h Dolar %
h Euro %
h BIST100 %
a
Mersin °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Merdiven altı mamuller ve Pazartesi…

ad826x90

Tam üçüncü kez seslendiğimde beni fark etti…

Ne kadar dalgın olduğu yüz metreden belliydi; çünkü kurallar konusunda titiz olan arkadaşım bu kez kırmızı ışıkta geçmişti. Koşar adımlarla yaklaştım, halen beni fark etmemişti…

Serin bir Mart ayıydı, bu mevsimde ancak hasta olan bir kişi boncuk boncuk terleyebilirdi.

Arkadaşımın iki şakağı arasından tane tane olmuş terler süzülüyordu, seyrek duran sakalları arasına sızıp yere damlıyordu… İki elimle sarsarak durdurdum.

“Özür dilerim hocam sizi fark etmedim” diyerek, kısık ve güler yüzlü konuşma stili ne kadar beyefendi olduğunu gösteren ayrıcalıkla…

Lafı kısa kesip ayrılmak istedi.

“Bu serin havada boncuk buncuk terlemişsin, hasta mısın” diye sordum. Fotoğraf makinesinin bulunduğu siyah sırt çantasını düzelterek “değilim” dedi.

Yüzüme bakıyor, ama gözleri çok uzakları anlatıyordu. Şakır şakır konuşan arkadaşımın bu kez kurduğu ağır cümlelerinden anladım ki bir sorunu var.

Gitmesine izin vermedim ve mola çayına davet ettim.

Biraz havadan sudan, sonrada mesleğinde gösterdiği başarıdan kaynaklı aldığı ödülü konuştuk.

İkinci bardaktan sonra ‘sanırım bu çay bayat’ diyerek çayın tadını fark etmişti. Ona ‘bir sorunun var her halinden belli. Neden bunu yük ediyorsun’ der demez, ‘evet haklısın’ diyerek açılmaya başladı.

“Hocam yakında evleneceğim, kiralık ev lazım bana kaç zamandır ev bulamadım” dedi

Şaşırdım..!

“Her taraf kiralık ev ilanları ile dolu, nasıl oluyor da bulamadın?” diye sordum.

İlkin kiralar yüksek diye düşündüm, yardımcı olmak istedim ancak; talebimi de nazikçe ret ederek, nedenini anlatmaya başladı.

Sebebini öğrenince O’nunla ilk karşılaştığımda içinde bulunduğu ruh halini daha derinden hissetmeye başladım. İçime çöken kızgınlığı ve hüznü ona yansıtmadan, gülümsemeye devam ettim.

Ve kıymetli gazeteci arkadaşım sözlerine devam etti: “Sorunum kiraların fiyatı değil, tam kira sözleşmesi yapacağımız sırada ne iş yaptığımı soruyorlar, mesleğimi söyleyince, ‘bakarız’ diyerek, vazgeçiyorlar.”

Bir kez daha şok oldum.

Toplumun en popüler mesleğidir Gazetecilik…

En azından görev yaptığım İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da böyleydi. Gazeteci toplumun çıkarları için kendini siper eden, her zaman herkesin kahramanı, haksızlığın değil; halkın aynasıdır…

Şaşkınlığımı gizlemeden, “Mesleğindeki başarı ve meslek gurubun en az büyükşehir belediye başkanlığı kadar popüler ve biliniyorsun” dedim.

Haftanın ilk mesaisi olan pazartesi günüydü. Öğle mesaisi bitmek üzereydi.

Başkan danışmanlığını yaptığım Akdeniz Belediyesi’ne, beni bekleyen misafirlerimi fazla bekletmemek üzere hızlı adımlarla gittim.

İş yoğunluğu ve baharın yaklaşması ile başlayan planlama trafiğinde artan programlarımdan kaynaklı gecikmeli de olsa arkadaşımı arayarak, tekrar beraber çay içme teklifinde bulundum.

Fabrika ayarlarına geri dönen dostumun yüzüne baktım, gözleri direk bana bakıyordu, merakımı gidermek adına “Ne yaptın, ev bulabildin mi?” diye sormama izin vermeden;

“Evi buldum hocam” dedi.

Ve ekledi; “En son görüştüğüm ev sahibi ne iş yaptığımı sorunca ‘Matbaa’da işçiyim” dedim.

Şaşkınlığım bir kat daha arttı;

Çünkü matbaada çalışan işçinin dahi maaşı zamanında ödenir, sigortası eksiksiz yatar. Ancak kentimiz Mersin’de türeyen ve sadece bayramlarda, yılbaşlarında ve resmi günlerde; Gazeteciliğin G’sinden anlamayanlar piyasaya çıkar. Anlayanların ise çıkar amaçlı haber yapmaları, mesleği emeği ile yapanların itibarına gölge düşürmüştü.

Bu nedenle matbaa işçisi demeyi tercih etmişti.

Yaptığı başarılı haberler ile onlarca kez yılın başarılı gazetecisi seçilen bu arkadaşımın, bu günlerde çıkardığı ilk kitabı yayınladı.

Ve ne ilginçtir ki 6 yıl önce mart ayında ve Pazartesi günü bu sohbeti yaptığım Meslektaşım Abidin Yağmur’un kitabı ‘Pazartesi’ adıyla yayınlandı.

Toplumda yaygın olarak kullanılan ‘Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir’ deyimi

Abidin Yağmur kardeşimin başarısı da haftanın ilk enerjik günü olan PAZARTESİ’de gizlidir.

Mesleki anlamda etik değerlerle kendini yoğuran şahsiyetlerin üretimlerinde istikrar vardır. Bu kişilerin toplumda hak ettiği değeri alması zaman alsa da bu son kaçınılmazdır.  Abidin Dostumun kaleminde vicdan olduğuna defalarca tanık oldum. Birçok başarı ismi özdeşlen Yağmur, sanırım ilerleyen başarılı gazeteci kimliğinin bir de başarılı edebiyatçı unvanı alacaktır.

Merdiven altı mamullerin son kullanım tarihi PAZARTESİ’YE sahip çıkmaktan geçer…

 

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

Merdiven altı mamuller ve Pazartesi…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.