Yazı Detayı
01 Eylül 2018 - Cumartesi 03:32
 
1 EYLÜL BARIŞ GÜNÜ…
Bedrettin GÜNDEŞ
 
 

Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış.

Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler.
En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.
Her savaş eninde sonunda barışa evrilmiştir.
Barışı korumanın en iyi yolu, savaşa giden yolu tıkamaktır.
Barış, savaşın olmaması demek değildir. O, bir erdem, bir ruh hali, güven ve asalettir.
Barış sosyal düzendir, güvenliktir, hukuk ve kazanılmış haklara saygıdır.
Bütün dinler barış dinidir.

Yukarıda belirtildiği gibi Bilge insanlar Barışı; insanın yaşamla, doğayla ilişkilerindeki sonuçları olarak özetlemişler.

Evet, barış; insani, ahlaki, vicdani değerlerin ön planda tutulmasıdır.

Geçmişten günümüze süregelen savaşların temelinde yatan gerçek ise; hırs, bencillik, ganimet paylaşımı, egemen olma, sömürme anlayışı ve yaklaşımlarıdır.

İnsanoğlu çoğunlukla acımasızdır, kişiliğinin olumsuz genlerine yenik düşebilir. Yönetme konumuna geldiğinde, içindeki kötü ruhların açığa çıkmasıyla, hırs ve ihtirasının esiri olur.

Tarih aslında savaşlar ve sonuçlarının yarattığı tahribat ve galip liderler tarihidir. Güçlü olan devlet ya da liderler kendi dogmalarını, ideolojilerini, dinlerini, kültürlerini hakim kılmışlardır.

İhtiras, kin, şan, şöhret, ego, nefret dolu dünyalarında avunan liderler, insanların yok oluşlarının gerekçelerini hazırlamış ve çeşitli entrikalarla sürdürmüş ve tarihi istedikleri gibi yorumlayıp yazdırmışlardır.

Ganimet paylaşımında kabilelerin birbirlerine saldırması, imparatorlukların oluşumunda saray dışı yoksul insanların savaşlara sürülerek yok oluşları, ulus devlet oluşumunda milliyetçiliğin yarattığı savaşlar günümüze kadar süregelmiştir.

Yine güçlü devletler, yönetimler; ekonomik yarış içinde yer altı zenginliklerinin ele geçirilmesi için, bugün Ortadoğu’da ve başka bölgelerde halkların birbirine düşürülmesi, kırdırılması, insanlığın ayıpları ve günahları olarak tarihte yerini almaktadır.

Bu ayıplar ortada dururken; medeniyet çağı, bilim çağı, dinler ve kültürler arası diyalog çağı denilmesine rağmen, mezhep savaşları, ganimet savaşları, emperyal savaşlar hala sürmekte ve acımasızca doğanın ve insanın yok oluşuna seyirci kalınmaktadır.

Sonuç; göç, ölüm, işkence… Her zamanki gibi dünya sessiz, insanlar suskun. Hem de 1 Eylül Dünya Barış gününde...

Tarihsel süreç içinde acılar, yok oluşlar, yıkımlar hep yaşandı ve hala devam ediyor. 100 binlerce ölüm, savaşı yönetenler için sadece bir rakamdır. Sadece rakamın çetelesini tutarlar.

Onlar için 1 milyon, 700 bin, 200 bin, 5 bin gibi yok olup giden canlar, sadece birer rakamdan ibarettir. Ölen insanların anası, babası, yetim kalan çocukları, dul kalan kadınları hiçbir anlam ifade etmez.

İşte savaş bu denli kör, ruhsuz, bencil, ihtiras ve kötülüğün kaynağıdır. Bu nedenle Barış çok önemlidir. Barışın erdemini ahlakını, vicdanını, ruhunu yaşamaktır asıl olan. 
Ama nafile!

Ülkeler arası ganimet paylaşımı, halklar arası gerginlikler, yoksullarla zenginler arası adaletsizlikler, ırkçılık, sömürü sistemi, kin, nefret gibi ilkel yaklaşımlar, barışın önündeki engeller olarak hep var olmuş ve devam etmektedir.

Evet; 1 Eylül Dünya Barış günü her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanır. Mitingler yapılıp, gösteriler düzenlenir, etkinlikler sergilenir, basın duyurularıyla kamuoyu aydınlatılmaya çalışılır.

Bu etkinlikler, Halkların kardeşliğini pekiştirmeye, barışık yaşamalarına, insanlık onurlarıyla toplumsal düşünmelerine yöneliktir. Bu kardeşliği, onuru, toplumsal düşünmeyi amaçlayan eylemselliklerdir. Bunu yaygınlaştırmak barışa az da olsa katkıdır.

Türkiye’nin de, Ortadoğu’nun da, genelde Dünyanın da barışa ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı gidermek ise, tüm insanlığın görevidir. Türkiye kendi içinde çok daha gerçekçi, uzatmaları oynamadan, Barış sürecini tekrar başlatarak Ortadoğu’ya ve Dünya ya bir örnek sunabilir.

Çok olumlu gelişmeler oldu. Ancak karanlık güçlerin ve uzantıları paralelcilerin devreye girmesiyle süreç tıkandı. Bu darbe girişimi Türkiye’ye çok pahalıya mal oldu. Bu konuda tarafların olağanüstü bir irade göstermeleri, bu anlamsız kardeş kavgasını sonlandıracak ahlak ve vicdanı ortaya çıkarabilecek süreci tekrar başlatmaları, Dünya halkları açısından da çok önemlidir.

40 Yılda 50 bin can yok oldu. Acılar yaşandı, sürgünler yaşandı, yoksulluk, haksızlık, hukuksuzluk yaşandı. Toroslar’ın ücra tepesindeki yoksul bir annenin vatan, millet diyen evladı da, kimliği, kişiliği yok edilmeye çalışılan bir Kürt genci de bu bedeli canlarıyla ödediler. Bu yitik canlar geride barışa evrilecek bir süreç bıraktılar. Hem de kendi bedenlerini öne sürerek.

Geriye dönüp bakıldığında 800 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp ve yitip giden bu ülkenin evlatları. Ne için yaşandı bu acılar ve maddi kayıplar? Birbirini anlamada, tanımada, insan kimliğini ön plana çıkarmada yaşanan yetmezliklerden başka bir şey olamazdı tabi…

Türkiye’nin barışını istemeyen egemen güçler, ilkel gurur ve kişisel çıkarları uğruna sürecin barışa evrilmesine engel oldular.

Ortadoğu’ya rol model olabilecek bir demokratik yaşam biçimini yerleştirmek ve Ortadoğu halklarının önünü açabilecek bir süreci başlatmak, tarihsel süreç içinde Barış'a sunulabilecek en büyük kutsal görev bu olsa gerek.

Evet, Türkiye kendi bünyesinde ve uluslar arası alanda barış için hayli yol kat etmesine rağmen, son yıllarda bunu iyi değerlendiremedi. Komşularla problem, içte problem, dünyayla problem yaşar duruma geldi.

Türkiye arzu edilen barışı tekrar gündeme getirmesi durumunda; Ortadoğu Halkları içinde bir kurtuluş olabilir. İçte ekonomik kriz, yönetememe durumu, dış müdahale gibi problemleri de aşmanın yolu iç barış ve istikrardan geçer.

Bugünlerde barışı, adaleti, huzuru arayan bir toplum durumuna geldik. Bu açmazlardan çıkmamız, kurtulmamız su kadar, hava kadar önemlidir.

1 Eylül 2018 Dünya Barış gününde en büyük beklenti budur. Tüm toplumsal kesimlerin önünü açabilecek demokratik bir huzur ortamının tekrar başlatılmasıdır.

Savaşların, kavgaların sonu hep barışa evrildiğine göre, bu süreci daha da uzatmanın bir anlamı da yok, faydası da.

İnsanoğlu tarih sürecinde üç büyük belayla karşılaştı;

Bunlardan ilki; binlerce yıl süren kıtlık içinde yok olup giden insanlar. İkincisi; bu kıtlığın yarattığı tifo, veba, kolera, çiçek gibi hastalıkların yüz milyonlarca insan canının helak olmasına neden olması. Üçüncüsü ise, insanlığın en büyük ayıbı olan savaşlar…

İnsanoğlu beyin mucizesiyle zekâsını geliştirerek, aklını kullanarak bilimi olgunlaştırdı. Bu bilim sayesinde üretimi arttırarak kıtlığı önledi. Bugün açlıktan ölenlerin sayısı obezlikten ölenlerin sayısından daha az. Yine insanoğlu bu bilimi geliştirerek insanlığın içine girip kıran yaratan ölümcül hastalıklara "dur" diyebildi. Bugün çiçek aşısı bile artık kullanılmıyor.

Ve en son bela ise, dünyanın her tarafında süren soğuk ve sıcak savaşlar. Güçlü devletler mezhep uğruna, toprak uğruna, ganimet uğruna, enerji yatakları uğruna, devletleri kendi güdümüne bağlama uğruna amansız savaşlar çıkarmaya devam ediyor.

İşte bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Gününde, insanoğlu nasıl kıtlığa, ölümcül hastalıklara çare bulduysa, savaşların da tamamen son bulması için bir çare bulacaktır diye düşünüyorum.

Gelişen bilim, yazılım teknolojisi, doğayı ve çevreyi koruma bilinci bu savaşları da yok edecektir.

Yazılım teknolojisinin daha ileri boyutlara gitmesi durumunda, verilerin toplandığı dataları eline geçirenlerin, dünyadaki tüm savaş teknolojilerini devre dışı bırakma gücüne de erişeceği ileri sürülmektedir.

Ve selam olsun barış ve insanlık için elini taşın altına koyanlara,  1 Eylül Gününün Dünya Barış Günü olarak kutlanmasına vesile olanlara.

Evet; “Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım?

“Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. 01. 09. 2018

 
Etiketler: 1, EYLÜL, , BARIŞ, GÜNÜ…,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Özlü Sözler
Daima iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz…


Hacı Bektaşı Veli
Bir Hadis
Allah Rasûlü; “Din nasihattır, samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.


SADİ
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı