h Dolar %
h Euro %
h BIST100 %
a
Mersin °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ABDULLAH AYAN

ABDULLAH AYAN

16 Eylül 2021 Perşembe

COVİD VİRÜSÜ, İSTİHDAMI DÜNYA GENELİNDE NASIL ETKİLEDİ?

COVİD VİRÜSÜ, İSTİHDAMI DÜNYA GENELİNDE NASIL ETKİLEDİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandemi sırasında kaybedilen işlerin yüzde 75’inden fazlası, bir yıl önce kimsenin hayal edemeyeceği kadar hızlı bir şekilde geri döndü. Analistler iyileşmenin süreceği ve iş kaybı yaşanan sektörlerde  2022 ortasına kadar her şeyin olağan seyrine döneceği görüşünde hem fikir..

Bir başka ifadeyle beklenti gerçekleşirse iki yıl içinde pandeminin yarattığı hasar geride kalacak…

ABD’ lilerin genlerine işlemiş en büyük travma anlamına gelen 1929 yılındaki ‘büyük durgunluğun’ altı yıl sürdüğü düşünülürse tablo oldukça iyimser…

Evet gözle görülür ve istatistiklere yansıyan belirgin bir iyileşme var ama bu sektörlere ve bölgelere göre büyük farklılıklar gösteriyor asıl sorun da burada başlıyor..

FED başkanı Powel’ in ifadesiyle; “ güçlü ama dengesiz bir toparlanma ” ile karşı karşıya ABD..

ABD detaylı, taze, güvenilir verileriyle istihdam alanındaki gelişmeleri yansıtması bakımından iyi bir örnek ama dünyanın geri kalanı da farklı değil..

Bu bakımdan ABD’ deki gelişmelere dayalı çıkarılacak hayli ders var…

Ekonomi ve istihdam piyasası güçlü biçimde toparlanıyor ama ABD özelinde Siyah ve Hispanik kadınlar ve üniversite diploması olmayan Amerikalılar için iş bulma girişimleri sonuçsuz kalmakta…

İdaho ve Utah gibi bazı eyaletlerde işsizlik son aylarda %3’ lere kadar gerileyerek tarihin en düşük seviyelerini görürken, tek geçim kaynağı turizm olan Hawaii’ de %12 ve New York’ ta %9’ larda seyrediyor..

Ofis yerine evden çalışma modelinin ortaya koyduğu kimi avantajlar nedeniyle tercih edilmesi de pandemi sonrası dünyanın yeni akımlarından biri olmakla kalmıyor, farklı sektörlerdeki istihdamı derinden etkiliyor…

Örneğin daha fazla ofis çalışanının ofis yerine evden çalışmayı tercih etmesi, bir zamanlar aynı ofis çalışanlarına hizmet veren pek çok kafe, restoran ve benzeri mekanların müşterilerini kaybetmelerine yol açtı..

Özellikle Google , Amazon , Apple ve Facebook gibi önde gelen işverenler açılışlarını Ocak ayına kadar ertelediklerinden, bu şirket çalışanlarının eski normale dönüşü en azından bu yıl için söz konusu olmayacak…

Yeni ‘normale dönüş’ ile birlikte işgücü tercih ve talepleri de değişti.

Büfeler ve sinema salonları gibi yüksek temaslı sektörlerde tüm işlerin yarısı hala eksik, ancak karavan bayileri, araba yıkama, bira fabrikaları ve beyaz eşya mağazaları gibi krizin ilk günlerinde neredeyse dibe vuran diğer iş alanları inanılmaz performans  sergilediler..

Yoğun talebe dayalı rekor tüketici harcamaları sayesinde ‘muhteşem’ dönüş yaşandı..

Ancak bunun kalıcı olmadığı kısa zamanda ortaya çıktı…

Tüketici güven endeksi Temmuz’a göre Ağustos ayında yüzde 13.4 düştü; Michigan Üniversitesi Tüketici Anketlerine göre bu, kayıtların tutulmaya başlandığı tarihten itibaren gözlemlenen en büyük aylık düşüşlerden biri .

Eve teslimat yapan kargo şirketleri, ipotek kredisi verenler ve kahvaltılık gevrek üreticileri gibi bazı şanslı sektörler ise kriz boyunca iş ve istihdam kaybı yaşamadıkları gibi şimdi 2020’nin Şubat ayından da iyi durumdalar..

Örneğin adı geçen sektörler istihdamda yüzde 10, hatta yüzde 20 daha fazla çalışana iş verdiler..

İlginçtir, dünya normale dönerken ABD turizm sektöründe önemli yer tutan seyahat acentelerinin işlerini büyük oranda internet üzerinden pazarlama yapan sitelere kaptırdıkları görülüyor…

Gidişat zaten covid-19 salgınından önce de bu gelişmelerin ip uçlarını veriyordu ama salgın süreci akıl almaz biçimde hızlandırdı..

Daha da önemlisi virüsle baş eden aşıların kullanılmaya başlanmasıyla pandeminin sona ereceği ve 2021 Eylülünden itibaren dünya genelinde başta okulların açılmasıyla hayatın normale döneceği beklentileri ortaya çıkan yeni delta varyantı ile yerini kaygılarla dolu yeni sürece bıraktı, bırakıyor..

Daha birkaç ay önce, Eylül ayının ABD’de normale dönüş için bir dönüm noktası olabileceği ön görülüyordu.

O iyimserliğin yerini şimdi yeni bir kaygı dönemi aldı..

Birçok Amerikalı üç ay önce yeniden kurmaya başladıkları güzel hayalleri bırakıp hızla “bilinmezlerle dolu” bir sonbaharı karşılamaya hazırlanıyor.

İş dünyasının önde gelenleri de, tedirgin ve örneğin tedarik zincirleriyle küresel sorun haline gelen nakliye darboğazlarının bitmek şöyle dursun ne zaman azalmaya başlayacağını, tedarik zincirinin çarklarının dönüp dönmeyeceğini tahmin bile edemiyorlar.

Ebeveynler, okulların yeniden kapanıp kapanmayacağını veya çocuk bakımının tekrar kesintiye uğrayıp uğramayacağını bilmiyor.

Ve birçok çalışan önümüzdeki haftalarda ofise dönüp dönmeyecekleri konusunda somut bir plan yapamıyorlar..

Delta varyantı ve henüz adı koyulmamış, ortaya çıkması sürpriz sayılmayacak yeni varyantların yarattığı tedirginlik ABD ile de sınırlı değil..

Covid virüsünün dünyaya yayıldığı ilk merkez olan Wuhan yaralarını sardı ama bu makaleyi kaleme alırken Çin’ in dünyaya açılan en önemli penceresi Şanghay’ ın güneyindeki Fujian eyaletine bağlı 3 milyon civarında nüfusa sahip Putian kentinde ortaya çıkan yeni yoğun vakalar nedeniyle kimsenin kent dışına çıkmaması istendi..

Bu lokal de olsa sokağa çıkma yasağı demek…

Pandemi sürecini en az kayıpla atlatan Yeni Zelanda gibi bir ülkede, Başbakan Ardern, en büyük kent Auckland’ ta delta varyantı nedeniyle ve şimdilik kaydıyla 21 Eylül’e kadar sürecek karantina ilan ediyor..

Kısaca delta varyantını başta ABD’ li yetkililer olmak üzere pek çok yönetim “endişe verici” olarak nitelendiriyor ve özellikle de bunun Amerikalıların harcamaları kısmasına neden olacağını tahmin etmek zor değil…

Bir ay önce 2021’ i bugüne kadar görülmemiş büyüme rekorlarıyla kapatacağını iddia eden ABD’ li uzmanlar son günlerde “Hizmet harcamalarının gerçekten arttığını görmüyorsanız veya birazcık kıpırdıyorsa, bu yıl sanılandan çok daha küçük ve etkisiz bir büyüme elde edeceğiz” değerlendirmelerini yapıyor…

Türkiye bu gelişmelerin neresinde derseniz, istihdam verileri üzerinde oynanarak, geleceğe dönük sağlıklı projeksiyonlar yerine insanların kaderi anlamına gelen rakamların eğilip büküldüğü bir dönem olarak hatırlanacak, yazılacak bu günler.. (Mersin Times)

Devamını Oku

PANDEMİ SONRASI ÇALIŞMA HAYATININ YENİ ‘GİZEMLİ’ TABLOSU…

PANDEMİ SONRASI ÇALIŞMA HAYATININ YENİ ‘GİZEMLİ’ TABLOSU…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Covid virüs tehdidiyle karşılaştığımız günden beri yukarıdaki cümleyi yineleyip duruyoruz…

Önce hepimizi saran ölüm korkusuyla evlere kapandık, kapıya paket getiren bir yana, satın aldığımız sebze/meyveyi bile saatlerce izole ederek, virüsten uzak durmaya çalıştık..

Üretim çarkları yavaşladı, eğitimi sanal ortama taşıdık…

Turizm sektörü çöktü, devletler eliyle desteklenenler dışında kalan havayolu şirketleri iflas etti, online alışverişe dönemeyen mağazalar, marketler kapandı..

Fiziki temasa dayalı ne kadar iş varsa internete taşındı…

Devasa boyutlardaki marketlerin, geniş ağlara sahip bankaların yerini, akıllı telefon uygulamaları aldı…

Şubesi olmayan, çekirdek kadroyla hizmet veren düne kadar yeri dahi bilinmez bankalar, bir zamanlar her köşe başına açtığı şubelerle övünen yüz binlerce çalışana sahip olan dev finans kuruluşlarına nal toplattı..

Kapandıkları evlerinden burunlarını dışarı çıkaramayan insanların gideceği yer kalmayınca araba kullanımı da anlamını yitirdi.

Bunun sonucunda otomotiv sektörünün kepenk kapatma noktasına geldiğine, tüketimin durmasıyla dibe vuran petrol fiyatlarına –tarihte ilk kez petrol fiyatlarının vadeli piyasalarda negatife döndüğünü, bir başka ifadeyle depolayacak yeri olana aldığı her varil petrol için üstüne para verildiğini hatırlamakta yarar var- tanık olduk…

İki kişinin bir araya gelememesi sonucu kapısına kilit asan restoranlar, barlar..

Binlerce girişimcinin toplandığı büyük fuarlar bir yana, üç kişilik toplantıların bile sanal ortamda yapılması…

Dünyanın neresinde olursa olsun, her yaştan ve her cinsten insanı az veya çok etkileyen benzersiz pandeminin sektörel bazda etkileriyle ilgili hepimizin anlatacağı sayısız öykü, çıkaracağımız sınırsız dersler var…

Ancak pozitif bilim deyim yerindeyse bir mucize gerçekleştirdi ve eski zamanlarda tanınması on yıllar alacak düşmanı aylarla ölçülecek zaman diliminde alt edecek aşı geliştirildi..

Her ne kadar covid virüsü kendisini yok eden aşılara karşı varyant değişiklikleriyle yeni hüviyetlerle saldırılara geçse de, aşılar sayesinde ölümcül etkisini –en azından şimdilik- azaltmış bulunuyor..

Bu güvenceyle okullar yeniden açılıyor, çocukların geleceğinden çalınan eğitim yılı telafi edilmeye çalışılıyor…

Restoranlar, oteller, üretim tesisleri normal faaliyetlerine dönerek, kaybettiklerini yerine koyma gayretinde…

Peki, gerçekten hayat, salgın öncesi olağan seyrine dönecek mi?

Kaybettiğimiz onca insanı, kapımızı ne zaman çalacağını bilmediğimiz ölüm meleğinin korkusuyla geçen kâbus dolu onca gün ve geceyi unutup, kötü rüyadan uyanır gibi, günaydın niyetine “nerede kalmıştık” diye mi çıkacağız yolculuğa?

Bir yanıyla hızlı bir iyileşme söz konusu ama veriler bu toparlanmanın hiçbir zaman eskiye dönüş çizgisinde olmayacağını gösteriyor…

Örneğin her türlü manipülasyona kapalı, şeffaflığı ve doğruluğu tüm kurumlarca kabul edilen ABD istihdam verileri çok ilginç şeyler anlatıyor son günlerde…

Washington Post’ un 4 Eylül 2021 tarihli çok geniş hacimli ve kapsamlı haber/araştırması “10 milyon eleman bekleyen açık iş var, ancak 8,4 milyondan fazla işsiz hala aktif olarak iş arıyor.” Başlığını taşıyor…

Türkiye’ de benzer tablo on yıllardır var ve daha çok nitelikli iş gücünden kaynaklı bu soruna aşina olduğumuz gibi, eğitim temelli yapısal nedenlerini de biliyoruz..

Ama ABD’ de durum çok daha farklı ve şimdi başta Biden yönetimi olmak üzere özel sektöründen devlet kurumlarına, sahadaki durumu anlamaya çalışan uzmanlardan Üniversitelerdeki akademisyenlere kadar herkes küresel salgının etkileriyle bu çarpıcı veriler arasındaki ilişkileri anlamaya, analiz etmeye çalışıyor…

WP, bu nedenle, iş arayanlarla eleman arayanlar arasında ortaya çıkan bu yeni ve ilginç durumu ‘Ekonomik toparlanmanın merkezinde yatan gizem’ olarak tanımlıyor..

Aslında gizemden çok aşı sonrası başlayan iyimser hava ve toparlanma rüzgarı yanında değişen sektörel dinamiklerden kaynaklı yeni bir istihdam iklimi ve dönüşüm söz konusu..

Örneğin, büfeler ve sinema salonları gibi yüksek temaslı sektörlerde tüm işlerin yarısı hala eksik, ancak karavan satıcıları, araba yıkama, bira fabrikaları ve beyaz eşya mağazaları gibi krizin ilk günlerinde daha fazla etkilenen diğer endüstriler talep patlamasına dayalı eleman arayışındalar…

Kitlelerin kıtlıktan çıkmış gibi kimi mallara hücumuna cevap vermeye çalışan üretim patlaması ve o üretimi yapmak için gerekli yeterince eleman ihtiyacı…

Öğretmenler ve sağlık çalışanları arasında rekor sayıda insan meslek bırakırken, çocuk bakımı alanında çalışacak bir elemanı kapmak için on kurum daha cazip tekliflerle kuyruğa girmekte…

Son günlerde birçok mağaza ve restoranda müşteriler kapılarda “lütfen sabırlı olun, çalışan kadromuz az” tabelalarıyla karşılanırken, milyonlarca işsiz günü geçen konut kredisini ödeyemediği için evini kaybetme riskiyle karşı karşıya…

FED Başkanı Powel’ in “ güçlü ama dengesiz bir toparlanma ” olarak tanımladığı karantina sonrası bu yeni durumu irdelemeyi sürdüreceğim… (Mersin Times)

Devamını Oku

AUCKLAND’IN BUDALALIĞI VE AFGANİSTAN…

AUCKLAND’IN BUDALALIĞI VE AFGANİSTAN…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarihte tekerrürün böylesine çarpıcı biçimde yaşandığı, zamanın yavaş seyrettiği hatta durduğu hissini veren ilginç bir ülke Afganistan..

Döneminin en güçlü silahlarına ve donanımlı ordusuna sahip Sovyetler Birliği’ ne diz çökertmesi, son günlerde gündemin tepesine oturan ABD’ yi yenilgiye uğratan ülke olmasıyla sınırlı değil Afganistan’ da tarihin tekerrür etmesi..

Bir dönemin ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluğu’ olarak anılan İngiltere’ ye de en güçlü olduğu dönemde şamar indiren ve o güne kadar yaygın inanış olarak dünyaya hâkim olan ‘yenilmezlik’ algısını yerle bir eden toprakların üstünde yer alan bir ülke Afganistan…

İngiltere, Sovyetler ve ABD gibi farklı dönemlerin dünyaya egemen olmuş ‘imparatorluklarını’ pes ettiren yoksul Afganistan’ ın bu direniş gücünü sorgulamak için ilk hezimete uğrayan İngiltere ile yaşadıklarını bilmek bugünleri anlama adına önemli dersler içeriyor…

Baharatın batı için önemi, batıya ulaşmasını sağlayan ipek yolu ve o binlerce yıllık güzergah üzerinde yer alan her bakımından zengin ve müreffeh Afganistan’ ın talihi buharın gemicilikte kullanılması ve deniz taşımacılığının çok önemli avantajlara sahip olmasıyla döner…

Önce Hollanda ve ardından dönemin hızlı gemi filolarıyla İngilizler baharat ve ipek zengini Doğu ve Güney Doğu Asya’ yı özellikle de Hindistan’ ı istila eder..

Kanun yapma ve uygulama yetkisine sahip İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Hong Kong’ tan Singapur’ a, Burma’ dan Hindistan’ a kadar karşısına çıkan tüm yerel güçleri yok ederek coğrafyayı kontrol altına alır.

Yaklaşık iki asır içinde ticaret kuruluşu olmaktan çıkıp idari kurum haline geldiği ortaya çıkınca da İngiliz yönetimi tarafından çıkarılan yasayla işgal edilen topraklar imparatorluğun egemenliği altına geçer..

1835’ te Lord Auckland’ ın Hindistan’ a genel vali olarak atanması 1833’ te çıkarılan ve Doğu Hindistan Şirketinin imtiyazlarını ortadan kaldırıp, işgal edilen toprakları imparatorluğun yönetimine bırakan yasal düzenlemeye dayanıyordu..

Lord Auckland, Şubat 1836’ da Kalkuta limanından Hindistan’ a görkemli kutlamalarla ayak basarken, en önemli işinin artık doğal sınırları zorlayan yayılma yerine, işgal edilen bereketli toprakları koruma ve yapılandırıp güçlendirme olduğunun farkındadır…

Koruma önemlidir çünkü, aynı dönemin güçlü Rusya’ sı bir yandan Avrupa’ ya inmek, bir başka koldan da Hindistan’ a ve zengin kaynaklara ulaşma girişimlerinde bulunmaktadır..

Lord Auckland, Rusya tehdidine karşı Hindistan’ ı koruma duvarının Afganistan olduğunu, Afganistan’ ın kontrol edilmesi halinde Hindistan’ ın güvencede olacağı görüşündedir…

1838’de Lord Auckland ‘Simla Manifestosu’ olarak adlandırılan planını uygulamaya koyulur..

Manifesto temel olarak, İmparatorluğun selameti için Ruslarla Hindistan arasında tampon sayılan Afganistan’da Birleşik Krallık yanlısı bir yönetimin şart olduğunu öngörmekteydi..

Aslında Auckland, Ruslardan korkmakta haklıydı..

Haklıydı çünkü, Ruslar bir yandan Kafkasya’da ilerlerken, diğer yandan da Orta Asya’da yeni işgallere girişerek, Afganistan sınırına yaklaşırlar. Ayrıca, Rus danışmanların desteklediği bir İran ordusu Herat’ı kuşatır…

Auckland, ilk hamlede Ruslarla flört yaptığını düşündüğü Afgan Hükümdarı Dost Mohammad Han’ ı devirip kendisine sadık Shah Shoja’ nın başa geçmesini sağlar ancak bu Afganistan’ ı kontrol altına almaya yetmez…

1838’de İngilizler Afganistan’ı işgal eder.

Ama nasıl bir direnişle karşılaşacakları karşılarındaki gücün varlığı hakkında hiçbir fikirleri yoktur.. O kadar ki, işgal harekatı savaşmaya giden bir ordudan çok, geziyi andırmaktadır..

Afganistan yolculuğuna! çıkan Britanya sömürge ordusuna mensup her subaya, en az 10 Hintli hizmetçi refakat etmektedir..

O kadar ki, 16 bin 500 kişilik toplam karma Britanyalı-Hint ordusunu, 38 bin kişilik bir hizmetçiler ve kamp takipçileri topluluğu izler…

Kandehar’ı güle oynaya aldıktan sonra Kâbil’e girerler; ancak Kasım 1840’ ta o güne kadar İngilizlerin tanık olmadığı çok güçlü bir direniş başlar…

Özellikle kış aylarında Afgan saldırıları sonucu Britanya işgal güçleri neredeyse imha edilir. Kayıtlara göre sadece Gandarmak Geçidi’ ndeki kayıp 5 binden fazladır..

Yenilgi karşısında geri çekilirler, 1842 yazında iki koldan ilerleyip tekrar Kâbil’i ele geçirirler, ama yeniden Afgan direnişiyle karşılaşır ve bir kez daha darbe yerler..

Son hezimetin ardından Afganistan’ da tutunamayacaklarını anlayıp dönmemek üzere Hindistan’ a dönmenin faturası Lord Auckland’ e kesilir…

1842’ de İngiltere’ ye geri çağrılır…

Yerine atanan yeni Hindistan genel valisinin ilk işi Auckland’ ın sürgüne gönderdiği Afgan Hükümdarı Dost Mohammad Han’ ı yeniden ülkenin başına geçirmek için gerekli adımları atmaktır..

İki yüz yıllık büyük İngiliz Oyunu Auckland’ ın ilan ettiği ve uygulamaya çalıştığı Simla Manifestosunun iflasıyla büyük yara alır…

1840-41 Afganistan yenilgisiyle İngilizlerin iki yüz yıl süren yenilmezlik karizması çizilir..

Auckland stratejisi bugün dünyada ‘Auckland budalalığı’ olarak anılıyor…

Burada soluklanıp sormakta yarar var:

Auckland gerçekte budala mıydı, yoksa doğru hamleyi yanlış yerde mi yapmaya kalktı?

Afganistan o gün bugündür ilerlemek şöyle dursun, 15. Yüzyıla kadar medeni, kültür zengini olma özelliklerini yitirip taş devrine dönerken, hangi dinamikler rol oynadı?

Daha da önemlisi ‘Afganistan budalası ‘Auckland nasıl oldu da, aynı Britanya’ nın o yıllarda ele geçirdiği Yeni Zelanda’ nın en büyük kenti Auckland’ e adını verecek kadar etkili bir şahsiyete büründü?

Pek çok değerlendirme yapılabilir ama şu gerçeği kimse yadsıyamaz:

3500 yıllık maziye sahip , bir zaman Orta Asya’ nın en görkemli kadim şehri Kâbil (Kabol) taş devrini yaşarken, 200 yıl önce kurulan Auckland dünyanın en yaşanır kentleri sıralamasının tepelerinde..

Tek başına bu tablo bile yeterince şeyler anlatıyor, ders çıkarmak isteyenlere… (Mersin Times)

Devamını Oku

İKİ RAYLI SİSTEM İKİ ÖYKÜ…

İKİ RAYLI SİSTEM İKİ ÖYKÜ…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Adana 596 milyon dolara bitiremedi, Antep 36 milyona tamamladı.

Hafif raylı sistem on yıldır Mersin’in gündeminde…

2004 yerel seçimlerinden hemen önce kent kavşaklarına dikilen tabelaların bir kısmı çürüse de, akıllardan hiç silinmedi…

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığını sürdüren Macit Özcan’ın hayallerini süsleyen yatırım konusu geçtiğimiz hafta son ulaşım Master planını tamamlama noktasına gelen firmanın verdiği bilgilerle farklı bir aşamaya geldi.

Yatırımın yol haritasını belirleyecek o planın detaylarına ve söylenmesi gerekenlere geçmeden önce, çok yakınımızda yer alan iki kentin raylı sistem alanında attıkları adımları anlatmak gerekiyor.

Anlatalım ki, Mersin yanı başındaki iki farklı projenin ekonomik boyutlarını, süreçlerini, birinin başarısıyla, diğerinin trajik felaketini öğrensin.

Anlatalım ki, başaran Gaziantep ile, başarısızlığın hüsranını yaşayan Adana arasındaki farkı herkes şimdiden görsün ve buna göre kendisine sağlıklı bir yol haritası çizsin…

**

Önce Adana…

1984 yılında ANAP’ tan Belediye Başkanı seçilen Aytaç Durak görev süresinin bitmesine yakın 1988’ de Adana raylı sistem projesini ortaya attı. Ancak bu konu ete kemiğe bürünmeden koltuğunu 1989’ da SHP’ li Selahattin Çolak’ a devretti.

Çolak üzerinde çalıştığı projeyi DPT’ den geçirirken 1994 seçimlerini kaybetti.

Durak 2. Kez döndü Adana Belediyesine…

Hayali kendisine, DPT’ den geçmiş ve dış kredi onayı bile hazır projesi Çolak’ a ait olan yatırım için düğmeye bastı.

Dış kredisi Hazine garantisine bağlanan Adana Raylı Sistem işi 340 milyon dolar bedelle 7 Ekim 1996 günü ihale edildi.

Durak ortaya çıkacak yatırımın metro olacağını müjdeliyordu ama, rahatlıkla raylı sistem olarak tanımlanacak projenin sırf maliyetler şişsin diye anahtar teslimi işi üstlenen grubun insafına bırakıldığı zaman içinde çıktı ortaya.

Yatırıma ayrılan bütçeyi altından kalkılmaz hale getirmek için bir/iki istasyon hiç gereği yokken yer altına indirilmiş, bu istasyonların kazılması, yürüyen merdivenlerle donatılması, arazi yapısıyla ilgili ortaya çıkan sorunların! giderilmesi gibi beklenmedik –veya birilerinin bilinçli biçimde beklentilerle- giderlerin artması sonucu tüm kredileri yutan inşaat tamamlanmadan havlu atmak zorunda kaldı.

Bu arada 1999 seçimleri gelip dayandı. 1994 yılında seçildiği ANAP’ ı bırakıp DYP’ ye geçen Durak, kendisini yeniden aday yapmayacağını açıklayan DYP’ den ayrılıp ANAP şapkasıyla girdiği Nisan 1999 seçimlerini kazanarak 3. Kez Adana Belediye Başkanı oldu.

Ancak zaten zor günler yaşayan Hazine Durak’ ın tüm girişimlerine rağmen, 340 milyon doları yutan Adana raylı sistemine yeni dış kredi garantisi vermedi.

2001 krizi, ardından Kemal Derviş’in ekonomi dümenine geçişi… Onun hazine garantili taleplere tavizsiz biçimde karşı çıkışı…

Durak o günlerde ne yaptıysa karşısına çıkan engelleri aşamadı.

2004 yerel seçimleri yaklaşırken, beklediği mucize AK Parti’ ye kabul edilişiyle gerçekleşti. Girdiği seçimleri, iktidarın rüzgarını arkasına alarak kazanması zor olmadı. Asıl zorluk orta yerde duran raylı sistem enkazını ayağa kaldıracak ek kredi için gerekli Hazine garantisinde yaşandı.

Ama sonunda onu da başardı.

28 Ağustos 2006 tarihinde Hazine, Adana Büyükşehir Belediyesine raylı sistemini hayata geçirecek 194,2 milyon dolarlık ek kredi talebini onayladı.

Proje başlangıcı itibariyle 22, temelin atıldığı tarihten başlayarak 14 yıllık öykünün sonunda bugün itibariyle Adana’da ortaya çıkan tablo şudur:

-Yatırım başladığında belirlenen güzergahın, bugün kuzeye kayan Adana ile ilgisi kalmamıştır.

-Topu, topu 13,5 km lik yatırım bugüne kadar 596 milyon dolar yutmasına rağmen, bitmemiştir, ne zaman bitirileceği bir yana, bitse bile sağlıklı işleyip işlemeyeceği konusu tartışmalıdır. (2009 yerel seçimlerinden önce apar topar hizmete açılan bir bölümde ilerlemeye çalışan vagonların raydan çıkıp elektrik direğine çarptığını fıkra gibi anlatır Adanalılar)

-Yıllık %7 faizle sağlanan kredi için Adana’ nın sırtına binen borç yükü her yıl 42 milyon dolar artmaktadır. Adananın günlük borç faizi bile 120 bin dolardır.

-İnşaat tamamlanmadan -hangi akla hizmetse-  Güney Kore’den 24 milyon dolar ödenerek satın alınan vagonlar çürümeye terk edilmiş, dünyadaki hızlı teknolojik değişim nedeniyle araçlar kullanılmadan demode olmuştur.

-Bugün Adana, Türkiye’ nin ‘en tuhaf 10 yatırımı’ arasında ilk sıralara oturan, her yağmurda bataklık halini alan, en pahalı bir iki mezarlık projesinden birine sahiptir, Durak sayesinde…

**

Adana yanında bir de çok farklı Gaziantep örneği var, Mersin’in ders alması gereken…

2008 sonunda Gaziantep Büyükşehir Belediyesi kendisine dayatılan tüm raylı sistem projelerini çöpe atarak, kent ihtiyaçlarını masaya yatırdı ve kendi yol haritasını kendisi yaptı.

Adana ile benzer coğrafi dokuya sahip kent kamulaştırma gibi para gerektirecek yanlışlara düşmeden üstelik şehrin gelişme potansiyeline ve yolcu trafiğine uygun güzergahı belirledi.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, yatırımı anahtar teslimi tek şirkete ihale etmektense, üçe bölme gibi pek denenmemiş, müteahitlerin nefret ettiği birilerine en aykırı! gelen yöntemi tercih etti Gaziantep.

Sonuçta alt yapı ve rayların döşenmesi için 12, elektrifikasyon için 12, istasyon ve diğer işler için 10 milyon dolar civarındaki bir bütçeyle iki yıl gibi süre zarfında hafif raylı sistemini bitirmek üzere…

Üniversiteden başlayarak, yeni gelişme alanlarından geçen, tüm kurumların ve ticari merkezlerin yer aldığı –Belediye, Valilik, Emniyet Müdürlüğü, Adalet Sarayı, Stadyum ve daha pek çok sivil, resmi kurumun konuşlandığı- cazibe bölgesinde sona eren 11 km lik güzergah…

Yolcuları taşıyacak vagonlara gelince…

Gaziantep’in bu alandaki deneyimi başlı başına bir başarı öyküsü…

Fizibilite çalışmalarında karşısına çıkarılan ve en düşüğü 150 milyon dolardan başlayan raylı sistem projelerini elinin tersiyle iten Gaziantep, kendi göbeğini kendisinin kestiği kente özgü modeli hayata geçirirken, vagonlar konusunda inanılması güç bir fırsat yakalar.

Vagonlarını yenileriyle değiştirme kararı alan Frankfurt Belediyesinin elinde tümü kullanılır halde 17 vagon olduğu bilgisini alan Başkan Asım Güzelbey soluğu Almanya’ da alır.

Pazarlıklar sonunda tümü için 1 milyon dolara el sıkışılır (yanlış okumadınız yalnızca Bir Milyon Dolar)

Kısa sürede vagonlar Gaziantep’ e getirilir. Kurulan atölyede tümü elden geçirilip, yenisinden farksız araçların kazanılması sağlanır.

Ve sonuç:

13,5 km lik güzergaha 596 milyon doları gömerek, 14 yıldır raylı sistemi bir türlü tamamlayamayan –bu gidişle tamamlanacağı meçhule kadar kentin kullanılamaz bölgesi haline gelen- Adana…

36 milyon dolarlık bütçeyle, 11 km lik raylı sistemini 2 yıldan kısa sürede tamamlayarak hizmete sokmanın heyecanındaki Gaziantep…

Bir yandan 596 milyon dolarlık yüksek faizli borcu nedeniyle her gün 115 bin dolar faiz yükü artan Adana ( %7 faizle borçlanan Adana’ nın bugün yıllık faiz yükü 42 milyon dolar civarında)

Hazine garantilisi bir yana, iç ve dış tüm kredi önerilerini elinin tersiyle iten ve kendi bütçe imkanlarıyla kısa sürede raylı sistemi halkın hizmetine sunan Gaziantep…

İki örnek ve iki farklı kent vizyonu…

Her yıl 3 trilyon kazandığı otobüs işletmesine 16 trilyon para ayıran Mersin’in yanı başındaki iki şehir ve iki uç model…

Eğer Gaziantep modelinden gerekli dersleri çıkarsa, beş yıllık otobüs işletmesi zararıyla halkın tüm gereksinimlerini karşılayacak raylı sisteme kavuşabilir Mersin…

Yeter ki, anlattığımız Adana ve Gaziantep deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılsın… (Mersin Times)

 

Devamını Oku

MALİYET, FİNANSMAN ÜZERİNDEN MERSİN VE İZMİR BUCA METRO PROJELERİ..

MALİYET, FİNANSMAN ÜZERİNDEN MERSİN VE İZMİR BUCA METRO PROJELERİ..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABDULLAH AYAN

Metro konusunda Mersin ilk kez somut bir projenin karar aşamasında…

BŞ Başkanı Seçer’ in önünde farklı seçenekler var..

Meclisten aldığı borçlanma yetkisi sayesinde 900 milyon lira krediyi temin eder, gerisine ‘Allah kerim’ deyip ihaleyi kazanan oluşumla karşılıklı imzalar atılır, proje bir yerden başlatılır..

Kredi koşullarını beğenmez, faiz oranlarını yüksek bulur ve çıkar Mersin halkına ‘ben kendimi ve sizi böylesi bir yükün altına sokamam’ der, ihaleyi iptal eder…

Bu olasılıkların, sürecin doğal seyrinde yürümesine bağlı olduğunu da unutmayalım..

