Yazı Detayı
30 Mayıs 2018 - Çarşamba 10:41
 
Yeni seçimler, eski yöntemler…
Abdullah Ayan
abdullahayan@gmail.com
 
 

Eğer AK Parti-MHP ortaklığıyla oluşan ittifak kazanırsa, Türkiye, parlamenter rejimden tek adama dayalı Türk işi bir başkanlık sistemine geçecek.

Tek başına bu olasılık bile gerçekten de nasıl bir tarihi süreçten geçtiğimizi göstermeye fazlasıyla yeter…

Bu nedenle 24 Haziran seçimleri ne tek parti diktasından çok partililiğe geçmeye çalıştığımız, tarihe "açık oy, gizli sayım" tanımlamasıyla geçen 1946 seçimlerine benziyor.

Ne tek parti CHP' nin,Demokrat Parti (DP) tarafından  "yeter söz milletindir" sloganıyla al aşağı edildiği 1950'yi, ne 1960 darbesinden sonra yeni ve daha özgürlükçü, daha demokratik anayasa hazırlama iddiasıyla ortaya atılan kurucu meclis fikrinin, hayata geçtiği 1961 seçimlerini andırıyor.

1971 muhtırasından sonra oluşacak Parlamento seçimleriyle de ilgisi yok, 1980 darbesinden sonraki 83 seçimleriyle de…

Bambaşka bir dönemin eşiğindeyiz.

Ya karşımızdaki iki kapıdan birini açıp, bilinmezlerle dolu bir eşikten içeri girerek, yaşayarak göreceğimiz, öğreneceğimiz farklı bir iklime adım atacağız.

Ya da, ikinci kapıyı açıp, yeniden Parlamenter sisteme dönecek, bir başka ifadeyle 'eşeğini kaybedip bulduğunda sevinen' hoca misali, kaldığımız yere dönüp, yiten yıllara dövüneceğiz.

Her belirsizlik insanları ve toplumları tedirgin eder.

Bu kez 81 milyonluk koca bir ülke son iki yıldır gittikçe belirsizleşen yolculuğa ya son verecek, ya da 16 yıldır iyisi kötüsüyle neyi yapıp, neyi yapamayacağını yeterince gördüğümüz tek adamın tek başına her şeye karar verdiği bir yönetim anlayışına teslim olacağız…

Hayli sıkışmış bir seçim takvimi olduğunu söylemeye gerek yok.

Daha önce başka gerekçelerle de karşılaştığımız manzara bu kez sıkışık takvim nedeniyle yine tekerrür edecek. Milletvekili adayları yine tek adamlarca Ankara' da belirlenip, demokrasinin de bazı küçük kusurları olur misali önümüze koyulacak.

Ve ardından sıkışık takvimin sıkışık kampanyası başlayacak.

Her şey eski seçimlerin tekrarı gibi görünüyor ilk başta oysa öyle değil.

Öyle değil çünkü, zaman akıp gidiyor, giden zamanla beraber bir şeyler giderken yeni gün yeni olgularla tanıştırıyor bizi.

Öncelikle şu kadarını söyleyeyim:

Artık cadde cadde, sokak sokak dolaşma, esnaf eli sıkma, "işleriniz nasıl" biçiminde 50-60 yıldır süren bir dönemin kapanmakta olduğuna tanık olacağız.

Ev ziyaretleri de azalacak, usuldendir denerek boylarına, etki güçlerine bakılmaksızın denerek alışkanlık haline gelen STK' larla toplantılar…

Hatta yazılı ve görsel medya bile etkisini yitiriyor…

Bambaşka bir mecra açılıyor önümüzde. (Aslında o kanallar yıllardır vardı ama bu kez çok daha yoğun hissedeceğiz, gözlerimizi ne yöne çevirsek bu yeni tarz kampanyaların izlerine rastlayacağız.)

Daha açık ifade edeyim…

Özellikle de özel radyo ve tv' lerin hayatımıza girmesiyle etkisi görülmeye başlanan Radyo ve Televizyonlar artık eski dönemlere oranla etkisini yitirmekte.

Bu bize özgü bir durum da değil.

Tüm dünyada eskimeye yüz tutan bu mecralar izlenirliklerini uzun zamandır yitirmekteydi ve yerlerini sosyal medya ağırlıklı yeni akım iletişim kanallarının almaya başlaması da artık herkesin kabullendiği bir olgu.

Küresel etkisi yanında Türkiye' ye özgü nedenleri de var önüne geçilmesi olanaksız olgunun; ülkede etkili yaygın medya dediğimiz tüm görsel ve yazılı medyanın neredeyse tamamının iktidar kontrolüne geçmesiyle  artık  etkisini ve daha da önemlisi inandırıcılığını yitirmesi…

Bir partiye hatta tek kişiye tahsisli ve bağımlı televizyon kanalları artık çoğunluk tarafından izlenmiyor, radyolar dinlenmiyor. O nedenle seçmene siyasetçinin mesajlarını iletmesi son yıllarda sosyal medya üzerinden mümkün olabildi. Ve bu mecraların etkisi gittikçe arttı.

Artık bir seçmenin ortalama olarak bir iki saatini facebook, twitter, youtube, instgram vs. gibi her gün artan ama tümünün ortak özelliği internet üzerinden erişilen mecralarda geçiriyor.

Tek başına bu neden bile o radyodan bu radyoya, o televizyondan bu televizyona adayların koşuşturma döneminin kapanması anlamına geliyor.

Geçmiş makalelerden birinde son ABD seçimleriyle ilgili değerlendirme yaparken bazı verileri de paylaşmıştım. Orada çarpıcı kimi rakamlar da yer alıyor ve o rakamlar başlayan yeni süreci gayet iyi anlatıyordu… *

 Makalede de değinmiştim ama Hillary Clinton-Trump yarışıyla ilgili can alıcı bölümü yeniden özetleyeyim:

"2016 seçimlerinde de ortalığa saçılan yüzlerce milyon dolarlık fonlarla yürütülen kampanyalar gözlendi.

Hillary Clinton kampanyaya 200 milyon, Trump ise 250 milyon dolar bütçe ayırdı.

Tek farkla ki, Clinton paranın 170 milyon dolarını TV reklamlarına 30 milyon dolarını sosyal medya mecralarına ayırırken, Trump pastanın 90 milyon dolarını online platformlarda kullanması için Parscale' nin digital reklam şirketine aktarıyordu."

Konuya bir başka makalede yeniden dönüp kaldığım yerden sürdürmeye çalışacağım ama şu kadarını söyleyerek noktalayayım:

Artık kahvehanelerin gittikçe tarihe karıştığı, yerlerini konsepti itibariyle siyasetçinin içeri dalıp propaganda yapmasına olanak vermeyen, yapmaya kalkışanın da hayli gülünç duruma düştüğü Cafe' lerin aldığı bir döneme savruluyoruz. Eski kahvehaneler ise artık Facebook' ta kahvenin olmadığı sanal ortamlarda icra-ı sanat eylemekte ve tabii şimdilik…

Ne diyordu bir dönemler sıkça kullandığımız söz:

"Taş devri, taş bittiği için sona ermedi"

Kahvehaneden, Facebook' a geçiş te öyle bir süreci özetliyor.

Kısaca kahvehaneler, kahve tükendiği için ortadan kalkmıyor, işlevleri başka mecralara yöneldiği için ölecekler.

Dün kahvehaneye el sıkmaya gidenler, bugün sosyal medya üzerinden çok daha geniş, çok daha renkli kesimlere çok daha etkin biçimde ulaşabiliyorlar.

Ve bu şimdilik böyle. Şimdilik çünkü on yıl önceki iletişim modeliyle bugünkü arasında uçurumlar var. Muhtemelen on yıl sonra bir yerlerde bu ve benzeri yazıları okuyanlar, aşina olmadıkları bu dönemle ilgili anlatılanlara gülümseyip geçecekler.

Unutmayın on yıl sonra bu ülkenin 40' ı bırakın kahvehaneyi, sokakta oynamanın, bayramda el öpmenin ne olduğunu, anlamını bilmeyen, steril sitelerde doğup büyüyen nesillerden oluşacak.

Herkes gibi siyasetçiler de iletişim kanallarını, oyun planlarını bu gerçeğe bakarak gözden geçirmeli, eski yöntemlerde ısrardan vazgeçip, günümüz iklimine uygun yeni iletişim modellerine ayak uydurmalı derim.

Ne diyordu Mevlana;

"Dünle beraber gitti cancağzım,

Ne varsa düne ait,

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım"

Abdullah Ayan

Mersin, 15 Mayıs 2018

abdullahayan@gmail.com

* yazının tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:

https://abdullahayan.wordpress.com/2018/01/15/sosyal-medyanin-secimlere-etkisi-facebook-tan-yalan-haberlere-onlemler-15-ocak-2018/

 

 
Etiketler: Yeni, seçimler,, eski, yöntemler…,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Özlü Sözler
Kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma.


Mevlana
Bir Hadis
İslâm, güzel ahlâktır.


MEVLANA (R.A)
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı