ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

13 Nisan 2026 Pazartesi

Faik Saraçoğlu’nun Bedduası Kimlerin Üzerinde?

Faik Saraçoğlu’nun Bedduası Kimlerin Üzerinde?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Avukatın Yaprağı’ ndan İhanetin Toprağına…

Konuya vakıf olanların anlatacaklarım karşısında pek te şaıracaklarını sanmıyorum…

Sanmıyorum çünkü aşağıda okuyacaklarınız tipik bir Mersin dramı ötesinde bir mevzu değil…

Dişiyle tırnağıyla, vizyonuyla var ettiği devasa bir serveti; “insanın en ağır devresi” diye tanımladığı yaşlılık döneminde, kimsesizlerin sığınağı olsun diye yaşadığı kentin en güvenilir kurumlarına emanet eden bir çınarın ve o emaneti hoyratça yağmalayanların öyküsü bu…

Faik Saraçoğlu, bir hukukçu ya da toprak sahibi olmanın ötesinde yenilikler peşinde koşan Vizyoner bir girişimci…,

O kadar ki, 1950’lerde Beyrut’tan avokado çekirdeği getirip Kargıpınarı’ ndaki bahçesinde yetiştiren bir Vizyoner…

Böbrek hastalarına şifa olan avokado yapraklarını paketleyip konağının altında ücretsiz dağıtan, halkın dilinde adı “Avukatın Yaprağı” olarak kendisiyle anılmasını sağlayan, yıllarca kente girişimcilik yanında iyiliksever olarak ta dokunmuş isim.

Faik bey 4 Kasım 1972 günü, Mersin 3. Noteri İsmet Varan’ a başvurur ve Noter ile şahitlerin huzurunda, bugün hayal bile edilemeyecek büyüklükte bir mal varlığını kuracağı “Yardım ve İyilik Vakfı” na bağışladığını beyan eder…

Noter Senedinde beyan ettiği amacı nettir:

Din, dil, ırk gözetmeden; yoksul, miskin ve düşkün yaşlılara hayatlarının son demlerinde huzurlu bir barınak sağlamak.

Vakfa bırakılan mülkler gerçekten de akılları baştan alacak büyüklük ve değerdedir:

Mersin merkezde dükkanlar ve tarihi Sorsuk Hamamı,

Kargıpınarı’ nda, bugün kentin en değerli turizm ve yerleşim aksında bulunan yaklaşık 300 dönüm (297.357 m²) limon bahçesi,

Ve irili ufaklı başka taşınmazlar…

Faik Bey, bu mülklerin korunması için vasiyetine değiştirilmesini kimsenin aklından geçirmeyi düşünmeyeceği türden deyim yerindeyse çelikten güçlü maddeler koydurdu:

“Satılamaz, devredilemez, ipotek edilemez, toptan kiralanamaz!” Hatta sadece camilerin bakımı için ayırdığı yıllık 100 bin liralık limit ki 2026 yılı satın alma gücüyle yıllık 100 bin dolara yaklaşan bir kaynak ayrılmasını ön gören hükümler…

Sadece hayırlı bir hizmet için bu bütçeyi ayırabilen bir vakfın toplam gücünü varın siz hesap edin.

Saraçoğlu, daha sağlığında bir şeylerin ters gittiğini, “kurtların pusuda olduğunu” hisseder..

1976’da vakfın yönetimini Mersin’in tüm kurumlarına (Belediye, Baro, Ticaret Odası vb.) açarak bir “vicdan barajı” kurmaya çalışır.

Ancak nafile…

1991 yılına gelindiğinde, 89 yaşındaki o koca çınar, akli dengesinin yerinde olduğuna dair rapor gibi bir yönüyle incitici işlemleri de yerine getirerek 8 Temmuz 1991 günü kurduğu Vakıf’ a yeni bariyerler kurmak üzere bir kez daha Noter’ in kapısını çalar…

Son zeyilnamede yer alan Faik beye ait aşağıdaki tespit, bir kentin utanç vesikasıdır aynı zamanda:

“Kurduğum vakıf ne yazık ki bugüne kadar gayesine uygun çalışamamış, yönetime gelenler bu kıymetli malları elden çıkarmıştır.”

Emanete İhanet mi, Kent Suçu mu?

Faik Bey, son nefesine yakın vakfı “el koyanlardan” kurtarmaya çalışır ve senedin sonuna o ağır notu düşer:

“Bunu kötüye kullananların cezasını Allah’a havale ederim.”

Bugün dönüp şu soruyu sormamız en azından Faik Saraçoğlu’  nun anısına karşı saygı anlamına gelmez mi?

O tek ağacına dokunulmayacağı hükmünü koyduğu 300 dönümlük büyük bölümü denize sıfır bahçelerine ne oldu?

O dükkanlar kimlerin himayesinde? Mersin’in en değerli taşınmazlarının önemli bir bölümü hangi “arka kapı” operasyonlarıyla buharlaştırıldı?

Bir dönem bu vakıfta yer alıp, olup bitene dayanamayarak sessizce ayrılan “kentin ileri gelenleri” ne zaman çıkıp konuşacak? Tarihe tanıklık etme anlamında yaşananları anlatmak için neyi bekliyor, ya da kimlerden çekiniyorlar?

Vicdanlarının sesine uyup Allah’ ın bildiğini kuldan da saklamama refleksiyle o tek tuğlayı çekip, aslında herkesin bildiklerini ne zaman faş edecekler

Emanete ihanet edilir mi?

Burası Mersin…

Burada sadece vakıf malları değil, bir hayırseverin kutsal vasiyeti ve kimsesiz yaşlıların geleceği de yağmalandı.

Faik Saraçoğlu’nun ruhu huzur bulur mu kim bilir?

Ama onun ‘Allaha havale ettiği’ yağmacılara yüklediği ağır bedduanın kimlerin sırtında olduğu sorusunun yanıtı tartışılmaz netlikte karşımızda duruyor… (Mersin Times)

Devamını Oku

Eski Zaman Yazıları.. Güncelliğini yitirmeyen soru: Çamlıbel Nasıl Kurtulur?

Eski Zaman Yazıları.. Güncelliğini yitirmeyen soru: Çamlıbel Nasıl Kurtulur?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Kent batıya doğru kaymaya başlayınca canlılığını kaybeden ve deyim yerindeyse ölüme terk edilen eski Mersin’ i, özellikle de bir döneme damgasını vuran cazibe merkezi Çamlıbel’ i eski güzel günlerine döndürme, en azından canlandırma hevesine kapıldığımız yıllar…

Mutlaka öncesi de vardır arayışların…

Olmasa, İlyas Halil nemli gözlerle “Denizi doldurdular/ Uyuz it gibi kent dışına sürdüler” sitemini dizelere döküp, kanatları kırılmış martıların kentine ağıtlar yakar mıydı?

2011 yılında Çamlıbel ve Atatürk caddesini kurtarma projesi diye tanımlanabilecek çalışmayı başlatan grubun davetine icap edip hem taşın altında elleri bir yana gövdeleriyle ezilmekte olanların feryadını dinlemiş, hem de görüşlerimi, önerilerimi dillendirmiştim..

Yüreğimi umutla dolduran o birlikteliğin kısa zamanda yol kat edeceğini umuyordum.. Heyhat…

Tek bir adım atılmadığı gibi, nefes almakta zorlanan Çamlıbel’ in can çekişmesinin hüznünü yaşadım..

O ruh hali içinde Ocak 2012’ de aşağıda özetini bulacağınız makaleyi kaleme aldım…

( https://abdullahayan.wordpress.com/2012/01/19/eski-mersin-nasil-kurtulur-camlibel-nasil-canlanir/ )

Makalede hayalini kurduğum Çamlıbel’ i yeniden hayata geçirecek en önemli lokomotif olarak kruvaze gemilerinin yanaşacağı bir alanın gerekliliğine değinirken yer olarak ta mevcut limanın batı yakasındaki rıhtımın bu amaçla düzenlenmesinin yeterli olacağını anlatmaya çalıştım.

Referans olarak ta 2007’ de kaleme aldığım ve İzmir Ticaret Odasının, kruvaze gemilerini kendi öz kaynaklarıyla nasıl teşvik ettiğini, Yunanistan’ ın Pire limanıyla başa çıkmak için her kruvaze yolcusunun ‘toprak bastı’ parasının Oda tarafından karşılandığını örneklerle anlatmaya çalıştım..

( https://abdullahayan.wordpress.com/2007/03/21/turizm-izmir-mersin-farki/ )

O makaleyi MTSO seçimleri vesilesiyle bugüne de ışık tutsun diye geçtiğimiz günlerde yeniden ve ‘Ticaret Odaları ne yapabilir ne yapamaz’  başlığıyla yayınladım.