Örneğin, bulunan krediyi, hazine veya Cumhurbaşkanının onaylayıp onaylamayacağını, prosedürün ne kadar süreceği de meçhul..

Asıl bilinmeyense, 650-700 milyon dolara çıkacağı söylenen – ki bunun çok iyimser bir beklenti olduğunu İzmir Buca projesi gösteriyor- Mersin metrosunun finansman sorununun bulunacak yaklaşık 100 milyon dolarla çözülemeyeceği…

İhtiyaç duyulan ek kaynak ne kadar zamanda ve nasıl bulunacak?

Bugün 900 milyon lira borçlanma yetkisi veren Mersin BŞ Belediye Meclisi ileride gelecek yeni talepleri aynı rahatlıkla onaylayacak mı?

Yoksa projeyi ve dolayısıyla Başkan Seçer’ i ortada bırakıp kenardan el mi ovuşturacak?

Unutulmamalı, İzmir BŞ’ in metro projesi için borçlanma yetkisi almasında sorun çıkmıyor çünkü Başkan Soyer’ in Meclis çoğunluğu konusunda sıkıntısı yok…

Birebir aynı mesafeye sahip ve aynı yöntemle yapılacak Buca-Üçyol projesi için İzmir BŞ belediyesinin telaffuz ettiği maliyet 1 milyar 70 milyon Euro. Bir başka ifadeyle 1,2 milyar dolar.. ( Merak eden https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/ucyol-buca-metrosu-na-asya-dan-125-milyon-euro/45054/156#:~:text=%C4%B0zmir%20B%C3%BCy%C3%BCk%C5%9Fehir%20Belediyesi%2C%201%20milyar,Euro’luk%20yetkilendirme%20anla%C5%9Fmas%C4%B1%20imzalad%C4%B1. Linkinden krediyle ilgili detaylı bilgilere ulaşabilir )

Revize edilip 13,4 km’ ye çekilen Mersin ile 13,5 km uzunluğundaki İzmir Buca-Üçyol metro projesi istasyon sayıları yanında sistemi oluşturan aç kapa ve tünel mesafeleri bakımından da birebir aynı…

Mersin ve Buca projelerini üstlenen danışmanlık şirketi birbirinin aynısı iki HRS’ den biri için 650 milyon dolar konuşulurken, diğerinin 1,2 milyar dolara mal olacağıyla ilgili açıklamalara ne diyecektir gerçekten merak edilmesi gereken asıl husus…

İzmir Buca metrosunda süreç hızla devam ettiği ve 2020’de Avrupa Yatırım Bankası’ ndan sağlanan 125 milyon Euro’ ya ek olarak son günlerde Asya Yatırım Bankasıyla 125 milyon Euro’ luk yetkilendirme anlaşması imzalandığına göre en azından inşaatın başlamasının önünde engel kalmamış gibi…

,Ancak daha önceki makalede de belirttiğim gibi Mersin metro projesinin kredilendirme sürecini görmeden değerlendirme yapmak anlamsız…

Kaldı ki, geri kalanından geçtim, ilk kredi diliminin alınması, onaylanması ile ilgili süreci gördükten sonra elbette konuyu yeniden ele alır, birlikte tartışırız…

Ama Mersin’ e nüfus büyüklüğü ve buna dayalı yolcu sayıları bakımından çok benzeyen iki kent ve bu iki kentin birbirinden hayli farklı iki raylı sistem deneyimi var..,

Önümüzde Adana modeli var ki, 600 milyon dolar harcanmasına rağmen işlevsellikten uzak, kent kaynaklarını yiyip bitiren, faiz yükü bile Belediye sırtında kambur bir kötü örnek olarak literatüre bile geçecek kadar kötü bir proje olarak anılıyor…

Merak eden gidip her yağmur sonrası Adana’ lıların ‘balık havuzu’ esprisi yaptıkları 25 yıldır tam olarak tamamlanamayan ucube projeyi yarım yamalak haliyle yerinde görebilir..

Bir de Gaziantep projesi var ki, omurga itibariyle bir yıl gibi kısa sürede tamamlanıp yolcu taşımaya başlamış, ne dış ne iç kaynak ihtiyacı duymadan Belediyenin kendi olanaklarıyla hizmete aldığı 36 milyon dolarlık mütevazı, tevazu yanında işlevsellik anlamında çok etkili bir raylı sistem söz konusu…

Konuyu 2010 yılında “Adana 596 milyon dolara bitiremedi, Antep 36 milyona tamamladı. İki raylı sistem iki öykü…” ele almış ve tüm detaylarıyla iki uç modeli anlatmaya çalışmıştım…

Karar aşamasındaki Mersin’ e ilham verir diye bir sonraki makaleyi o öyküye ayıracağım… (Mersin Times)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.