AHMET YİĞİT
Gazeteciliğin verdiği bir haftalık yorgunluğu bu sıcak Pazar gününde atmaya niyetliyim. Tabi benim gibi bir hafta görüşmelere, haberlere ve danışmanlık yaptığı kurumlara kafa yormuş biri daha var; gazetemizin İmtiyaz Sahibi Kerem Türk…
-Kerem bey Pazar günü Torosların gamzeli yanaklarında bir yer var oraya gidelim mi?
-Pazarları ben çocuklara zaman ayırıyorum, gelemem… Başka bir zaman yaparız.
Yorgun cumartesi gününün akşamında telefonu kapatıp uyudum. Sabah, muhteşem Pazar sabahı gözlerimi açtım. Annemle kahvaltımı yaptıktan sonra biraz zaman geçirdik. Sonra Torosların gamzeli yanaklarına doğru yola koyulduk. Kilometreler attıkça keyfim daha da katlanıyor. İş yok, görüşme yok, telefon yok… Hepsinden önemlisi şehrin gürültüsü ve kömür karası havası yok.
Sare Garden’dayız… Şehre bakıyorum; bütün hafta beni strese boğan sokaklar çok uzakta birer çizgi olarak gözüküyor. Denize bakıyorum; bir hafta yanı başımda ama kırgınız. Bu Pazar sabahında deniz kırgınlığını büyüklüğüne hapsetmiş, baktıkça yaklaşıyor bize…
Güler yüzlülüğü derinlerden gelen bir garson:
-Hoş geldiniz. Yayla kuzu pirzolaya ne dersiniz?
-Yanında yayla domatesinden çoban salata ve süzme yoğurt ile acılı Antep ezme varsa Allah derim…
-Efendim Sare Garden’ın hizmet ilkesinde 1 numarada yer alıyor bu menü. Mangal yapacaksınız galiba…
Kısa bir gülüşmeden sonra garsonumuz arkasında komisi ve kominin elinde tepsisiyle geldi. Salata dediğimiz gibi… Sıcak ince tırnaklı ekmeğin kokusu ise kendine çekiyor beni. Tepsiden indirilenler bitmeden “tereyağı da mı istesek” diye düşünürken son indirilen tabak bu düşüncemin benden önce gerçekleştiğini gösterdi.
Sıcak ekmeğe tereyağı sürüp salata ile atıştırdıktan sonra mangalımız geldi. Baharatları yanına konulmuş pirzolalar kalem gibi…
Sosladım ve ateşe bırakmaya başladım. Ateşin dumanı sardıkça etrafı ben daha da iştahlanmaya başladım. Torolara bakıyorum, sonra dönüp şehre ve denize… Bu manzaraya haksızlık ediyoruz. Sonra aklıma Munzurluk geliyor. O muhteşem manzarayı ve mangalı çekip ‘patron’a atıyorum…
-Haftaya beraber bir akşam yemeği yiyelim. Tabi bu kadar muazzam bir yere tek başına gittiğin için hesaplar senden…
Eli bol patronumu kızdıracak kadar güzel bir yerdeyim demek ki…
-Anne biber közleyim mi?
Bu soruma cevap alıp biberleri köze bıraktıktan hemen sonra bir tabak közlenmiş soğan, biber, ve domates geldi.
-Efendim burada bunları soymanız zor olur diye hazır getirdik.
Etlerimizi hazır. Annem ilk tadına bakıyor. Et sevmeyen annemin iştahına baktıkça açlık oranım yükseldi. Etlerin tadına baktıkça mangaldakilerin pişmesi için sabırsızlanıyorum. İçerde özenle yakılmış kömürden bir kürek daha istiyorum. Etlerin son kısmı da piştikten iştahımın aynı olduğunu fark ettim. Dağ esintisi ve Mersin’in mavi beyaz manzarası “Ye ve keyfini yaşa şehre inince, yaşama ve yükselme telaşı saracak yine sizleri” diyor bana. “Haklısın” diyorum. Anneme bakıyorum “Oğlum ben bunca yıldır Mersin’deyim bu manzaranın bu kadar yanı başımızda olduğunu bilmiyordum” edasıyla resmediyor her ayrıntıyı.
Sofra toplandıktan sonra kahveler geliyor. Hava ise mesai saatlerine nispet yapar gibi hemen kararmaya başlıyor. Sonra yüzbinlerce ışık yanıyor… Kentin çizgileri ışıklarla parlıyor. El salıyor bana sokaklar, “Sen oradan, taa en tepeden bize karşı kahveni yudumla biz seni yarın göreceğiz” diyor. Bense hiç yarını umursamadan keyfimi yaşıyorum.
Etrafımdaki Pazar kalabalığına bakıyorum buradaki kalabalık beni boğmuyor.
Gündüz her detayına baktığım çam ağaçları bahçenin ışıklarının açılmasıyla ayrı bir kostüme bürünüyor. Hava ise kömür dumanından habersiz en temiz haliyle şehir merkezine doğru akıyor.
Garsonumuz geliyor ve üşüdüysek içeri geçebileceğimizi söylüyor. İçeri geçiyoruz. Ferah bir salon karşılıyor bu kez. Oturuyoruz masamıza. Etrafa bakıyorum; iklim değişmeden ısınıyor. Ayrı bir sıcaklık ve garsonların servis koşuşturmacası… Mevsimlik bir meyve tabağı geliyor.
Her tükettiğim üründe bir ayrı Mersin, bir ayrı Toroslar tadı alıyorum…
Kalk istemiyorum ama mesai esnemez… Nispet yaptığım şehir beni bekliyor bütün sokaklarıyla… Arabamıza binerken gamzeli doğaya, “Haftaya yine geleceğim. Sare Garden’da seninle yine konuşacağım. Beni yine kurtar şehirden” diyorum. Efendiliğini ve eli açıklığını hiç bizden sakınmayan doğa “hay hay” diyor…
Ciğerlerime dolan Toroslarla işe başlıyorum sabah… Her streste ve koşuşturmada biraz daha özlüyorum geçirdiğim pazarı…
ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026ASAYİŞ
10 Nisan 2026
1
MERSİN FENERBAHÇELİLER DERNEĞİNDEN ONKOLOJİ HASTANESİNE DESTEK
2
Mersin’de Dünya Bakliyat Gününün önemi anlatıldı
3
YILMAZ: MERSİN, TARİHİ VE DOĞAL GÜZELLİKLERİYLE TURİZM ÇEŞİTLİLİĞİNE İMKAN SUNUYOR
4
Münbiç’te koordinasyon toplantısı
5
AKDENİZ’İN 3 BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI ORTAK YAYINDA BULUŞTU
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.