Makalede İzmir Ticaret Odası’ nın kenti canlandırma amaçlı projesi sayesinde İzmir’ in bir anda cazibe merkezi haline getirildiğini rakamlarla ortaya koydum..

 Amacım benzer bir uygulamanın Çamlıbel özelinde hayata geçirilmesiyle üzerine ölü toprağı serilmiş bölgenin kaderinin değişebileceğini anlatmaktı…

Ocak 2012’ de yayınlanan ‘Eski Mersin nasıl kurtulur? Çamlıbel nasıl canlanır?’ başlıklı makalede somut örneklerle yapılması gerekenleri sıralarken sadece bir bölgeye değil, özel iklimi ve tarihiyle gelen yolcuları içine çekecek Mersin’ e de büyük katkıları olacağını dilimin döndüğünce yazdım..

Aradan neredeyse 11 yıl geçmiş ve biz can çekişen Çamlıbel’ i canlandırma konusunda bolca konuşma hatta işi ciddiye aldığımızı gösterme adına avuç dolusu paralar döküp yarışmalar düzenleme dışında hiçbir şey yapmamış, yapamamışız…

Hüzün ve sitem yanında önerilerimi de dile getirmeye çalıştığım bugün de okuyacak olana aynı duyguları hissettireceğini düşündüğüm o makalede, kruvaze gemilerinin yanaşacağı rıhtımdan inecek yolcuları, ürküten beton yığını yerine gülümseyerek karşılayacak tipik bir Akdeniz kenti florasının nasıl yaratılabileceğini, trafik keşmekeşinden uzak, narenciye ve palmiye ağaçlarının gölgesinde yaya olarak dolaşabilecekleri bir ortamın sağlanması için yapılması gerekenleri, kadim tarihle buluşacakları günü birlik tur rotalarına kadar kapsamlı öneriler yer alıyordu…

2018 yılında Mersin Büyükşehir Belediyesi tam da önerdiğim mevcut limanın batı yakasına Kruvaze Rıhtımı yapmak için kolları sıvadığında bir kez daha umutlandım…

Ancak aradan geçen zaman, kurduğumuz güzel hayaller yerine beterin beteri var diyeceğimiz gerçeklerle yüzleşmemize yol açtı…

Ölmekte olan Çamlıbel’ i ayağa kaldıracak adım atılması, Kruvaze Rıhtımını hayat geçirmek bir yana, Balıkçı Barınağı’ nı da zaman içinde yutup o güzelim sahile ‘Su Sporları Merkezi’ adı altında AVM kondurma girişimleri tam da eski Mersin’ i canlandıralım derken, tabutuna son çivinin çakılmasından farksız…

Mersin’in çehresini değiştirecek böylesi bir çılgın projeyi ete kemiğe büründürmek için ne bekliyoruz?

Kaynak desek kaynağı kendi içinde yaratacak bir proje bu…

Doğallık desen, ilave hiç bir şey yapmamıza gerek yok, Mersin o bölgesi itibariyle zaten hazır.

Katolik kilisesiyle Gümrük meydanı arasında kalan bölgenin rehabilite edilmesi ve eski Mersin evlerinin ve benzer yapıların butik otellere, konaklama, ağırlama tesislerine dönüşmesini sağlayacak projeye entegre edilmesi…

Eski Gaziantep olarak tanımladığımız bölge tüm dezavantajlarına rağmen böylesi çabalarla ve AB destekli kaynaklarla çöküşten kurtuldu ve başardı bunu…

İzmir’in kruvaze turizmi, aslında tarihi Kemeraltı dokusunun ve ölmekte olan ticari bölgenin kurtuluşuna borçludur bugün geldiği yeri…

Çamlıbel ve çevresinin veya daha geniş perspektifle bakarsak Katolik kilisesi-İstasyon kesitinden, Müftü deresine uzanan bölgenin İzmir Kemeraltı’ ndan eksiği mi var?

