasında Güvenlik ve Barış Diplomasisi" programı tertip etmelidir.
Bu programa İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkeler, Türk Devletleri Teşkilatı üye ve gözlemci üye ülkeler, AB ülkelerinden özellikle İran’a savaş desteği vermeyen ülkelerin özellikle gözlemci olarak davet edilmesi önemli bir konu olarak İslam Coğrafyasında sulh nizam ve barışı kalıcı bir şekilde temin ederken aynı zamanda savaş sürecinin son bulması için çok büyük bir adım atılmış olunacaktır.
Özellikle bu programa Hristiyan devletlerden savaşa karşı gelenlerin davet edilmesi ve Ortadoğu’da İsrail ile birlikte kaos hedefleyen Yahudi siyonist lobisine karşı Hıristiyan ülkelerin temsilcileri eşliğinde karşı hamle tertip edilmesi çağa ışık tutan büyük bir adım olacaktır.
Filistin ve Gazze süreci, Kudüs'ün korunması, Suriye'nin demokrasi eksenli bir devlet yapılanması, Irak’ta terör süreci ve çok bağlılığın zararları, İran' da yaraların sarılması ve mezhepsel ayrımcılığın açtığı Sünni ve Şii çatışmaların batılı gizli servisler tarafından nasıl kullanıldığı, en çok enerji ve maden sahasına sahip olmasına rağmen İslam Coğrafyasında kıtlık ve fakirliğin nedenleri hassas bir şekilde ele alınmalıdır.
Ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı yapısal değişiklikle birlikte çağa yön veren "Adalet, Güzel Ahlak, İlim ve Fen eksenli bir sistemin hayata geçirilmesi yolunda" çalışmalar tertip edilmelidir.
İslam hoşgörü ve nezaketin merkezi olan evrensel bir dindir. Nitekim zulüm, haksızlık, adaletsizlik İslam dininin yasak kıldığı haksızlığı doğuran ve terörü inşa eden olumsuz süreçlere fırsat vermeyen bir dindir. Bu yüzden İslam Coğrafyası olarak din hassasiyetini güvence altına alan, Kuran’ı Kerim'i sahih bir şekilde ihya eden, tefrika, şaibe, Dezanformasyon ve kara-propaganda süreçleriyle mücadele eden bir İslam anlayışı eşliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı "Tazelenme" süreciyle birlikte revize edilmelidir.
İslam Coğrafyasında sorunlar sükunete intikal ettirilmeden dünyada huzur galip gelmez. Bu yüzden sorunların çözülmesi için bir olunmalıdır, birlik eşliğinde dirliği inşa etmek ve kenetlenerek güçlü bir yapıya sahip olmak için adım atmalıyız.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eşsiz bir tarihi geçmişi var. Bu geçmişte Osmanlı ve Selçuklu'nun kadim değerleri eşliğinde sulh, nizam, güvenlik, diplomasi, edebiyat, kültür, sanat, ekonimi, sağlık vb. alanlarda elde ettiği başarı tüm dünya tarafından bilinen bir gerçektir. Selçuklu ve Osmanlı mirasçısı olan Türkiye’nin öncülüğünde Ankara'da "İslam Coğrafyasında Güvenlik ve Barış Diplomasisi" programı tüm dünyada büyük bir etkiye, değişime, dönüşüme vesile olacaktır.
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı öncülüğünde tertip edilecek bu derece güçlü bir proğrama İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı, AB ülkeleri, NATO üyelerinden İran’a destek olmayan ülkelerin davet edilmesi sürecinde Devlet Başkanları, Dışişleri Bakanları, Dini kurum temsilcileri, Kültür Bakanları ve Savunma Bakanları davet edilerek farklı oturumlar eşliğinde çok hassas bir şekilde ele alınmalıdır.
Gelişen tüm süreçlerin istişare, müzakere, mulahaza içerisinde ele alınması ve sonunda bir bildiri ile "İslam Coğrafyasında Güvenlik ve Barış Diplomasisi Gereği Savaşa Hayır Bildirisi" dünyanın beşten büyük olduğu, Birleşmiş Milletler, ve NATO'nun daha insancıl, adil düzen içinde hızlı karar alabilen, insani yardımları öncelikli kılan ve hukukun evrensel çerçevede ele alınacağı bir sistem içerisinde değişim ve dönüşüm süreci sağlanması için adım atılmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türkiye Yüzyılı, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Ortadoğu hedeflerine ulaşması için bu derece önem teşkil eden bu program tarihin önem teşkil eden altın sayfasında hak ettiği yeri alarak dünden bugüne gelen olumsuz süreçlerin etkisiz kılınarak yarına daha şeffaf ve daha adil bir sistem içerisinde ilerlemesi sağlanacaktır.
Nitekim böyle bir adımla birlikte TÜRKİYE YÜZYILI, TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ ORTADOĞU Vizyonu daha hassas bir şekilde anlaşılacak ve idrak edilerek İslam Coğrafyasına jeo-stratejik konumda olan Türkiye öncülüğünde aydınlanma ve feraha ulaşma adımı atılacaktır. (Mersin Times)