h Dolar %
h Euro %
h BIST100 %
a
Mersin °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

GÜNLÜKLER..

ABDULLAH AYAN

(Mavromati’ den Bit Pazarı’ na)

Aylardan Mart, Günlerden pazartesi..

Telefonum çalıyor, arayan Arzu Özer..

Kanal 33′ te sabah programları yapıyor Arzu ve ülke genelinden Mersin özeline günlük gazete başlıklarından yola çıkarak izleyiciyi gelişmelerle ilgili bilgilendiriyor.

Oldukça başarılı da..

Virüs belası olmasa cuma günleri programına konuk olup, gündemle ilgili değerlendirmeler yapacağıma dair söz de vermişim ama maskeli hayatın sürprizleri tüm planlarımızı alt üst etmiş..

Tam da “hayat dediğiniz serüven siz gelecekle ilgili hayaller kurarken, altınızdan akıp giden bir nehir” halleri..

Arzu, bir türlü yerine getiremediğim “haftada bir gün konuk olma” sözünü hatırlatıp salı sabahı programına davet ediyor. Kendime uyguladığım kişisel karantina nedeniyle ‘gelemesem de uzaktan bağlanıp katılabilirmişim..’

Kaçma yolları kapalı anlayacağınız..

-Tamam ama salı olmaz. Perşembe geleyim..

Perşembe gününü özellikle seçiyorum, Arzu’ nun programından çıkıp sevgili Serkan Tultak ile ne zaman başladığımızı benim bile unuttuğum ve son bir yıldır telefonla bağlanarak gerçekleştirdiğimiz Radyo Ülkü’ deki neredeyse geleneksel hale getirdiğimiz söyleşiyi canlı yapmak..

Hem Serkan ile hasret gidereceğim hem de mikrofon başında dile getirmediğimiz kentle ilgili perde arkası gelişmeleri ondan duyacağım..

Arzu’ nun programından çıkıyorum saat 10.30..

Kanal 33 ile Radyo ülkü arası beş dakikalık mesafe..

Yarım saatlik zaman olur da ‘dünyanın en güzel çayı ve en sıcak muhabbeti kaçırılır mı?’

Ver elini Bit Pazarı ve pazarın girişinde Bekir Algüllü kardeşim..

Uzaktan da olsa gözlerle sarılıyor insan, hasret gideriyor, tabureye tünüyorum.

Eskiden çayları gider kendi eliyle getirirdi Bekir, o da çağa uymuş..

Telefona iki çay diye sesleniyor, tavşan kanı çaylar ince belli bardakta geliyor..

Muhabbete dalmaya hazırlanırken üç genç sökün ediyor..

Bekir’ e Bekir’ i soruyorlar..

İstanbul Büyükşehir’ den (kim bilir Belediyenin hangi şirketindeler) geliyorlarmış..

Zafer Çarşısı rölövesini çıkaracaklar da, ününü duydukları Bekir mekanı gösterip mihmandarlık yaparsa iyi olacak..

Bekir, 50 metre ileriyi, kendi gitmiş, alnı üzerindeki sembol dışında ahı bile kalmamış bir kapıyı işaret ediyor, ellerinde bloknotlarla çevreyi keşfetmeye çalışan gençlere..

Saate bakıyorum, vakit dar ve Serkan’ ın ‘Yerel Gündem’ programı İsviçre saati gibidir, asla sarkmaz..

Oysa,  gençleri karşıma alıp Zafer Çarşısı diye aramaya çıktıkları mekânın asıl hikâyesini anlatmam gerekiyor diye düşündüm ama İtiraf edeyim göze alamadım.

Alamam çünkü radyoya yetişmem gerekiyor ve anlatacaklarım öyle üç beş dakikaya sığacak türden bir hikaye değil..

Vakit ayırıp başka zaman deneyemez miydim?

Elbette olur ama salgın bir yana, durmadan aynı şeyleri anlatmaktan yorgun düştüğüm bu kentte onca çabaya karşın bir arpa yol alınamadığını görmenin bezginliği de ağır bastı sanırım..

Bugünkü adıyla Zafer Çarşısının, Rum Ortodoks Kilisesinden Zafer Camii’ ne dönüşmesini, kilise çanlarının korunduğu o kiliseden bozma cami taşlarının sökülerek 1944′ te yapımına başlanan Halkevi duvarlarına koyulmasını, en çok ta Kilise ve müştemilatını yaptıran efsanevi isim Mavromati’ yi..

Kilise taşlarına kadar sökülüp götürülmüş, muhteşem kubbeler ve çan kuleleri bile yok edilmiş, geriye kalan bir parsellik arsayı restore etme derdine düşmüşüz..

Kentten her ayrılışı ve dönüşü kilise çanları çalınarak duyurulan zengin Mavromati adına yaptırılan, kadere bakın ki kilise taşlarıyla aynı günlerde Ortodoks mezarlığından sökülüp Mersin asri mezarlığına nakledilen anıt mezarı taşınırken adeta yağmalanan mermer parçalarının izinin bile kaybolduğu bir kentten söz ediyoruz sonuçta..

Bunlar bilinmeden yenilenecek Zafer Çarşısı’ ndan çıksa çıksa tek tip dükkanlardan oluşan tuhaf bir görüntü çıkar, başka da şey çıkmaz..

Dönemin tüm gözlemcilerinin ‘Doğu Akdeniz’ in en ihtişamlı ve güzel kubbelerine sahip’ özelliğiyle tanımladıkları o kiliseyi camiye dönüştürüp korumaktan bile aciz bir kentte, tarumar edilmiş geçmişin üzerine dikilen dükkanların cephelerini tek tipleştirmeyi restorasyon sananlara neyi anlatacaktım ki?

Tarihi, geçmişi, bilmeden restorasyon mu yapılır?

Binlerce yıldan söz etmiyorum, toplasanız 100 yıllık geçmişi koruyamamış gencecik kentte restorasyon yapılacaksa, öncelikle Mavromati’ nin bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan iki katlı konağına sahip çıkmamız gerekmez mi?*

Olmazsa ne olur?

Korkarım ki yakın zamanda bir gece yanar zamana meydana okuyan o konak ve bugün artık Özgür Çocuk Parkı diye soluklandığımız üç katlı görkemli konağıyla aynı kaderi paylaşır..

Yarısı içilmiş çay bardağını usulca yere koydum..

Bekir’ i, İstanbul’ dan gelmiş restorasyoncu gençlerle baş başa bıraktım.

Gözlerimin önünde akıp giden anılar..

Silifke Caddesine, söyleşi için bekleyen Serkan’ a, Radyo Ülkü’ ye doğru yola koyuldum..

* Konak Mücahitler Caddesinin batısında Borsa Sarayı ile caddenin kesiştiği noktadadır.

Giriş kapısındaki mermer sütunların ve kesme taşların Soli Pompeiopolis harabelerinden getirildiğini 1879’da Mersin’e gelen İngiliz Piskopos Edvin John Davis gezi kitabında anlatır.

Konak, kurtuluş savaşının ardından bir süre müdafaa-i hukuk merkezi olarak kullanılmıştır.

Mustafa Kemal 17 Mart 1923’de Mersin ziyaretinde konağın ikinci katındaki Müdafaa-i Hukuk Merkezini ve alt katındaki Gençler Birliği’ni ziyaret etmiştir. Burada gençlerle sohbet eder ve onlardan Türk Ocağı’ na bağlanmalarını ister. Gençler hemen harekete geçip  Gençler Birliği’ ni feshedip Türk Ocağı idare heyetini seçerler. Türk Ocağı Mersin Başkanlığına ise sonraları Bakan olacak ve siyasi tarihin önemli isimlerinden bir haline gelecek olan Dr. Reşit Galip bey getirilir.

Mustafa Kemal’ in ziyaretinde Gençler Birliği’ ne bin lira bağışta bulunacak bu parayla ilk Mersin il Kütüphanesi oluşturulacaktır.

Konak daha sonra 1937 yılında günümüzdeki mekana taşınıncaya kadar Vali Evi olarak kullanılır.

Sonradan Gök ailesinin satın aldığı konak bugün metruk halde ölümü beklemektedir.. (Mersin Times)

 

 

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İKTİDARIN BELEDİYE ŞİRKETLERİNE EGEMEN OLMA KAVGASI…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.