Tam aksine fazlamız var ve üstelik Arap baharı olarak nitelendirdiğimiz süreç eninde sonunda Mersin’ i doğu Akdeniz’in en güvenli ve önemli destinasyon noktası haline getiriyor, getirmekte, daha da hızlanacak bir süreç bu…

İzmir’in Kapadokya’ sı, Uzuncaburç’ u (OLBA),   Eloza Sebaste (Ayaş) ve Kyrikos (Kız Kalesi) si yok ama Mersin’ in bu hazineleri yetmezmiş gibi Saint Paul ve Tarsus binlerce yıllık mücevher taşları yanında çevre (periphery) zenginlikleri de var…

Ne beklediğimizi, ilk adımı atmakta bizi neyin engellediğini anlamıyorum.

Sahi taş bina karşısındaki o prestijli mağazanın toplantı salonunda bize o güzelim projeyi sunanlara ne oldu, nereye gitti o insanlar?

En çok çok onları ilgilendiren daha da önemlisi kurtaracak o çalışmayı ne oldu da rafa kaldırdılar?

Aylardır bu sorulara yanıt bulmaya çalıştım….

Mantıklı bir yanıt bulamayınca da umutları, hayal kırıklıkları, cevapsız sorularıyla o süreci yeniden ele alma gereği duydum nedense…

Anlattıklarımın ötesinde ne diyebilirim ki?

Dokuz boğumdan oluşurmuş gırtlak ve aklı erenler kelimelerin boğaza düğümlendiği o an sekizini yutsan bile birini haykır derler boğulmamak için…

Bu şehirde bazen dokuzunu da yut diyorlar insana ve benim gibi susmayı istese de becermeyen birine, ölüm acısı gibi koyuyor böylesi can yakan tavsiyeler…

Tam da o anlatmakta aciz kaldığım günlerden geçmekteyim… (Mersin Times)

Devamını Oku

MUN KONFERANSI… Geleceğin liderleri Mersin’ de Dünyanın geleceğini tartıştı…

MUN KONFERANSI… Geleceğin liderleri Mersin’ de Dünyanın geleceğini tartıştı…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Çoğu kişinin haberdar olmadığı ama aslında geleceğimiz adına en değerli varlıklarımız, çocuklarımızın, aktif rol aldığı çok önemli bir etkinlik geçtiğimiz hafta sonu Mersin’de gerçekleşti.

Toros Eğitim Kurumları ve Nil Özveren öncülüğünde düzenlenen Model United Nations  -Birleşmiş Milletler çalışma modelinden ilham alan- (MUN) simülasyonu, ezberci eğitimin bittiği noktada yeni bir kapı araladı.

Nedir Bu MUN?

Sadece bir etkinlik değil; öğrencilerin Birleşmiş Milletler delegelerini canlandırdığı, küresel sorunları tartıştığı akademik bir zirve.

Diplomasi, İngilizce, yanında müzakere ve liderlik becerilerinin gerçek dünya sorunlarıyla harmanlandığı bir platform gibi hayal edin…

Etkinliklerin doğduğu yer bir başka ifadeyle Dünya genelinde MUN geleneği, Hollanda’nın Lahey kentindeki THIMUN (The Hague International MUN) gibi köklü organizasyonlar…

Lahey’de binlerce genç diplomatik çözümler üretirken, bugün Mersin’in de aynı çıtayı hedeflemesi kent vizyonu adına gurur verici girişim…

New York’ta BM genel merkezinde yapılan konferanslarda gençler, Tıpkı Mersin’ de hafta sonu aralarında torunum Deniz’ in Kırgızistan temsilcisi olarak sergilediği o tutkulu araştırmacı ruhla, gerçek delegelerin oturduğu koltuklarda dünyayı değiştirecek konuları tartışmaya kararlar almaya çalışıyorlar…

Başlıca gündem; Büyüklerin yaşadığımız onca felakete karşın bir türlü görmediği, görmekten kaçtığı, insanlığın geleceğini belirleyecek, kaderini çizecek küresel sorunlar…

Gençlerimiz yanında 7. sınıf seviyesindeki çocuklarımıza kadar her yaşın temsil edildiği komitelerde bir araya toplananlar, deyim yerindeyse diplomatlar gibi şu hayati konuları tartıştı:

-Küresel Isınma: Dünyanın ortak sancısı. Benzer şekilde İskandinav ülkelerindeki okullarda bu konu, sadece teorik değil, MUN simülasyonlarıyla “eylem planına” dönüştürülmekte…

Ana başlıklar yeterince özetliyor bu küresel dünyanın yeni evrensel tartışma plat

-İnsan Hakları ve Ekonomik Krizler,

-Uluslararası Güvenlik: ABD’ nın uluslararası hukuku hiçe sayarak Venezuela ve ardından İsrail ile birlikte İran’ a yönelen saldırılarıyla iyice öne çıkan biçimde günümüzün kural tanımaz dünyasında barış arayışı,

-Yapay Zekâ ve Eğitim: Robotların öne çıkacağı geleceğin dünyasında insan olmanın ve “insan kalabilmenin” yollarının tartışılması dünyada öne çıkan yaşamsal önemde bir süreç…

Bu aynı zamanda, Silikon Vadisi’ndeki eğitim modellerinin bugün en çok üzerinde durduğu “eleştirel düşünme” yetisiyle birebir örtüşen ve bilişim çağıyla örtüşen bir yöntem….

***

“Deniz” ve Kırgızistan Temsilciliği…

Kendi torunum, 7. sınıf öğrencisi Zeliha Deniz’in heyecanını görmeliydiniz.

Kırgızistan temsilcisi rolü için günlerce araştırmalar yaptı, belgeseller izledi, kültürel ve ekonomik verileri sentezledi. Yeterince söz hakkı verilmedi diye tüm ekibi zorladı, hakkını savundu ama yeri geldiğinde de etkinliği sonuna kadar savundu, yararlarını karşılaştığı herkese anlattı…

Bugün dünyada kaç küçük devlet, devler liginde Deniz’in orta boy bir kentte gösterdiği kararlılıkla sesini duyurabiliyor?

 Bir çocuğun, temsil etmeyi üstlendiği bir ülke tanıtmak istediği o ülke halkını anlatmak için gösterdiği özgüven, aslında “boynu bükük” yetiştirilen eski nesil eğitim modeline vurulmuş en sert tokattı, sesini duydum, acısını yüreğimde hissettim…

Büyüklerin görmezden gelip kaçtığı çocukların ve gençlerin üzerine gittiği felaketleri de ele alıyor MUN..

Kaynaklarda belirtilen en acı gerçek; insanlığın geleceğini belirleyecek küresel sorunların, bugünün “büyükleri” tarafından görmezden gelinmesidir. Mersin’deki ortaokul öğrencileri; ABD, Venezuela, İsrail ve İran hattındaki kural tanımaz dünyayı, küresel ısınmayı ve insan haklarını tartışırken aslında şu mesajı veriyorlardı: “Sizin yok etmeye yemin ettiğiniz dünyayı biz kurtarmaya hazırlanıyoruz”

İşte gerçek eğitim bu!

Geçmişin sorgulama yerine ezbere dayalı, icat çıkarmayan boynu bükük eğitim sistemi yerine sadece kendi ülkesini değil, bir başka ülkeyi, o ülkelerin halklarını kültürleri, sosyal ve siyasal dokuları, ekonomik yapılarıyla temsil edecek kadar özgüven ve donanım sahibi olmak…

“Ezbere dayalı eğitimin yapay zeka devrimiyle çöktüğü bu sancılı evrede; eleştirel düşünme ve araştırma yeteneği kazanan yeni bir jenerasyon yükseliyor.”

Teşekkür Borcu;

Mersin’de çıtayı yükselten, ortaokul seviyesindeki çocukları bile bu küresel vizyona dâhil eden Nil Özveren’e ve tüm Toros Koleji ekibine sonsuz teşekkürlerimle. Gelecek, bu platformlarda yetişen çocukların, gençlerin ellerinde şekillenecek.

Devamını Oku

Petrodolar batarken: Orta Doğu’da Sarsılan Hegemonya ve Petroyuan Şafağı

Petrodolar batarken: Orta Doğu’da Sarsılan Hegemonya ve Petroyuan Şafağı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Küresel finans sisteminin tektonik levhaları, 1970’lerden bu yana görülmemiş bir hızla yer değiştiriyor. Nixon döneminde yaşanan unutulmaz şok sonrası ABD ve Suudi Arabistan arasında imzalanan o meşhur “güvenlik karşılığı petrodolar” olarak formüle edilen anlaşma, bugün tarihinin en derin çatlaklarıyla karşı karşıya…

Neydi formül; “petrol fiyatlarını yükseltsen de ben seni korurum ama petrolü dolarla sattığın sürece..”

Deutsche Bank’ın son raporunda da altını çizdiği üzere; Orta Doğu, doların küresel rezerv para rolü için artık bir kale değil, bir fay hattı niteliğine dönüşmekte…

Petrodolar rejimi özetle, sadece bir ticaret biçimi değil, petrolün sıfır maliyetle basılan dolarla alınıp satılması sonucu, ABD’nin küresel borçlanma maliyetlerini düşük tutan ve yaptırım gücünü rakiplerinin üzerinde bir kılıç gibi sallamasını sağlayan yapısal bir avantaja dönüştürmüş, petrolün dolarla fiyatlandırılması, dünyaya doları bir “zorunluluk” olarak kabul ettirmişti.

Ancak bugün, dolara dayalı ödeme sisteminin yaşanan küresel kırılmalar sonucu çatırdamakta olduğu görülüyor…

Terazinin dengesi yükselen Çin ağırlığıyla tepetaklak olurken, çatlaklar derinleşiyor..

Deutsche Bank verileri durumu net özetliyor: Suudi Arabistan bugün Çin’e, ABD’ye sattığının tam 4 katı petrol satıyor. Ticaretin rotası Asya’ya dönerken, ödeme altyapısı da buna ayak uyduruyor.

Küresel üretimin yüzde 14’ünü temsil eden Rusya ve İran petrolü artık dolar sisteminin dışındaki hatlarda akıyor.

Çin öncülüğünde BAE ve Suudi Arabistan’ın katılımıyla denenen blockchain tabanlı ödeme sistemleri, doların baypas edilebileceğinin en somut kanıtı.

ABD ve İsrail’ in İran’a saldırısı ise mükemmel Fırtınayı tetikleyen son dip dalga…

Bugün yaşadığımız İran gerilimi, kısa vadede doları “güvenli liman” olarak güçlendirse de, uzun vadede sistemin mezar kazıcısı olabilir.

Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde Yuan ile ödeme şartının konuşulması bile, petroyuan için beklenen o büyük katalizör etkisini yaratabilir…

Ve Deutsche Bank raporu yaklaşmakta olan depremi haber veriyor: “Bu çatışma, petrodolar hâkimiyetinin aşınması ve petroyuanın başlangıcı olarak hatırlanabilir.”

BRICS blokunun Suudi Arabistan ve BAE’nin katılmalarıyla genişlemesi, altın rezervlerindeki agresif artış tek kutuplu finans dünyasının sonuna yaklaşmakta olduğumuzu gösteriyor.

Şanghay Enerji Borsası (INE) üzerinden yürütülen Yuan bazlı vadeli işlemler, artık bir hayal değil, her geçen gün hacmi büyüyen bir gerçeklik.

2030’a Doğru dünya: Kaos mu, Evrim mi? Yol ayrımında bir tercihle karşı karşıya kalacak…

Önümüzdeki beş yıl (2026-2030), küresel ekonomi için deyim yerindeyse, bir “oynaklık tünelinden” geçecek…

Kısa Vadede: Enerji şokları ve enflasyon baskısı dolar talebini suni olarak canlı tutabilir.

Uzun Vadede: Doların rezerv payının yüzde 58’lerin altına sarkması, ABD için borçlanma maliyetlerinin artması ve tahvil talebinin azalması anlamına gelecek.

Petrol hâkimiyetinin yerini yeşil hâkimiyet alıyor…

Petrol yerini elektrik enerjisine bıraktıkça, “Petrodolar” yerini Çin’in tedarik zinciri hâkimiyetindeki “Electroyuan” sistemine bırakma riskiyle karşı karşıya.

Nedeni çok basit; petrole dayalı enerjiyle çalışan tüm araçlar ABD merkezli batı eksenliydi, elektrikli araçlarda ise tartışılmaz Çin egemenliği söz konusu…

Sonuçta önümüzdeki dönem bir tercihle karşı karşıya kalacak ülkeler ve daha da önemlisi insanlık; Yönetilen Bir Evrim mi, Sert Bir Düşüş mü?

Petrodolar sistemi en azından kısa ve orta vadede elbette olmayacak; ancak o “vazgeçilmezlik” zırhı delindi. Dünya, ABD’nin yaptırım gücünün zayıfladığı, bölgesel ticaret bloklarının kendi paralarıyla işlem yaptığı çok kutuplu bir döneme giriyor.

Deutsche Bank’ın uyarısından yola çıkarak özetlersek; ülkelerin rezervlerini çeşitlendirmesi, dijital para (CBDC) altyapılarını tamamlaması ve hepsinden önemlisi enerji bağımsızlığına odaklanması artık bir tercihten ziyade hayatta kalma stratejisidir.

Öncelik ülkelerle de sınırlı değil…

 Gelişmeler gösteriyor ki, önümüzdeki dönem hanelerin bile varlıklarını sürdürmesinde yeni bağımsız finans araçları ve merkezi sisteme dayanmayan kendi ürettikleri enerji büyük rol oynayacak… (Mersin Times)

Devamını Oku

Dimyata pirince giderken!…

Dimyata pirince giderken!…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Trump’ ın savaşı ateşkeslerle zamana yayma girişimi: Taktik hamle mi, stratejik dönüş mü?

Trump’ ın İsrail ile el ele vererek İran’a karşı başlattığı bu sert süreçten aniden çark etmesine dair saatlerdir pek çok senaryo okuyorum; kabul etmek gerekir ki bunların önemli bir kısmı komplo kokan senaryolar..

Öncelikle şunu netleştirelim: Trump’ ın bu baş döndüren “U dönüşü” stratejik bir hamle değil, tamamen taktiksel bir geri çekilmedir. Bu bir sessizlik ilanı değil; aksine postu deldirmeden savaşı daha düşük dozda sürdürüp, pazarlığı zamana yayma ve elindeki kartları heba etmeme taktiğidir.

11 Eylül’den Bugüne Değişmeyen Rota…

ABD’nin 1990’lardan beri planledığı ve 2001’deki 11 Eylül saldırılarıyla düğmesine bastığı “yedi ülkede rejim değişikliği” stratejisi, başkanların kim olduğuna bakılmaksızın sürmektedir. O yedi ülkenin sonuncusu İran’dır ve İran’daki rejim ABD’ye bağımlı hale getirilmeden bu sürecin sona ermesi söz konusu değildir.

Bölgede Kartlar Yeniden Karılıyor…

Bu gerilim gölgesinde İsrail; Güney Suriye ve Güney Lübnan’da kontrolü sağladı. Gazze’de ise dünya maalesef trajedinin üzerine bir bardak su içti. İran’daki zorba molla rejimi ise dış tehdidi bahane ederek içerideki baskıları artıracak ve gücünü tahkim edecektir. İsrail, rejim değişikliği yerine “tırnakları sökülmüş” ülkelerde kaosu tercih eder ve bölgeyi istediği kıvama getirdi bile.

Trump’ ın asıl korkusu; Pompadaki Fiyatlar ve Seçim Matematiği arasındaki regülasyondur…

Peki, Trump neden frene bastı?

Cevap net: Kasım ayındaki ara seçimler…

ABD seçmeni ideolojiye değil, pompadaki benzin fiyatına bakar. Olası bir Hürmüz Boğazı krizinde petrolün 150 dolara fırlaması, Trump için siyasi intihar demektir. Temsilciler Meclisi’nde sadece 4 koltuğun el değiştirmesi bile (ki son güvenilir anketler kendi seçmeninin bile desteğini yitiren akıl sağlığı tartışmalı Trump’ ı ABD tarihinin bugüne kadar görmediği bir Amouk koşusuna kalkıştığını gösteriyor) kontrolün Demokratlara geçmesi ve Trump’ ın “topal ördek” olması demektir.

“Topal Ördek” i Bekleyen Yargı Kıskacı…

Kongrenin iki meclisinde de Cumhuriyetçilerin pamuk ipliğine bağlı çoğunluğu kaybetmesi parti açısından elbette bir siyasi felaket ama bu kez Trump açısından asıl büyük darbe, çoğunluğun kaybedilmesi, azil sürecinin ve yargı yolunun açılması anlamına da gelir…

Trump, Epstein dosyası gibi ağır ithamlar nedeniyle hapis riskiyle karşı karşıya kalabilir. 2028’e kadar vaziyeti toparlama şansı varken, neden kendi siyasi ikbalini bir “kör savaş” için feda etsin?

Sonuç olarak Trump gibi bir kişilikten bahsediyoruz…

Pragmatizmden eyyamcılığa savrulan tüm lümpenler gibi Trump da son tahlilde kendi kişisel ikbalini kurtarma derdine düşmüştür.

Bu tür insanlar değil İsrail’ i ‘satmak’, kendi öz çocuklarını bile boğarlar ayakta kalmak ve yakaladığı iktidarı kaybetmemek adına… (Mersin Times)

Devamını Oku